YERLİ VE MİLLİ ÜRETİME ADANMIŞ ÖMÜRLER-33: TESTAŞ’IN KURULUŞ HİKAYESİ / Dr.İlhami Pektaş

TESTAŞ -Türkiye Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş: Transistor: Transistor / Yarıiletken ve Çip Üretimi

TESTAŞ, 1970’lerin ortalarında bir devlet girişimi olarak Türkiye’de yarıiletken devre elemanları üretmek üzere kurulmuştu. Bunun için de bir Amerikan şirketi olan Exar’dan know-how alınmıştı. Ama sonu getirilemedi, yapılan yatırımlar amacına ulaşamadı. TESTAŞ’ın yarıiletken araştırma ve tasarım birimi olarak 1983 yılında kurulan YİTAL daha sonra TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde önemli bir yarıiletken teknolojileri araştırma laboratuvarı haline geldi. Aydın’daki fabrika 1997 yılında kapandı. Ankara’daki TESTAŞ fabrika ve arazisi 1998’de Teknoloji Geliştirme Bölgesi kurulması amacıyla ODTÜ’ye devredildi. 2008 yılında TESTAŞ tesisleri üzerinde Mikro Elektro Mekanik Sistemler Alanında Araştırma ve Uygulamalar yapan ODTÜ MEMS Merkezi kuruldu. ODTÜ MEMS Merkezi, 2017 yılında 6550 sayılı kanun kapsamında tüzel kişilik kazanarak bilimsel çalışma ve araştırmalarına devam ediyor. Arazinin diğer bölümünde ise 2019 yılında kurulan ODTÜ Teknokent Bilişim İnovasyon Merkezi faaliyet gösteriyor.

Bilindiği gibi yarıiletkenlerin icadından önce elektronik Radyo/TV/Radar vs. tüm ürünlerde elektronik vakum cam tüpler kullanılıyordu. Ancak 1950 yıllarında transistör’ün icadı 20. asrın en önemli elektronik-teknolojik devrimi olarak kabul edildi. Transistör’ün icadından sonra elektronik, bilgisayar, savunma ve havacılık, uzay, yazılım, haberleşme, robot gibi tüm teknolojilerin önü açıldı ve baş döndürücü gelişmeler yaşanmaya başladı.

O yıllarda Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bu ışığı görerek İslam Bankası kredisi ile 1970’lerin ortalarında TESTAŞ’ı kurarak Ankara’da Chip/Transistor-IC fabrikasını, Aydın’da da IC/Transistör paketleme fabrikalarını kurdu. Bu fabrikalarda çalışacak mühendisleri yurt dışına eğitime gönderdi, yurt dışında eğitim gören kaliteli mühendisleri de TESTAŞ’ta işe başlattı.

TESTAŞ’ın kuruluş kararı 9 Aralık 1975 yılında alınmasına rağmen gecikmeli olarak 13 Eylül 1976 yılında 100 milyon TL sermayeli tesis olarak temeli atılabildi. Ortakları arasında MKE, PTT, TEK, Türkiye Denizcilik Bankası gibi kuruluşlar vardı.  Kuruluş amacı Türkiye’de her türlü elektronik devre elemanları, askeri ve sivil haberleşme teçhizatı, endüstriyel elektronik cihaz ve sistemleri üretmekti. TESTAŞ, bu amaca uygun olarak üretim yerlerini Ankara, Aydın, Erzurum ve Pasinler olarak planladı.

Aynı tarihlerde Taiwan ve G.Kore’liler TSMC, UMC, SAMSUNG Semi- Conductor yani Chip/Transistör/IC fabrikalarını kurdular ve bunların içinden özellikle G.Koreli Samsung, ilk ürettiği ürünlerini Bilgisayar, TV, Cep Telefonu vb. elektronik ürün ailelerine evirerek bugün Apple, Microsoft, IBM gibi dünya devi firmalar ile boy ölçüşen markalarını geliştirdi.

Bizde ise henüz deneme üretimleri yapılıyordu ki her zaman olduğu gibi içimizden ve dışımızdan bazı ileri görüşlü insanlar böyle bir ileri teknolojinin, Türkiye elektronik sanayisinin çekirdeği ve kaynağı olan bu girişimin ne demek olduğunu, nereye varacağını hemen anladılar ve engellemek için seferber oldular. İlk adım olarak bilindik çeşitli geciktirme, engelleme metotları uygulandı ve daha sonra zarar ediyor gerekçesiyle TESTAŞ özelleştirme listesine alınarak çalışmalarının durdurulması yoluna gidildi.

1990’lı yıllarda SAMSUNG’un Hindistan’a yarıiletken tesisi kurma kararı alması üzerine TESTAŞ yetkilileri hemen Seul’e giderek girişimlerde bulundu ve yatırımın mevcut TESTAŞ tesislerinde yapılması için çalışmalar başlatıldı. SAMSUNG’un ilgili 2 direktörü ile birlikte Aydın ve Ankara tesisleri ziyaret edilerek değerlendirmeler yapıldı ve olumlu rapor verildi. Amaç TESTAŞ ile SAMSUNG ortak olacak, Avrupa ve Ortadoğu pazarına birlikte üretim ve ihracat yapacaktı. Ama olmadı. Buna da izin verilmedi.

Bu iç ve dış güçler Türkiye’nin elektronik sanayisinin ve aslında ülkemizin uçak, motor, makine, savunma sanayi gibi tüm stratejik sanayisinin en az 50 yıl durmasına ve dışarıya bağımlı olmasına sebep oldular. Onlar sizin yol, köprü, tünel, turistik tesisler, oteller, müzeler, konser salonları, halı dokuma, konserve fabrikaları vb. yapmanıza karşı değillerdi. Ama yarıiletken yapmanıza, motor, uçak, makine, silah vb. yapmanıza katiyen izin vermezlerdi. Yarıiletken sizin neyinize? Fabrikalar kurmak neyinize? Size yarıiletken lazımsa biz veririz, motor, uçak, makine, silah lazımsa biz veririz tabii parasıyla, bir de canımız isterse diyorlardı.

TESTAŞ’ı daha yakından tanımak, nasıl kurulduğunu, gelişmesinin nasıl engellendiğini ve nasıl kapandığını öğrenmek için TESTAŞ’ın kuruluşunda bulunmuş, TESTAŞ’ta yıllarca çalışmış yerli ve milli üretime hayatını adamış elektronik sektör sanayimizin duayenlerinden Önder Kefoğlu ile görüştük ve tarihe ışık tutacak çok değerli bilgiler aldık.

TESTAŞ ile nasıl tanıştınız?

Önder Kefoğlu: Ben ve kardeşim Ender, liseden sonra birlikte ABD’nin Missouri Üniversitesi Elektronik bölümünde lisans ve yüksek lisans derecelerini tamamlayarak elektronik yüksek mühendisi ünvanını aldık. Yüksek lisanslarımızı Dijital ve İstatistiki Komünikasyon üzerine yaptık. Türkiye’ye dönünce kardeşimle birlikte kısa dönem askerliğimizi de tamamladık ve iş aramaya başladık.

1976 yılında Türkiye’de kapalı ekonomi var, yurt dışına yılda ancak bir defa veya iki defa çıkabiliyorsunuz. Türk Parasını Koruma Kanunu var, yurt dışına çıkarken en fazla yanınızda 300 dolar götürebiliyorsunuz. Doları Merkez Bankası’ndan alıyorsunuz. Döviz bulundurmak yasak, yabancı sigara bulundurmak yasak, akreditifi ancak Merkez Bankası açabiliyor. Ticaret yapmak için sıra bekliyorsunuz ve o dönemde 1 yıla yakın akreditif sırası var. O arada dolar kuru değiştiyse farkını da yatırıyorsunuz, ondan sonra akreditifiniz açılıyor. 70 sente muhtaç olduğumuz yıllar. Telsiz yasak, telsiz kanunu var. Kripto konusunda araştırma yapmak yasak ve 1974 Kıbrıs Harekatı nedeniyle Türkiye’ye karşı uygulanan büyük bir ambargo var.

Kızılay’da yürürken yolda babamın arkadaşı Sayın Recai Kutan’a rastladık. O zaman Recai Bey Türk Hava Yolları’nın Yönetim Kurulunda idi. Babam, bizim çocuklar Amerika’dan döndüler, Türk Hava Yolları’nda çalışabilirler mi? dedi. Recai Bey de, Türk Hava Yolları’nı boş ver, şimdi Türkiye Elektronik Sanayi (TESTAŞ) diye yeni bir şirket kurduk gitsinler, hemen orada işe başlasınlar. Bizi TESTAŞ’ın Genel Müdürü Yıldırım Aktürk’e gönderdi. Kendisi İngiltere’de elektronik lisansı, Harvard Üniversitesinde yüksek lisans yapmış. Yıldırım Beyden randevu aldık ve görüştük. Bize şirketin kuruluş amacını anlattıktan sonra ne düşünüyorsunuz dedi. Biz de düşünmek için biraz zaman verir misiniz dedik. Tabi dedi Yıldırım Bey, saatine baktı, 5 dakikanız var, dedi. Biz de kardeşim Ender ile birlikte o anda karar verdik ve TESTAŞ’ta göreve başladık.

TESTAŞ nerede kuruldu ve kuruluş yapısı nasıldı?

Önder Kefoğlu: O zaman TESTAŞ Milli Müdafaa Caddesinde hatırladığım kadarıyla Tarım Bakanlığının bir katı TESTAŞ’a tahsis edilmişti ve yarı özel şirket olarak kurulmuştu, yani kamu hisseleri vardı, ama özel hisseleri de vardı. Mesela PTT kamu hisseleri açısından ortağıydı TESTAŞ’ın, PTT Yardımlaşma Sandığı da özel olarak hissedardı. Sınai Kalkınma ve Denizcilik Bankası gibi birçok ortakları vardı. Yüzde 51 özel sayılıyordu, dolayısıyla TESTAŞ özel şirket statüsünde kurulmuştu daha rahat hareket edebilsin diye.

Ben, kardeşim Ender ile birlikte orada işe başladığımızda şirkette yönetim dışında 5 veya 6 mühendis vardı. Lisans altında belli üretimler yapılması düşünülüyor ve görüşmeler yapılıyordu. Bana Ar-Ge departmanının kurulması görevini verdiler, Ar-Ge için neler lazım bir liste yap çıkart dedi Yıldırım Bey. Ben çalışmaya başladım. Tabii o tarihte bilgisayar yok, autocad gibi bir bilgisayarda kullanılan bir çizim programı yok, masa üstü bilgisayarlar yok. Sadece belli bakanlıkların maaş bordrosunu dökmek için aldığı “mainframe” büyük bilgisayarlar var birkaç tane. Bana dedi ki; Ulus’ta Büyük bir kırtasiye var, git oradan bir çizim masası seç, bir çizim masası alalım. Mühendislik yapacağız ya, çizimler de olacak. Gittim Ulus’a buldum kırtasiyeyi, çizim masası kalmadı dediler. Ne zaman gelir dedim, bu sene gelmez kota bitti dediler. Hiçbir şey anlamadım, geri döndüm. Yıldırım Beye dedim ki; masa kalmamış, bu sene de gelmezmiş, kota bitmiş, kota ne demek dedim. O zaman Yıldırım Bey izah etti, Türkiye’nin dövizi bitmesin diye ithal edilecek malların belli bir kotası vardır, bu sene şu kadar adet çizim masası ithal edebilirsiniz diye bir kota konmuş, o ithalat tamamlanmış, artık bu sene bir daha çizim masası girmeyecek Türkiye’ye. Bu benim orada yaşadığım ilk şok oldu.

Çalışmaya başladık, bir takım lisans anlaşmaları için görüşmeler devam ediyor. PTT teleks cihazları satın almak üzere bir ihale açmış ve müracaat eden firmaların telekslerini 2 bin saatlik teste tabi tutuyor. Ortaklarından biri PTT olduğu için, TESTAŞ diyor ki; sen ihale sonucunda hangi teleksi seçersen ben onunla lisans anlaşması yapacağım, lisans altında bu teleksleri burada yerli olarak üreteceğim. Tamam diyorlar ve TESTAŞ bütün ihaleye katılan firmalarla görüşmeler yapıyor. Hepsi geliyor TESTAŞ’la lisans anlaşması imzalıyor. Neticede 2 bin saatlik testler tamamlanıyor ve ihaleyi bir Japon firması kazanıyor. Fakat daha sonra Siemens çok daha ucuz bir fiyat teklif ediyor ve ihaleyi alıyor. PTT bizim ortağımız olmasına rağmen yerli üretim şartı yapılmadan Teleksleri doğrudan Siemens’ten satın alıyor. Bunun üzerine Yıldırım Bey, bizim hem lisans anlaşmalarıyla belli ürünleri yapmamız, hem de iyi bir Ar-Ge bölümü kurarak yerli ürünler geliştirmemiz şart diyor. İşe yeni mühendisler alınıyor. Hoşdere Caddesinde de bir yer tutarak Ar-Ge bölümü kuruyoruz. Orada ben varım, kardeşim var, Naim diye bir arkadaşımız fizik doktoru, 14 yıl Fransa’da kalmış. Almanya’dan, Hollanda’dan, Belçika’dan, İngiltere’den Birleşmiş Milletler gibi çok değerli bir Ar-Ge ekibimiz vardı ve yeni şeyler yapmaya başladık. Bu arada lisansla üretilmek üzere görüşmeler de iyi gidiyordu. Thomson firmasıyla ve bir Japon firmasıyla anlaşma yapıldı; Aydın’da bir fabrika kurulacak ve bu fabrikada direnç ve kondansatör üretimleri yapılacak, Ankara’daki fabrikada da yarıiletkenler üretilecekti. O sırada TESTAŞ, Milli Müdafaa Caddesindeki binadan Akün Sinemasının üzerine taşındı, orada ofis katları vardı ve iki katı TESTAŞ’ındı. TUSAŞ’ da aynı binadaydı, bizim bir kat altımızdaydı.

TESTAŞ’ın kuruluş amacı neydi?

Önder Kefoğlu: TESTAŞ’ın ana amacı, Türkiye’de elektronik sanayisini kurmaktı ve ASELSAN’la aynı tarihlerde kurulduğu için askeri konularda da bir paylaşım yapılmıştı. Mesela askerlerin telsiz ihtiyacı vardı. VHF telsizi ASELSAN, HF/SSB telsizi TESTAŞ üretecekti. Bunun dışında elektronik malzeme ve tüm bileşenlerin üretimi TESTAŞ’ın göreviydi, ayrıca yerli olarak yapılabilecek diğer üretimlerde TESTAŞ ve ASELSAN görev dağılımı yaparak çalışacaktı.

Ankara’da çip üretimi, hatta Aydın’da kurulan direnç ve kondansatör fabrikasının bir bölümünde de bu çiplerin paketleme ünitesi olacaktı. Paketlemeden kastım şu: Çipin “wafer” halinde üretimi yapıldıktan sonra çipler Aydın’a gidecek, orada işte bu “lead-frame” dediğimiz bacakları eklenecek, onun ortasına “die attach” yoluyla çip tutturulacak, “wire bonding” yapıldıktan sonra üzerine plastik enjeksiyonu yapılacaktı; buna “paketleme” deniyordu. Paketleme Aydın’da yapılacak, ama “wafer” tarafı Ankara’daki tesislerde yapılacaktı. Bu çip fabrikasının kurulumu için de İslam Kalkınma Bankasıyla görüşmeler yapıldı. Orada kardeşim Ender, İngilizce olarak bankanın görevlilerine güzel bir sunum yaptı, hayran kaldılar, çok beğendiler ve yarıiletken tesislerin kurulması için 13 milyon dolar kredi vermeyi kabul ettiler. Yalnız bir şartları vardı, dediler ki; bu paranın bir kısmını araştırma merkezine vereceksiniz, çip üretimindeki gelişmeleri takip edecek ve Ar-Ge’yi onlar yapacak.

Böylece, 1980’li yılların başında TESTAŞ’ın Ar-Ge birimi olarak TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nde Yarı İletken Teknolojileri Araştırma Laboratuvarı (YİTAL) kuruldu. YİTAL’e TESTAŞ aracılığıyla İslam Kalkınma Bankası’ndan 3 milyon dolar destek alındı aynı zamanda TESTAŞ’ın Exar’dan aldığı bipolar tranzistor ve entegre devre Know-How’ı da o laboratuvara verildi. YİTAL, 1983′te kuruluşunu tamamladı.

Dolayısıyla Gebze’de YİTAL böyle kuruldu, o paranın bir kısmı YİTAL’e verildi. YİTAL orada bir araştırma laboratuvarı kurdu. O para o günkü şartlarda yeterliydi ve zamanlama da doğru bir zamanlamaydı. Şöyle söyleyeyim, bunların olduğu tarih 1976-1980 yılları, aynı yıllarda, 1976’da Taiwan hükümeti, yarı iletken teknolojisini başlatmak için altyapıyı kuruyor ve 1976 yılında Amerikan RCA firmasından lisans satın alarak, 30 mühendisini eğitim için RCA firmasına gönderiyor. Bu mühendisler geri geldiklerinde onlarla birlikte çalışmak üzere Taiwan’da görevlendiriliyor. Taiwan’ın ilk yarı iletken fabrikası United Microelectronics Corporation (UMC) 1980 yılında kuruluyor. Daha sonra şuan dünyanın en büyük ve en ileri çip üreticisi olan Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSMC) 1987 yılında faaliyete başlıyor.

TESTAŞ’ da 1977 yılında Amerikan Exar firmasından teknoloji transfer ederek lisans altında üretim yapmak üzere yatırım kararı aldı. Amerika’daki Exar firması da Japon ortaklığıyla kurulmuş ancak daha sonra bütün hisseleri Amerikalılar tarafından satın alınmış bir firma. O tarihteki teknoloji “bipolar” teknoloji ve 3 inç “wafer” işlemek üzerineydi. Dolayısıyla TESTAŞ’ta kurulacak olan sistem, 3 inç wafer işleyecek bir sistem, alınan makinalar da 3 inç wafer işlemek içindi.  Ama yarı iletken teknolojisinde en önemli kural şudur. Dört yıl içinde fabrikayı kurup üretime geçip satış yapıp kazancınızı elde edersiniz ve dördüncü yıl teknoloji ilerlediği için sizin de teknolojinizi yenilemeniz gerekir. Teknolojinizi yenileyemezseniz rekabet edemez, zarar edersiniz.

Aydın ve Ankara’da lisans altında yapılacak üretimlerle ilgili bu çalışmalar devam ederken aynı zamanda TESTAŞ’ın Ar-Ge bölümünde de çalışmalar başlamıştı.

Kıbrıs Harekâtında biz kendi gemimizi batırmıştık. Bunun sebebi, uçaklarla gemi arasındaki iletişimin aksamasıydı ve ordumuz bunu bir daha yaşamak istemiyordu. Deniz Kuvvetleri’nden Taner Binbaşı geldi ve bize dedi ki; bu problemi çözecek bir şey yapabilir miyiz? Çok değerli ve ülkesi için çırpınan bir insandı. Bir proje başlattık, ismi de Volkan Projesi. O tarihte telsizden başka askerlerin komünikasyon imkanı yok, telsizler de dar bant. Dar bant telsiz üzerinden dijital veri göndermek gerekiyor komünikasyon için.  Cihaz’ın çalışmasına başladık. Prototipler onaylandı, seri üretime gireceğiz, malzeme lazım ama 70 sente muhtaç olduğumuz ve Türkiye’ye ambargo uygulandığı bir dönemdeyiz.

Aynı tarihte ASELSAN henüz bir anlaşma imzalamamış, yani ASELSAN’ın çok önünde gidiyor TESTAŞ. Ender, Naim ve Erdoğan, Ar-Ge bölümünden üç kişi Almanya’ya gittiler. Genel Müdür Yıldırım Bey şöyle bir şey ayarladı: Almanya’da çalışan bir işçinin Türkiye’deki ailesine Türk parası vereceğiz, Almanya’daki işçi de bu giden ekibe Mark verecek ve biz seri üretim için gereken malzemeleri satın alabileceğiz; böyle bir yol bulduk. Çünkü yurt dışına çıkarken kişi başına 300 dolardan fazla para alamıyorsunuz ve bir de ambargo var. Akreditif açmaya kalksanız 1 yıl bekleme süresi var. Bu şekilde bir çözüm buldu Yıldırım Bey. Ama ne oldu sonra, duyduk ki bu konuyla ilgili bir soruşturma dosyası elden ele dolaşıyormuş. Müfettiş gönderecekler, bu arada Yıldırım Bey’in de sözleşmesi dolmuştu, sözleşmesini yenilemediler. Sözleşme yenilenmeyince, topçu atış kontrol bilgisayarı projesi için TESTAŞ’ta çalışan emekli general vekaleten Genel Müdürlüğe bakmaya başladı. Bu arada müfettiş geldi bizim Ar-Ge personeliyle ilgili soruşturma yapıyor. Genel Müdüre bunun ülke yararına yapılan bir olay olduğunu biliyorsunuz müdahale edin dedik ve bir de avukat tuttuk.  Allah’tan o sırada Demirel iktidara geldi ve genel af çıkarttı, genel af neticesinde bizim Ar-Ge personeli de bu sorundan kurtulmuş oldu. Diyeceğim, üzerimizde hep bürokratik engeller vardı. Çünkü o dönemde Türkiye’de Türk Parasını Koruma Kanunu var, işte Türkiye’nin dövizi gitmesin diye 300 dolardan fazla satın alamıyorsunuz vesaire, böyle kanunlar var, Telsiz Kanunu var, vb. birçok sorunlar var…

Tüm bu ekonomik sıkıntılara rağmen neler yapıldı?

Önder Kefoğlu: Bizim ekip böylece Volkan Projesi için gereken malzemeyi Almanya’da temin etmiş ve Koblenz’deki Askeri Ataşeliğimize teslim etmişti. Malzemeler, Koblenz’den askeri uçakla Türkiye’ye getirildi ve Gölcük’teki gümrük sahasına teslim edildi. Malzemeler, Deniz Kuvvetleri tarafından gümrükten çekilip TESTAŞ’a verildi ve böylece TESTAŞ, Volkan Projesini tamamladı.

Yerli teleks cihazları geliştirmekle ilgili olarak, Türkiye’nin ihtiyaçlarını belirlemek üzere, o güne kadar satın alınan cihazların yıllara göre grafiğini çıkarttık ve bir ekstrapolasyon yaptık. Ekstrapolasyon yapınca gördük ki, 1 yıl sonra PTT tekrar bir ihaleye çıkacak ve 10 bin adet teleks makinesi alacak. Onun için biz yerli teleks makinesi geliştirilmesi çalışmalarımıza devam ettik.

Bunun dışında ülkemizin acil çözülmesi gereken bir sorunu daha vardı, boğazlarda ve Marmara denizinde kaçakçılık oluyordu. Bunu ve boğazlardaki kazaları engellemek için, deniz trafik kontrol sistemi geliştirilmesi projesine başladık.

Bu sorunu çözmek için geçmişte yıllarca ihaleye çıkılmış ancak bir türlü ihale sonuçlandırılamamıştı. Sebebi de şuydu: Montrö Anlaşması sebebiyle boğazlardan geçen gemilerden bir para tahsil edemiyorduk ama Montrö Anlaşmasını da değiştirmek istemiyorduk. Parası da bulunamayınca bu ihale bir türlü sonuçlanmıyordu. Bu proje için sahilde kullanılan deniz radarları ve bir iletişim ağı tasarlanması gerekiyordu. Bu konularla ilgili olarak deniz trafik kontrol sistemi projesi’ne öncelik verdik.

Biz ilk defa Türkiye’de mikro işlemci kullanarak ürün geliştirmeye başladık ve Motorola 6800 işlemcisi kullanıyorduk. O zaman dünyada üç tane işlemci vardı, Bunlar; Motorola 6800, Intel 8080, bir de Zilog’un Z80 işlemcisi. Dolayısıyla biz bir yandan yerli ürünler geliştirirken, bir yandan da Aydın’da direnç ve kondansatör üretimleri başladı. Bu sırada da Ankara’daki fabrika binasının inşaatı devam ediyordu.

Derken 1980 darbesi oldu. 1980 darbesi olunca, her şirketin başına bir emekli albay ya da general koymaya başladılar. Bizde de vardı zaten bir tane emekli general, onu asaleten Genel Müdürlüğe atadılar. Ancak yeni Genel Müdür çalışmaların devamı için imza atmakta çekingen davranınca bu dönemde yapılan işlerimizin hızı kesildi. Yarı iletkenleri üretmek için temiz odalar yapılıyordu ama işler yavaşlayınca temiz odaların tamamlanması çok gecikti.

Deniz trafik kontrol sisteminin radarlarını nerelere yerleştireceğiz, onu tespit etmek için İstanbul’a gitmemiz lazım, gidemiyoruz. TESTAŞ Anonim Şirket olduğu halde özel kısım sermaye artırmamış, gittikçe devlet şirketi haline gelmiş hantal bir yapı. Genel Müdür, İstanbul’a mühendis göndermek için devletten izin almam gerekir diyor.

Bir gün Genel Müdür, Teleks projesini de durduruyorum dedi. “Neden?” dediğimizde bize PTT ile toplantı yaptığını, toplantıda kendisine depolarda yeterli miktarda teleks cihazları bulunduğu, sıkıntının teleks santralinde olduğu, bunun için bir “cross bar” telefon santralini teleks santraline çevirerek problemi çözeceklerini, bir problem kalmayacağını söylemişler. Biz Genel Müdürü bu bilgilerin yanlış olduğuna inandıramayınca ve iş yapamaz hale gelince TESTAŞ’tan ayrılma kararı aldık. Biz ayrıldıktan sonra deniz trafik kontrol sistemi projesi de ilerletilemedi. Yıllar sonra Altay firmasının temsilciliğini yaptığı bir yabancı firma deniz trafik sistemini kurdu diye hatırlıyorum.

TESTAŞ’ın Ar-Ge bölümünden 5 kişi ayrılarak kendi şirketimizi kurduk ve Türkiye’deki ilk mikro işlemciyle tasarlanmış kişisel bilgisayarı ürettik. Adını da Boncuk-09 koyduk. O dönemde Motorola’nın yeni çipi çıkmıştı 6809 diye, onu kullanıyorduk, aynı çipi kullanarak o tarihte Steve Jobs Apple-2’yi üretiyordu ve Stanford Üniversitesinde 4 metrekare bir fuar alanında Apple-2’yi tanıtıyordu. O Apple-2’yi tanıtırken biz de Ankara Oteli’ndeki bir fuarda Boncuk-09’u tanıtıyorduk. İlk müşterimiz, lojistik firması REYSAŞ oldu.

TESTAŞ’ta teleks projesinden biraz bahseder misiniz?

Önder Kefoğlu: Biz teleks yapmak için Amerikan Exar firmasının printer mekanizmasını kullanıyorduk. Exar, “dot matrix printer” mekanizması üreten bir firma. Biz TESTAŞ’dan ayrıldıktan bir yıl sonra PTT, Sanayi Bakanlığına müracaat ederek, 10,000 adet teleks cihazı ihtiyacı olduğunu, bunun yerli üretim olmadığının tevsik edilerek devletten devlete krediyle satın alınması için ihale açılmasına izin verilmesini talep ediyor. Sanayi Bakanlığı böyle bir yerli üretim olup olmadığını belirli firmalara sorunca TESTAŞ Genel Müdürü hemen bizim prototipleri raftan indirerek “biz üretiyoruz” diye cevap veriyor. TESTAŞ, Exar ile teleks üretimi için lisans anlaşması imzalıyor. Ancak PTT, Türkiye’de teleks’i PTT üretir ve Siemens lisansıyla üretir diye bir karar alınca Exar ile lisans anlaşması iptal ediliyor. PTT, Ümraniye’de bulunan araştırma laboratuvarını (ARLA) Anonim Şirket’e çevirip adını da TELETAŞ olarak değiştiriyor. TELETAŞ, burada Siemens marka teleks cihazlarını üretiyor. Daha sonra da telefon santralleri üretmeye başlıyor.

Başka hangi projeler vardı?

Önder Kefoğlu: TESTAŞ’tan ayrılmadan önce Genel Kurmaydan bizi çağırdılar. Norveç’ten ithal edilen ve teleks görüşmelerini kriptolayan “Omnicoder” adında bir kripto cihazı ve bir de TÜBİTAK tarafından üretilmiş bir kripto cihazı gösterdiler. TÜBİTAK cihazının bazı eksikleri var, bunun daha iyisini yapabilir misiniz dediler. Yaparız dedik. Ankara’daki TESTAŞ’ın fabrikası da bitmek üzere, 2 ay sonra açılışı var orada bir sergi yapacağız, hem projelerimizi anlatacağız hem de yaptığımız ürünleri anlatacağız. O açılışa 2 tane kripto cihazı yetiştirerek sergiledik. Bu cihazlar Norveç’in cihazından daha iyi idi. Norveç’in cihazı “half dupleks”, bizim cihaz ise “full dupleks”. Yani bu, şu anlama geliyor: Mesela telefonda ben konuşurken siz de aynı anda konuşabilirsiniz, benim sesim size giderken sizin sesiniz de bana geliyor. Şimdi half duplekste bu öyle değil, ben bir şey söyleyeceğim, ben sustuktan sonra siz bana bir şey söyleyeceksiniz, bu half dupleks. Norveç’in kripto cihazları half dupleks çalışıyor, bizim cihazlar aynı anda hem gönderme hem alma yapabiliyor ikisi de karşılıklı. O tarihte Türkiye’de kriptoloji üzerine bir araştırma yapmak dahi yasak ama Türkiye’nin, Norveç firmaları tarafından üretilen cihazlarını NATO uyumlu olduğundan dolayı alıp kullanması serbest.

Aşağı yukarı 150 kişi geldi açılışa, askerler geldi, siviller geldi, kimler var tam hatırlamıyorum şimdi. Biz kendi projelerimizi anlattık, bu boğazlardaki, Marmara’daki deniz kontrol sistemini anlattık, diğer projelerimizi anlattık, kripto cihazlarını, teleks projesini vesaire anlattık tüm yaptıklarımızı.

Sunumlardan sonra Başbakanlıktan bir ekip geldi, Norveç’in “Omnicoder Kripto” cihazlarını ithal etmek için akreditif açtıklarını, Merkez bankasında sıra beklediklerini, bu cihazların teleks haberleşmesini şifreledikten sonra MOTOROLA marka modemler vasıtası ile HF/SSB telsizlere bağlanacağını söylediler. Bizim geliştirdiğimiz kripto cihazlarını MOTOROLA modemlerle çalışacak şekilde modifiye edersek akreditifi iptal edip “online kripto” cihazlarını TESTAŞ’dan alacaklarını söylediler. TESTAŞ’tan ayrılmadan önce bitirdiğimiz son başarılı projelerden biride Motorola modemlerine bağlanacak “online teleks kripto cihazları (MİLON)” oldu. TESTAŞ, 3 yıl sonra, kullanıcıdan, bu cihazların şifresinin hala kırılamadığını belirten bir teşekkür mektubu aldı.

Baştaki mutabakata göre, ASELSAN VHF telsizleri, TESTAŞ ise HF/SSB telsizleri yapacaktı. Ancak HF/SSB telsizler ne TESTAŞ’a ne de ASELSAN’a yaptırıldı. Sonuçta HF/SSB için seçilen Marconi cihazı, firmanın Türkiye temsilciliğini yapan bir grup tarafından Gölbaşını geçince sol tarafta kurulan Marconi fabrikasında üretildi. Telsizler yapılıp teslim edildikten sonra o fabrika da kapandı.

TESTAŞ daha sonra taksimetre üretimine başladı. Ama bu arada yarı iletken üretimi için temiz odaların yapılması çok gecikti. Bu konuda bize de yetki verilmedi. 13 yıl sonra Alman şirketi temiz odaları bitirdi ve kabulünü yapmak için temiz odaları çalıştırmaya başladı. Artık bu tarihten sonra kapatamazsınız temiz odaları. Ama ne oldu? İnşaat bitmiş, transistör ve entegre devre üretimi için yıllar önce gelmiş olan cihazlar pırıl pırıl, ama 13 yıl geciktiği için demode olmuş,  böylece yeni teknolojilerle rekabet yapma şansınız kalmıyor, artık.

3 inç wafer işlemek üzere yapılmış yatırıma, hiçbir ilave yatırım yapılmamış, teknoloji takip edilmemiş, zaten 4 yılda bir değişiyor teknoloji, 13 yıl geçmiş, biz hala işin başındayız. İlave yatırım yapılmadığı için, bizim teknoloji 13 yıl sonra eski bir teknoloji haline geldi. O tarihte bütün dünya 8 inç çapında wafer kullanıyor, bizimkiler ise 3 inç. Bugün ise günümüzde kullanılan wafer 12 inç, yani 300 milimetre çapında. Şimdi wafer üzerine işlenen entegre devrelerin belli bir fire oranı vardır, aynı masrafla onlar 8 inch çapında tarlada çalışıyor ve yüzde 60 verim alıyorlar, siz 3 inch çapında bir tarlada çalışacaksınız ve bunun yüzde 60’ını mahsul olarak alacaksınız. Fiyat olarak rekabet etme şansınız yok, maalesef.

Dolayısıyla her Başbakan değiştiğinde, her Cumhurbaşkanı değiştiğinde birilerini TESTAŞ’a getiriyorlar gezdiriyorlar ve ziyaretçiler diyor ki, burası niye işletmeye açılmıyor? Derhal işletmeye açılsın. Diyemiyorlar ki, burayı işletmeye açarsak milyonlarca dolar zarar edeceğiz, demode olduğu için rekabet edemeyeceğiz. Dolayısıyla o tesis öyle atıl kalmaya devam etti.

Biz ayrıldıktan sonra, takograf üretimi için HEMA ile bir anlaşma yaptık ve HEMA Elektronik kuruldu. Orada takograf üretiyoruz, TESTAŞ da takograf üretiyor. Turgut Özal bizi aradı bırakın HEMA’yı, TESTAŞ batıyor, bunun başına geçin, tekrar burayı ayağa kaldırın, halka açalım TESTAŞ’ı dedi. 1991 yılı Turgut Özal Cumhurbaşkanı, Mesut Yılmaz Başbakan’dı. Tamam dedik, dolayısıyla Naim, TESTAŞ’a Genel Müdür olarak atandı, ben Genel Koordinatör oldum. TESTAŞ’ın başına geçtik tekrar, yani Ar-Ge bölümünde çalıştıktan sonra bu sefer de TESTAŞ’ın başına yönetici olarak geçtik ve birtakım yeni projeler başlattık orada. Bunlardan bir tanesi yazarkasa projesi diğerleri ise yeni model taksimetre ve elektronik elektrik sayacı projesi idi.

TESTAŞ’ta marketlere verilen büyük yazarkasalar üretildi. Yazarkasa çıktıktan sonra belli kademelerde esnafa da mecbur tutuldu. İlk önce şu marketler kullanacak dediler, sonra bakkallar vb. kullanacak dediler.

Bir de ben Amerika’da bir firma buldum yarı iletken üreten. Firmanın başkan yardımcısı Türk, onu Türkiye’ye davet ettim. Dedim ki, biz TESTAŞ’ta yarı iletken tesisini çalıştırmak istiyoruz. Kar etmesin, ama yeter ki zarar da etmeden çalışsın ne yapabiliriz? Gezdi tesisi ondan sonra Aydın’daki paketleme tesisini de gezdirdik. Dedi ki, biz size wafer halinde çipleri göndersek ve işe paketlemeden başlasak pasivasyonunu yapalım yani üzeri cam kaplanmış olsun size wafer gönderelim siz de işe Aydın’daki tesislerde paketlemeyle başlayın. Çinli, dedi gelip benim kapımdan alıyor waferi, götürüyor Çin’e, orada paketlemesini yapıyor 11 günde getirip kapımda teslim ediyor. Siz bu işlemi kaç günde yaparsınız dedi. Ben ona kardeşim biz 11 günde bunu gümrükten zor geçirebiliriz diyemedim. Bu sırada, Demirel 20 Kasım 1991 seçimlerinde Başbakan oldu ve devlete bağlı kuruluşların yönetimlerinde tekrar değişiklikler başladı. Biz de o arada görevden alındık ve bir de soruşturma geçirdik.

TESTAŞ’ın Aydın’daki fabrikaları direnç ve kondansatör üretiyor. Türkiye’nin ihtiyacının 5’te 1’ni ancak üretiyorlar, ama hiçbirini satamıyorlar. Sebep Kalite değil, kalite mükemmel. Sorun yenilenemeyen otomasyon sorunu. Türkiye’deki fabrikalar otomasyona geçmiş “insertion” makinesi diye makineler var, malzemeleri baskı devre üzerine elle yerleştirmiyorlar, otomatik olarak bu makineler yerleştiriyor. Bunun için de malzemenin kâğıt şeritlere dizilmiş olarak gelmesi gerekiyor. Aydın’daki fabrikada dirençler öyle üretiliyor, fakat kapasitörler şeride dizili şeklinde değil, onun için kullanamıyorlar. Ne yapılması lazım? Bizim kapasitörleri de şeride dizmemiz lazım. TESTAŞ bu konuda çalışmış ve İtalyan bir firma bulmuş Arcotronics diye, firmanın ürünü 300 bin mark, bu makine kapasitörleri şeride dizecek.

Almanya’da iki tane Avrupa’nın en büyük elektronik fuarı yapılır. Bir sene Electronica diye bir fuar yapılır orada yeni çıkan çipler tanıtılır. Ertesi sene Productronica diye bir fuar yapılır orada da yeni çıkan üretim makineleri tanıtılır. Şimdi o tarihte tam Almanya’da Productronica fuarının yapılacağı tarih. Ben Aydın’daki fabrikanın müdürünü Almanya’daki fuara göndermek istiyorum, ama Başbakan Mesut Yılmaz tasarruf tedbirleri genelgesi yayınlamış, izin almadan yurt dışına eleman gönderilmeyecek diye. Başbakanlığa yazdım, dedim böyle böyle bir durum var müdürü göndermek istiyorum izin istiyorum, bir türlü cevap gelmiyor.

Fuar 4 gün, beklersek fuarı kaçıracağız. İzin gelmeyince ben Aydın’daki fabrikanın müdürüne sen git dedim. Fuara gitti, Almanya’dan bana telefon açtı, “Önder Bey iyi ki göndermişsiniz, burada çok daha iyi bir makine buldum, biz kondansatörleri kartona diziyorduk, bu makine bizim kartondan söküp otomatik olarak kâğıt şeride diziyor, fiyatı da yarı fiyat. Arcotronics fiyatı 300 bin Marktı bu 150 bin Mark. İyi ki göndermişsiniz beni, bu makineyi almamız lazım” dedi.

Sonra biz görevden alınınca müfettiş soruşturma için beni çağırdı. Tasarruf tedbirleri genelgesi vardı yurt dışına adam göndermişsiniz, devleti zarara sokmuşsunuz. Soruşturma gerekçesi bu. Biz görevden ayrıldıktan sonra makinanın alınıp alınmadığını tam olarak bilemiyorum. Tasarruf tedbirleri gerekçesiyle alınmamış olabilir.

TESTAŞ’a destek verilseydi bugün ne durumda olurdu?

Önder Kefoğlu: 1976’da Taiwan hükümeti, yarı iletken teknolojisini başlatmak için altyapıyı oluşturmaya başlıyor ve Amerikan RCA firmasından lisans satın alarak, 30 mühendisini eğitim için RCA firmasına gönderiyor. Daha sonra Dünyanın en ileri ve en büyük fabrikası olacak Taiwan Semiconductor Manufacturing Company(TSMC), 1987 yılında kuruluyor. Biz de hedeflerimiz doğrultusunda 1976’da başlayabilmiş olsaydık, dünyanın bir numarası olmayalım da dünyanın 3 numarası olalım. Bir de Güney Koreliler aynı dönemde çip, transistor, IC fabrikalarını kurmuşlar. Onlar dünya devi olarak şu anda çalışıyorlar. APPLE ile boy ölçüşen SAMSUNG firması şu anda dünya devi oldu. TESTAŞ’ta dünya devleri arasında yer alabilirdi. Yani zamanında başlamış bir yatırım, elektronik sanayi, malzeme dahil, entegre devreler, transistörler dahil lisansla üretmek üzere yola çıkılmıştı. Elinden tutulsaydı TESTAŞ, bugün dünya devleri arasında yer alabilirdi. Ama olmadı.

TESTAŞ şu anda neler yapıyor, kapandı mı?

Önder Kefoğlu: Amerika’da beraber okuduğumuz kimya mühendisi arkadaşım vardı, adı Türker Gürkan. Doktora yapmak üzere gelmişti, aynı tarihte de biz yüksek lisansı bitirdik, o da doktorasını bitirdi ve Türkiye’ye beraber döndük. Orta Doğu Teknik Üniversitesine Rektör Yardımcısı olmuştu o sırada Türker Gürkan, beni aradı, dedi ki, TESTAŞ’ı en iyi sen biliyorsun, burayı bize hibe etmek istiyorlar, ne dersin? dedi.  Kendisine TESTAŞ hakkında bilgi verdim. TESTAŞ fabrika ve arazisi 1998’de Teknoloji Geliştirme Bölgesi kurulması amacıyla ODTÜ’ye devredildi. TESTAŞ’ın tesisleri ve belli bir arazisi vardı orada, Eskişehir yoluna bakan kıymetli bir arazi. 2008 yılında TESTAŞ tesisleri üzerinde Mikro Elektro Mekanik Sistemler Alanında Araştırma ve Uygulamalar yapan ODTÜ MEMS merkezi kuruldu. Eskişehir yoluna bakan araziye ise 2019 yılında ODTÜ Teknokent Bilişim İnovasyon Merkezi kuruldu.

Şimdi ODTÜ MEMS tesislerinde seri olarak entegre devre üretimi yapılmıyor, ama orada Amerika’da yüksek lisans ve Doktora çalışmaları yapmış Prof. Dr. Tayfun Akın hocamız var, daha önce Mikroelektro-mekanik sistemler(MEMS) üzerine başarılı çalışmalar yapmış.

Bu merkez, ancak mikroskop altında görülebilen sistemler yapmak üzerine çalışıyor. Bu konuda Ar-Ge çalışmaları devam ediyor orada. Diğer arazide de ODTÜ Teknokent Bilişim İnovasyon Merkezi kuruldu. ODTÜ MEMS Merkezi, 6550 sayılı Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun kapsamında, 16 Ağustos 2017 tarihinde yeterlilik alarak, tüzel kişilik kazandı. Merkez, bilimsel araştırma faaliyetlerinin yanı sıra araştırmalar sonucunda elde edilen çıktıların ticari ürüne dönüştürülmesi ve ülkemize katma değer getirecek ileri teknoloji ürünlerin geliştirilmesi konularında çalışmalar yapıyor.

Bunlardan bazıları; soğutmasız kızılötesi dedektörler, termal kameralar, siste görüntü alan dedektörler, görüntüleme sensör çipleri, dönü ölçer sensörler ve ivme ölçerler. Tamamı Türk mühendislerince geliştirilen termal görüntüleme çiplerinin katma değeri çok yüksek yani bildiğim kadarıyla kilosu yaklaşık 1.7 milyon dolar civarında. Türkiye’nin ilk yerli çip ihracatını da Tayvan ve ABD’ye yaptılar.

Aydın’da çalışan bir fabrikamız vardı. Ülkemizde direnç, seramik disk kondansatör ve metalize polyester kondansatör üreten 160 dönüm arazi üzerinde kurulu, 15 bin metrekare kapalı alana sahip bu tesis, özelleştirme kapsamında 20 Aralık 1995 tarihinde 1 milyon 150 bin dolara satıldı. Tayvan’lı Taiwan Firstohm fabrikanın yüzde 60’nı satın aldı. Fakat fabrika, ortaklar arası anlaşmazlıklar nedeniyle çalıştırılamadı, üretim 1997 yılı sonunda durdu ve fabrika kapandı.

1983 yılında Türkiye’nin stratejik yarıiletken ihtiyaçlarına göre özgün yarıiletken üretim teknolojileri geliştirmek amacıyla kurulan YİTAL ise TÜBİTAK BİLGEM bünyesinde yarıiletken teknolojileri araştırma laboratuvarı olarak çalışmalarına halen başarıyla devam ediyor.

Türkiye’nin sanayileşme hamlesinin önemli kilometre taşlarından biri olan TESTAŞ’ın fonksiyonunu ve günümüzde bu şirketin ülkemiz açısından önemini kısaca değerlendirebilir misiniz?

Önder Kefoğlu: Erbakan hoca tarafından o dönemde başlatılan sanayileşme hamlesini ben yurt dışından yeni gelmiş bir mühendis olarak gördüm ki zamanlama olarak çok doğru bir hamleydi. Yani Türkiye’de o dönem motor yapmak, elektronik yapmak, uçak yapmak, makine yapmak çok önemliydi. TUSAŞ ve ASELSAN’da o zaman kurulmuştu. Bizim TESTAŞ gibi o yıllarda kurulan TUSAŞ, TÜMOSAN, TAKSAN, TEMSAN, PETLAS, ASELSAN vb. gibi çok önemli kuruluşlar vardı. Ama birtakım politik nedenlerle bu kuruluşların bazıları devam ettirilemedi, bazıları geciktirildi veya kapatıldı. TESTAŞ eğer engellenmeyip özel sektör gibi çalışmaya devam edebilseydi bugün G.Koreli Samsung, Tayvan’lı United Microelectronics Corporation (UMC), Taiwan Semiconductor Manufacturing Company(TSMC) firmaları gibi kar eden dünyanın en büyük kuruluşlarından biri olabilirdi. Ama bizde maalesef şöyle bir şey var. Özel sektör gibi çalışmazsanız, işin ehli olmayan kişiler bu şirketlerin başına getirilirse, imza atmaya korkan bürokratlar işin başında olursa ve işin içine siyaset girerse işler yürümüyor. İşin başında siyasetten bağımsız korkmadan imza atabilecek, doğrusu budur kardeşim diyebilecek ehil insanlar yönetseydi bu yatırımları, bugün Türkiye bambaşka bir yerde olurdu.

Evet, maalesef bu ağır sanayi hamlesi sırasında TESTAŞ gibi kurulan fabrikaların durumu hep birbirine benzer. İşte Konya’daki TÜMOSAN Motor Sanayi, Kayseri’de TAKSAN Makine Sanayi, Karabük’te KARDEMİR Demir Çelik, Kırşehir’de PETLAS Lastik Sanayi kuruldu, bu fabrikalarda politik nedenler ve ehil olmayan insanların yönetiminde üretimde yıllarca gecikmeler yaşandı, bu kuruluşlar desteklenmedi, teknolojik yenilikler yapılmadı, zarar ediyor gerekçesiyle tam kapatılmak üzereyken küllerinden yeniden doğarak şu anda Türkiye’nin en önemli ihracatçıları oldular. Üretim ve ihracat rekorları kırıyorlar. Niye? Çünkü bu fabrikalar daha sonra işten anlayan sektörü çok iyi bilen, doğru yatırımlar yapan, teknolojiyi yakından takip eden, imza atmaktan korkmayan ehil insanlar tarafından yönetilen özel sektör şirketleri haline geldiler.

Kaynak:

  1. Önder Kefoğlu
  2. https://selcukozbayraktar.com/2018/05/11/testas-fizibilite-calismasi-1994/

TESTAŞ FİZİBİLİTE ÇALIŞMASI 1994

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir