YERLİ VE MİLLİ ÜRETİME ADANMIŞ ÖMÜRLER-4 : NURİ KİLLİGİL- Dr. İlhami Pektaş

Gözükara bir subay, idealist bir memleket sevdalısı. Hayatı silahlarla geçmiş, gerçek bir asker, Türk savunma sanayisinin temellerini atan, itilmiş, dışlanmış, unutulmuş ve unutturulmuş bir kahraman:  NURİ KİLLİGİL

Enver Paşa’nın kardeşi olan Nuri Killigil, 1881 senesinde İstanbul’da dünyaya geldi. İlkokulu Manastır’da bitiren Nuri Killigil, daha sonra  Selanik’e, oradan da ailesi ile tekrar İstanbul’a göç etti. 1906 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ndeki öğrenimini tamamlayan Nuri Killigil, Harp Okulu’na girerek burada eğitimine devam etti. 1909 tarihinde Mülâzım-ı Sani (teğmen) olarak mezun olduktan sonra ilk görev yeri 3. Ordu olmasına rağmen Padişah’ın maiyet bölüğünde amcası Halil Kut Paşa’nın emrinde çalışmaya başladı. Yeni görevini icra ettiği sırada İtalya’nın Trablusgarp’a saldırması üzerine Trablusgarp Savaşına katıldı.

Birinci Dünya Savaşı çıkınca önce Fahri Mirliva ve daha sonra Fahri Ferik unvanıyla Afrika Grupları Komutanı olarak bölgeye gönderildi. Bölgede kendisine düşen görevi, genç yaşına rağmen üstün başarıyla yerine getiren Nuri Paşa, daha sonra 1918 yılında yeni kurulan Kafkas İslam Ordusu’nun komutanlığına atandı. Burada Padişah fermanıyla Fahrȋ Ferik rütbesi ile yetkilendirilerek Kafkaslarda Padişah adına askeri ve siyasi faaliyetlerde bulundu.

Bakü savaşı çıkınca Kafkas İslam Ordusu 25 Mayıs’ta Gence’ye girdi. Hedef Bakü’yü kurtarmaktı. 26 Ağustos’ta Rus, Ermeni ve İngilizlere karşı burada büyük bir zafer kazanıldı. 14 Eylül sabahı Bakü’nün kurtuluş harekatı başlatıldı ve Kafkas İslam Ordusu 15 Eylül’de Bakü’ye girdi.

Bakü’yü Rus, İngiliz ve Ermeni müşterek kuvvetlerinin elinden kurtaran  Nuri Killigil, I. Dünya Savaşı sırasında Azerbaycan’da ‘Bakü Fatihi’ olarak adını tarihe yazdırdı. Azerbaycanlılar tarafından adına destanlar yazıldı, şarkılar (Çırpınırdı karadeniz ) bestelendi. Azerbaycan halkı bu kahraman orduyu ve onun komutanı Nuri Paşa’yı hiç unutmadı.

1925 yılında Atatürk’ün imzasıyla Yarbay rütbesiyle emekli oldu. 1929 yılında TBMM tarafından İstiklal Madalyası’yla onurlandırılan ve Türkiye’nin kendi silahını kendisinin üretmesi gerektiğine inanan Nuri Killigil, Türk savunma sanayisinin ilk özel sektör fabrikasını kurdu. 1938 yılında Zeytinburnu’nda kok kömürü satan bir şirketi satın alıp burayı silah üreten büyük fabrikaya dönüştürdü. Bu fabrikada tabanca, matara, demir çubuk, gaz maskesi ve mermi üretimi yaptı. Nuri Killigil Paşa, Sütlüce’deki fabrikayı geliştirerek, matara, gaz maskesi, çelik başlık, soba gibi eşyaların yanında tabanca, 81 milimetre havan, mühimmat, tapa, uçak bombası, tahrip kalıpları da üretmeye başladı.

1944 yılı sonuna doğru Türkiye Cumhuriyeti yaralarını sarmaya ve kendi savunma sanayisini kurmaya çalışıyordu. Bu dönem II.ci dünya savaşına giren ülkelerin toparlanmaya çalıştığı, Birleşmiş Milletler’in oluşturulduğu, Ortadoğu’da İsrail devletinin kurulduğu, Türk-Amerikan ilişkilerinin geliştiği kritik yıllardı. Savaş bize kendi sanayimizi, silahımızı üretmemiz gerektiğini göstermişti.

Killigil, Arap-İsrail Savaşı sırasında fabrikasında Arap orduları için silah ve cephane üretti. Filistin halkının hak ve özgürlük mücadelesinde Filistinlilere silah ve cephane göndererek onları destekledi. Ancak bu faaliyetler şimdi de olduğu gibi ABD ve İsrail’in o dönemdeki menfaatlerine hiç uygun değildi. Bu nedenle 2 Mart 1949 tarihinde Nuri Paşanın silah fabrikasına sabotaj yapıldı, faili meçhul peş peşe üç büyük patlama meydana geldi.

Nuri Paşa’yla birlikte fabrikada çalışan 28 kişi hayatını kaybetti. Patlamadan sonra Nuri Paşa’nın naaşı 20 gün sonra Haliç’te bulundu. Yanmış birkaç parça el, ayak ve giysi bunlar bir tabuta konarak toprağa verildi. Bu minik tabutta yatan büyük, idealist ve gözükara Nuri paşa’dan başkası değildi. Ama “Ceset noksan” diyerek namazının kılınmasına izin verilmedi. Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak şanlı zaferler kazanmış bir savaş kahramanı, Azerbaycan Türklerini, Rus-Ermeni zulmünden kurtaran “Bakü Fatihi”, Türkiye’nin ilk yerli ve milli silah üreticisi, savunma sanayinin kurucusu, ömrünü memleketine adamış bu müslüman Türk evladına bir cenaze namazı bile çok görülmüştü.

Memleketi için gecesini gündüzüne katan ve bu uğurda hayatını kaybeden, cenaze namazı bile 67 yıl sonra kılınabilen, yaşadığı topraklara karşı sorumluluğunu bilen sade bir vatan evladıydı. Patlamadan sonra evinde 3 takım elbisesinden başka kayıt altına alınacak bir mal varlığı bulunamadı. Killigil’in ölümünden 67 yıl sonra Nuri Paşa’nın Edirnekapı Mezarlığı’ndaki yeri tespit edilerek mezarı onarıldı ve kendisi için şehitlikte cenaze namazı kılındı.

Bu patlamayla sadece Nuri Paşa ortadan kaldırılmadı aynı zamanda kuruluş aşamasında olan Türk savunma sanayii de büyük darbe aldı. Yılların deneyimi çok önemli milli sanayi sektörümüz olan silah ve mühimmat fabrikamız yok edildi.

Killigil tarafından sınırlı sayıda üretilmiş olan 9 mm çapında, yarı otomatik tabanca zamanının ilerisinde bir tasarıma sahiptir. Mükemmel durumda saklanmış bir örneği İstanbul Harbiye Askeri Müzesi’nde bulunmaktadır.

Nuri Killigil, Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş ve Şakir Zümre gibi Savunma sanayimizin milli kahramanları desteklenseydi, fabrikaları yok edilmese yada kapatılmasaydı bugün savunma sanayimiz yerli ve milli silahlarını, uçaklarını  dünyayla rekabet edecek şekilde üretiyor ve ihraç ediyor olacaktı. Ama hep bir engel çıkarıldı. Üretim yaptırılmadı. Allah böyle milli kahramanları başımızdan eksik etmesin. Mekanı cennet olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir