TÜRKİYE’DE ALIŞ VERİŞ MERKEZLERİ (AVM) -Dr. İlhami Pekta

Türkiye’deki alışveriş merkezlerinin (AVM) 2000 yılından günümüze gelişimini beş yıllık dönemler şeklinde ortaya koyan araştırmaya göre 2000 yılında yalnızca 10 ilde toplam 36 adet AVM bulunuyorken bu sayı 2015’te 58 farklı ilde yüzde 903 artışla 361’e ve bugün itibarıyla alışveriş merkezlerinin 114’ü İstanbul, 38’i Ankara, 24’ü İzmir, 17’si Antalya, 15’i Bursa, 11’i Kocaeli, 11’i Muğla, 6’sı Gaziantep, 6’sı Denizli, 4’ü Adana ve 150’si diğer illerde olmak üzere toplamda 396’ya yükseldi.

Türkiye genelinde AVM’ye gitme oranında büyük bir artış var. AVM’de geçirilen zaman dilimi daha da arttı. Tüm bu veriler, ülkemizde alışveriş merkezlerin çok canlı olduğunu ve giderek artacağını gösteriyor. Servislerle tüm mahalle ve semtlerden müşteriler getirilerek ve alış verişten sonra yine aynı semtlere yaptıkları alış veriş yüküyle geri taşınarak müşteri sayısı artırılıyor ve cazip hale getiriliyor.

Tabi bu arada küçük esnaf dediğimiz, bakkal, kasap, manav, terzi, kunduracı, züccaciye vb. dükkanlar birer birer kapanıyor. Yakın bir zamanda küçük esnaf diye bir şey kalmayacak zaten.

AVM’lerdeki çeşitlilik ve indirimler karşısında vatandaşlarımız cüzdanlarındaki paranın daha doğrusu kredi kart limitlerinin ve alım gücünün artmış olduğu hissine kapılıyor ve farklı indirim reyonlarında ihtiyacı olmasa da sürekli alış veriş yapma isteği duyuyor. Artık tüketim çılgınlığı başlamış durumda ve eski günlerin intikamını alırcasına insanlar reyonlara hücum ediyor. AVM’lerdeki arabalar tıka basa dolduruluyor. Nasıl olsa nakit para verilmiyor, kredi kartları ile alış veriş yapılıyor ya her şey insanlara bedava gibi geliyor, öyle hissettiriliyor.

Reyonlara baktıkça insanların içi gidiyor, şeytan dürter gibi, koca alış veriş arabalarını önlerine katarak dolanmaya, doldurmaya başlıyorlar. Hiç ihtiyacı olmasa bile beğendiği bir şeyi mutlaka alma durumuna gelmişler. Nasıl olsa kredi kartları ile alış verişler yapılıyor. Nakit paraya ihtiyaç yok. Limit yüksek. Bir kart yetmezse ikinci kart, oda yetmezse üçüncü.

Sonra sıra hesap ödemeye geliyor. Nakit alış veriş yapan hemen hemen hiç yok. Sıraya giriliyor, sırada beklerken hafiften göz ucuyla başkalarının aldıkları da süzülüyor. Sizin görmemiş olup başkasının sepetinde fark ederek beğendiğiniz bir ürünü hemen koşarak alıp gelme şansınız da hâlâ mevcut.

İndirimdi, servisti, onda var bende yok falan derken ne kadar çok harcama yaptığınızı eve gelince anlıyorsunuz. Neyse kredi kartı borcunun hepsini bu ay ödemek mümkün değil gibi görünüyor. Bir kısmı maalesef faize kalacak ve ucuz diye aldığınız ürünlere belki iki, üç kat daha fazla ödeme yapmış olacaksınız. Bir ay, iki ay, üç ay derken borç hanesi kabarmaya başlıyor. Sonra bankadan kredi çekip hepsini kapatmaya çalışıyor ama bu sefer daha büyük bir faiz yükü altına giriyorsunuz.

Alış veriş merkezleri olmadan önce insanlarımızda bu kadar borç alışkanlığı yoktu, herkes ayağını yorganına göre uzatırdı ama şimdi kredi kartlarının getirdiği rahatlıkla sanki sizin paranızmış gibi sürekli harcıyorsunuz. Bankadan bir uyarı yazısı gelinceye kadar da harcamalara devam ediyorsunuz.

Sonuç olarak toplum olarak tüketime yönlendiriliyor ve sürekli borçlandırılıyoruz. Tam bir tüketim toplumu olduk.

Üretmeyen toplumların tüketme alışkanlıkları onları borçlandırmaya yönlendiriyor. Tasarruf neredeyse unutuldu. Tam bir tüketim çılgınlığı var.