ÜLKEMİZİ MONTAJ ve HİZMET ÜRETİMİNDEN MİLLİ MARKA ÜRETİMİNE DÖNÜŞTÜRMEMİZ GEREKİYOR-Dr.İlhami Pektaş

Bilindiği gibi montaj sanayi ; üretimi parçalara ayrılabilir bir sanayi ürününün, parçaların üretildiği ülke dışında başka bir ülkede bütünleştirilmesi ile pi…yasaya çıkarılmasını anlatan montaj işleminin, o sanayi sektö¬ründeki üretimi oluşturması anla¬mına gelir. Montaj sanayi, 1960″lardan sonra, gelişmiş ülke şirketlerinin azgelişmiş ülkelerdeki ucuz emek gibi avantajlardan yararlanma ve pazara girme avantajları elde etme amacıyla başladıkları bir yatırım türüdür. Patent hakları ve teknoloji bilgisini elinde tutan şirket, emek, nakliye maliyetleri ve genel olarak hukuk ve vergi kısıtlamalarını aşmak amacıyla, kendisi veya anlaşma yaptığı şirket aracılığıyla ülkesinde ürettiği parçaları montaj sanayini kurduğu ülkede nihai ürün haline getirilip pazarlanmasını sağlamaktadır.

Ülke sanayimizde bu güne kadar 80 yıllık cumhuriyet döneminde milli üretime dayalı olmayan, montaj ve satın alarak borçlanmaya dayalı ekonomi politikaları uygulanmış ve küresel güçlerin de baskısıyla ülkemiz yabancı ürün cenneti ve yurtdışından ithal edilen çeşitli parçaları takıp birleştiren bir montaj sanayi haline dönüşmüştür . İSO’nun 249 firmanın üretimlerini ele alarak yaptığı araştırmada 2001-2010 yılları arasında dış girdilerin ve montaj sanayinin giderek artması da montaj ve hizmete dayalı sanayi yapısını vurgulamaktadır. Ülkemizde’de GSYH’nın aşağı yukarı yüzde 30’u sanayi üretimi (inşaat dahil), yüzde 10’u tarım üretimi, yüzde 60’ı da Bankacılık, sigortacılık , devlet hizmetleri, ulaştırma, turizm vb. gibi hizmetler üretimidir.

Ülkemizin önemli boyutlara ulaşan bir cari açığı, bir başka tanımla tasarruf açığı vardır ki bu, bir ülkenin ürettiğinden daha fazla harcaması anlamına gelir. Bu durumda tüketim ve yatırım harcamalarını karşılayamayan iç tasarruflar nedeniyle oluşan açık, dışarıdan borçlanma yoluyla getirilen dövizle kapatılmaktadır. Kalkınabilmek için en temel şart, tasarrufları artırmak ve bunu yatırıma dönüştürebilmektir. Montaj sanayimizde yapılan ithalatın yüzde 80’inden fazlası, hammadde, yarı mamul ve tüketim malı olup, neticede iç tüketim için kullanılmaktadır. Yatırım mallarına harcanan miktar 30 milyar dolar civarında olup, mevcut yatırımların aşınma payını bile karşılamamaktadır. O halde bizim cari açığımız, yatırımdan değil, yabancı tasarrufların tüketime harcanmasından doğan bir cari açıktır.

Cari açığımızın en önemli nedeni, 80 yıldır küresel güçlerin belirlediği ekonomik politikamız sonucu, sanayimizin işleyebilmek için devamlı döviz gerektiren bir MONTAJ sanayiine dönüşmesidir. Öyle ki, imalat sanayimizin ithalata bağımlılık oranı 1994’te 0,6 iken 2006’da 1,9’a, şimdilerde ise 2’nin üzerine çıkarak, bu dönemde 3 kat artmıştır. Sanayinin bu yapısının düzeltilmesi sadece kendi yerli üretimlerimizin ve marka ürünlerimizin teşvik edilerek artırılması ile sağlanacakken tam tersi hazır al ve montaj sanayine kayarak daha da kötüye gitmiştir. Ülkemizde yerli üretimden daha ziyade montaj ve hizmetlere dayanan bir büyüme yapısı var.

Tasarruf açığının bir başka nedeni de, halkının büyük çoğunluğu dar gelirli olan ülkemizde, borçlanmaya ve özentiye dayalı lüks tüketim başta olmak üzere, tüketim çılgınlığıdır. 1990’larda yüzde 24 olan tasarrufların milli gelire oranı, günümüzde yüzde 12’lere kadar düşmüştür. Son 5 yılda 1 trilyon doları aşan, cep telefonu, lüks marka otomobil ve saatler gibi malların üretildiği dünya lüks tüketim pazarının önemli bir müşterisi haline gelen ülkemizde, lüks tüketime harcanan para 20 milyar TL’yi aşarak milli gelirin yüzde 1,5’ini geçmiştir.

Daha da önemlisi, bu ekonomik politikayla lüks mallar dışında da patlatılan tüketim harcamaları sonucu, gelirleri hızla düşen kişilerin tasarruf eğilimleri neredeyse sıfırlanmıştır. Konut ihtiyacımız dışında, yüzde 14-15’inin montajı içeride yapılan, yabancı otomobil markaları satılmaktadır. 2012 yılı ihracatı 14 bin 667 milyar dolar olan bu sektörün, aynı yıl ki ithalatı 14 bin 185 milyar dolardır. Kaldırımları otopark olan birçok ilde trafiğin yürümediği ülkemizde, 557 bin araba üretilip 314 bini ithal olmak üzere 556 bin araba satılmıştır. Özellikle otomotiv yan sanayi sadece ülke içersindeki üretime değil, dünyanın en iyi markalarının uluslararası pazarlardaki üretimlerine katkı yapan bir konuma gelmiştir. Diğer taraftan halen, ülkemizde, 70 milyonun üzerinde cep telefonu, 45 milyonun üzerinde 3G abonesi bulunmaktadır. Türk Telekom ve Turkcell’in de vergi şampiyonları listesinde 8 banka ile birlikte ilk 10 da yer aldığını hatırlarsak, acil haberleşme ihtiyacı çok az olan ülkemizde, haberleşmeye ödediğimiz rakam çok aşırıdır.

Bizim bu aşırı tüketim ve lüks tüketimi özendirici politikamız ise tasarrufa gidebilecek önemli bir paranın tüketime harcanmasına neden olmaktadır.

İmalat sanayinin üretici gücü giderek azalmış ve artık bıçak kemiğe dayanmış bulunmaktadır. Eğer tedbir alınmaz ise çok yakında iflas haberlerinin başlaması da kaçınılmazdır.

NİÇİN ÜRETEMİYORUZ, NİÇİN MARKALARIMIZ OLMUYOR ?
ÇÜNKÜ BU KONUDA MİLLİ BİR DEVLET POLİTİKAMIZ YOK.

Emperyalist-kapitalist sistem uluslararası bir düzendir. Batı ülkelerinin sermayesi dünya çapında üretim yapar ve ürettiklerini dünya çapında satar. Bu sistemde bizim gibi ülkelere düşen, bu üretim sürecinde bize dayatılan tüketici rolünü kabullenmek ve sattıkları malı almaktır. Bu rolde, bir ülkeyi ayakta tutacak herhangi bir sanayi yatırımı olmaz. Sonuçta bütün sanayi malları ve o malları üreten makinalar zaten emperyalist ülkelerde üretilmektedir. Bizim gibi ülkelere düşen, o malların üretimi için gerekli olan hammaddeleri çıkarmak, onlara ucuz bir fiyata satmak ve onların ürettiği malları tüketmektir. Sistem tükettiğini kendi üreten bir üçüncü Dünya ekonomisine izin vermez.

Tüm doğal kaynaklarınızı çıkarırsınız ama bu hammaddelerle kendi ürününüzü üretemezsiniz. Bunun ekonomik gerekçesi de “rekabet”tir. Çünkü ne yaparsanız yapın, Batıda üretilen üründen daha ucuza mal edemezsiniz. Çünkü Batılılar teknolojik üstünlükleri ve dünya çapında en ucuz hammaddeye ulaşabilmeleri ve yaygın pazar kabiliyetleri nedeniyle her şeyi sizden daha ucuza üretip çok daha ucuza pazarlarlar.

İşte dışa bağımlı ekonomi bu şekilde ortaya çıkar. Hiçbir şekilde onların teknolojisini ülkenize kuramazsınız, Emperyalist ekonomiyle hiçbir şekilde rekabet edemediğimiz için yabancı sermaye, bizim ulusal ekonomimizi istila eder. Yabancı mallarla rekabet edebilecek yerli ürün piyasada bulamazsınız. Yerli firmalar ya yabancı sermaye tarafından satın alınır ya da yabancı sermayenin geniş pazarlama imkanlarıyla rekabet edemeyip kapanmak zorunda kalır.

Sonuçta, yerli ürünler cazip yabancı ürünlerden daha pahalıdır. Ancak durum göründüğü gibi değildir. Tüketicinin o malı alabilmek için para kazanacak bir üretim sürecine katılması lazımdır. Halbuki yabancı ürün ve sermaye istilası ülke ekonomisine öyle büyük zararlar verir ki,artık insanların çalışıp para kazanabileceği yerli firma bulunmaz hale gelir.

Üstelik, yabancı sermaye tarafından işgal edilen ekonomide üretim o ülkenin ihtiyaçları için de yapılmaz. Tek boyutlu bir ekonomik düzen vardır. Emperyalist üretim zinciri, o ülkeden ihtiyaçlarının yalnızca bir kısmını karşılar. Bu da o ülkenin bağımsız bir ekonomi kurmasının önüne geçmenin en kestirme yoludur.

Peki çıkış yolu nedir?

Tek bir çıkış yolu var ; SANAYİDE MİLLİ BİR DEVLET POLİTİKASI.

Yerli , Milli ve Bağımsız bir ekonomi kurmak isteniyorsa, bu ancak ve ancak devletçi yada devlet destekli bir ekonomiyle mümkündür. Atatürk döneminde de yapılan buydu. O dönemki yatırımların büyük çoğunluğu bizzat devlet eliyle gerçekleşti ve Türk ekonomisi 1938’e gelindiğinde dünyanın önde gelen ekonomilerinden biri olmuştu. Öyle ki, Atatürk öldüğünde, Türkiye’de lokomotif ve uçak fabrikası bile vardı.

Şimdi de Milli bir devlet politikası ile milli sanayimizi mutlaka kurmalı ve milli markalarımızı üreterek hem yurt içi hemde yurt dışında bu markalarımızı dünyada rekabet edebilir hale getirmeliyiz. Buna en güzel örnekler Almanya, Japonya ve Çin’dir. Bu iki ülke üretim ekonomisi ile şimdi Dünyada en çok ihracat yapan ülkeler haline gelmiştir. Almanya ve Japonya 2.ci dünya savaşından yerle bir olarak çıktı ama bugün dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında. G.Kore ve Çin üretime dayalı devlet politikaları ile bugün yine dünyanın en hızlı gelişen ülkeleri arsına girdi. 2019 Gayri Safi Yurtiçi Hasıla bakımından ABD ilk sırayı alırken Çin 2. ci, Japonya 3.cü, Almanya 4.cü sırada yer alıyor.