YERLİ VE MİLLİ ÜRETİME ADANMIŞ ÖMÜRLER-122: SF SANDALYE FABRİKASI BAŞARI HİKAYESİ/Dr.İlhami Pektaş

Ali Karakaş’ın 30 Metrekarelik Bir Atölyeden Dünyaya Uzanan Başarı Hikâyesi

Her başarı hikâyesinin bir başlangıcı vardır. Kimisi büyük sermayelerle başlar, kimisi ise yalnızca bir hayal ve büyük bir inançla…

Ali Karakaş’ın hikâyesi de tam olarak böyledir.

Karabük’ün Yenice ilçesinde doğup büyüyen Ali Karakaş, 1977-1982 yılları arasında Yenice Belediyesi’nde memur olarak görev yaptı. Ancak içinde hep üretme arzusu vardı. Güvenli bir devlet memurluğunu geride bırakarak babasının küçük marangozhanesine döndü ve hayatının en büyük kararını verdi.

Babasının yıllarca emek verdiği atölyede ahşabı işlemeyi, sabretmeyi ve alın terinin değerini öğrendi.

1988 yılında babasını kaybettiğinde artık sadece bir marangoz değildi; büyük hayalleri olan genç bir girişimciydi.

1991 yılında yalnızca 30 metrekarelik küçük bir atölyede sandalye üretmeye başladı.

O günlerde ne büyük makineleri vardı ne de geniş fabrikaları…

Ama vazgeçmeyen bir iradesi vardı. Dört Ayağı Sağlam Basan Bir Hayal

Ali Karakaş, sandalye üretimini hiçbir zaman sadece ticaret olarak görmedi.

Onun için bir sandalyenin dört ayağının yere sağlam basması; emeğin, sabrın, bilgi birikiminin ve ustalığın simgesiydi.

Bugün hâlâ aynı cümleyi gururla söylüyor:

“Bir sandalyeyi dört ayağı üzerinde sağlam bastırmak yıllarımızı aldı.”

Çünkü kaliteli üretimin kısa yolu yoktur.

İyi ürün; sabır, dürüstlük ve sürekli gelişimle ortaya çıkar.

Büyüyen Bir Hayal

Yıllarca Yenice’de üretim yapan Karakaş, artan talepleri karşılayabilmek için 2011 yılında Çaycuma Organize Sanayi Bölgesi’ne yatırım yaptı. Küçük atölye artık modern üretim tesislerine dönüşmeye başlamıştı.

Bugün toplam 62.500 metrekarelik üretim alanında, modern teknolojiyle çalışan fabrikalarda ahşap ve plastik sandalye, masa ve organizasyon ekipmanları üretilmektedir.

Yüzlerce farklı model, binlerce müşteriye ulaşırken onlarca aileye de istihdam sağlanmaktadır.

Bir zamanlar tek kişinin yaptığı üretim, bugün büyük bir ekibin ortak başarısına dönüşmüştür.

 

İhtisaslaşmanın Gücü

Ali Karakaş her işi yapmak yerine, en iyi bildiği işi yapmayı seçti.

Mobilyanın birçok alanında üretim yapabilecek teknik altyapıya sahip olmasına rağmen sadece sandalye ve masa üretimine odaklandı.

Bu kararlı duruş, şirketini sektörün öncü markalarından biri haline getirdi.

Türkiye’de ilk kez patentli Tiffany ahşap ve plastik sandalye üretimini gerçekleştirerek sektöre yeni bir vizyon kazandırdı.

Ar-Ge yatırımlarına önem verdi, kalıp teknolojilerine yatırım yaptı ve üretimin her aşamasında kaliteyi temel ilke olarak benimsedi.

Türkiye’den Dünyaya

Bugün şirket;

* Türkiye’nin önde gelen sandalye üreticileri arasında yer almaktadır.

* Yaklaşık 150 farklı model üretmektedir.

* Günlük binlerce adet üretim kapasitesine sahiptir.

* Ürünlerini 6 kıtaya ihraç etmektedir.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden uluslararası otellere, büyük organizasyonlardan düğün salonlarına kadar dünyanın birçok noktasında kullanılan sandalyeler, aslında Yenice’de kurulan bir hayalin eseridir.

Her ihracat, yalnızca bir ürünün satışı değil; Türk sanayisinin emeğini ve kalitesini dünyaya taşıyan bir başarıdır.

Başarının Arkasındaki Güç

Ali Karakaş hiçbir zaman bu başarıyı sadece kendisine ait görmedi.

Eşi ve üç oğluyla birlikte omuz omuza çalışarak bugünlere geldiklerini her fırsatta dile getirdi.

Onun en çok kullandığı cümlelerden biri şudur:

“Başarı ben demek değildir; başarı biz olabilmektir.”

Çünkü güçlü aileler güçlü şirketleri, güçlü şirketler ise güçlü ülkeleri oluşturur.

Üretmek Bir Ülkeye Hizmet Etmektir

Ali Karakaş’a göre gerçek kalkınmanın yolu bellidir:

Üretim… İstihdam… İhracat…

 

Üreten her fabrika, sadece kendi çalışanlarına değil, ülkesinin geleceğine de yatırım yapar.

Bu anlayışla hareket eden şirket, Ar-Ge çalışmalarına önem vererek yerli üretimi artırmayı, dışa bağımlılığı azaltmayı ve Türkiye’nin sanayi gücüne katkı sağlamayı hedeflemektedir.

Gelecek İçin Bir Mesaj

Ali Karakaş’ın hayatı bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:

Büyük başarılar, büyük imkânlarla değil; büyük hayallerle başlar.

Bugün birçok genç hızlı sonuç almak istiyor. Oysa gerçek başarı, zaman ister. Emek ister. Sabır ister. Vazgeçmemeyi ister.

Otuz metrekarelik bir atölyeden dünyanın birçok ülkesine uzanan bu yolculuk bunun en güzel kanıtıdır.

Hayatta karşınıza engeller çıkacaktır. Bazen imkânsız gibi görünen günler yaşayacaksınız. Ancak dürüstlükten ayrılmaz, çalışmaktan vazgeçmez ve kendinizi sürekli geliştirirseniz, başarı mutlaka sizinle buluşacaktır.

Son Söz

Sevgili gençler…

Bu ülkenin sizlere ihtiyacı var.

Hayal kurmaktan korkmayın.

Üretmekten vazgeçmeyin.

Bilgiyi takip edin, teknolojiyi öğrenin ama emeğin değerini de asla unutmayın.

Çünkü geleceği değiştiren insanlar, şikâyet edenler değil; çalışanlar, üretenler ve çözüm üretenlerdir.

Unutmayın…

Bir gün sizin kuracağınız küçük bir atölye, bir laboratuvar, bir yazılım şirketi ya da bir fabrika; yüzlerce insanın hayatına dokunabilir, binlerce aileye umut olabilir ve ülkenizi dünyada gururla temsil edebilir.

Türkiye’nin geleceği, üreten, düşünen, araştıran ve vazgeçmeyen gençlerin omuzlarında yükselecektir.

Ben buna bütün kalbimle inanıyorum.

Ve sizden tek bir şey istiyorum:

Hayal kurun… Çok çalışın… Dürüst olun… Vazgeçmeyin…

Çünkü bir gün dönüp geriye baktığınızda, en büyük sermayenizin para değil; emek, karakter ve ardınızda bıraktığınız eserler olduğunu göreceksiniz.

 

İnsan hayatta yaptığı işle değil, bıraktığı izlerle hatırlanır.

Temennim odur ki; sizler de ülkemize değer katan, insanlığa fayda sağlayan ve arkasında güzel izler bırakan nesiller olun.

Gelecek sizin ellerinizde. Türkiye’nin yarınları sizlerle daha güçlü olacaktır.