UÇMAK VARKEN YÜRÜMEK NİYE ?
‘Uçmak Varken Yürümek Niye?’ kitabının yazarı Isha Judd,
‘İnsanın öncelikle kendini tanıması ve sevmesi gerektiğini vurguluyor…
“Birini kayıtsız şartsız sevebilmek için, önce kendini sevmen gerekir. Kendini olduğun gibi kabul etmeden, başka birini zaten benimseyemezsin…
Memnuniyetsizliğin eninde sonunda tek çaresi kendini sevmektir ve bu içsel sevgi bilincini geliştirerek olur. Bu sevgi dışarıya da ayna olup bütün ilişkilerimize yansıyacaktır. Hoşnutsuzluk, özlem ve sonsuz arayış yerine içinde olduğumuz anda sihir ve güzellik algılamaya başlamalıyız.”
Biz yetişkinler, sürekli olarak hayatımızın yanlış giden yönlerine takılıp, kendimizi acımasızca yeriyoruz. Kendimizin en azılı düşmanı gibi, yaptığımız ve yapmadığımız onlarca şey için kendimizi sorumlu tutuyoruz. Başkaları tarafından beğenilmek uğruna kendimize haksızlık edip değişmeye bile çalışıyoruz. Çünkü hayatımız boyunca daha iyi, daha başarılı, daha arzulanır olmak öğretildi bize.
Yazar, bireyin yüzeysel duygularından ziyade daha derinlere iniyor, bilinçaltındaki sevgi bilincini açığa çıkarmaya çalışıyor. Derinlerde yatan sevgi incilerini keşfeden birey, kendini “kusursuz” olduğuna inandırmak zorunda kalmıyor çünkü otomatikman çevresindeki güzelliklerin farkına varıp hayatın pozitif ışınlarını kendine çekiyor. Şimdiki anı kucaklayan insan, kendini kucaklamayı da öğreniyor…
Çoğu zaman içimizdeki aşağılık kompleksini örtmek için büyük ve parlak bir “kendine güven maskesi” takıyoruz. Kendine en güvenli, en havalı insanların çoğu zaman en güçsüz, en kompleksli insanlar olduğuna tanık olmak da mümkün. Böyle bireylerin en büyük kaygısı çevre tarafından kabul görmek ve beğenilmektir.
Yazar geçmişte böyle hisseden insanlardan biri olduğunu itiraf ediyor: “Kendime güvensiz olduğumu kimsecikler anlayamazdı çünkü ben hep dışa dönük, cesur ve alabildiğine cüretkâr lanse ederdim kendimi. Sonra içime dönüp derinlerdeki duyguları anlamaya çalıştım. Benliğimin karanlık dehlizlerindeki kaygı baloncuklarını keşfettim. Terkedilme ve reddedilme kaygısı içinde boğulduğumu fark ettim. İşte insanın bu kaygıları kabullenerek kendisiyle yüzleşmeyi öğrenmesi gerekiyor. İçindeki kaygılı bireyle yüzleşebilme cesaretini gösteren insan, sonunda kendine yüzde 100 güveni keşfediyor…”
Kendini sürekli eleştiren, başkalarıyla kıyaslayıp aşağılık kompleksi çeken bir insan sağlıklı bir ilişki kurabilir mi? Böyle hisseden bireyin ne kendine ne de başkasına hayrı dokunur. Isha da sevgi açılımının tarifini işte aynen bu noktaya parmak basarak yapıyor: “Birini kayıtsız şartsız sevebilmek için önce kendini sevmen gerekir. Kendini olduğun gibi kabul etmeden, başka birini benimseyemezsin…”
İlişkiler hep beklentiler üzerine kurulu: Karşımızdakine duygusal yatırım yapıyoruz ve karşılığını bekliyoruz. Beklentimiz gerçekleşmeyince bozulup çekiliyoruz. Demek ki bu “kayıtsız şartsız sevgi” değil! Isha’ya göre, kayıtsız şartsız sevebilmek için beklentilerden arınmak gerekiyor. İlişkiye bu gözle bakan, üstünde herhangi bir baskı hissetmeyen birey daha özgür hissediyor, böylece ilişki daha çok güçleniyor.
Sonuç olarak; Önce kendini sevmeden başkasını sevemezsin. Kendimizi eksi ve artılarımızla kabul ettiğimiz zaman karşımızdakini de kayıtsız şartsız sevebiliriz.”