Gabriel Garcia Marquez’in ölmeden az önce tüm insanlığa hediye gibi bıraktığı veda mektubu:
Yeniden dünyaya gelip ödüllendirilsem;
Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim.
Az uyur, çok rüya görür,
Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.
Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim.
Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.
Basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim.
Karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylerdim.
Tüm anımı sevgi ve aşk içinde geçirirdim.
Çocuklara kanat verirdim.
Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmeleri için imkan sağlardım.
Ey insanlar!
Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim.
Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.
Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.