Tarih Boyunca Kardeş Kavgaları-Dr. İlhami Pektaş

İnsanlık tarihi ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem ile başlar. Yeryüzünün ilk kardeşleri, Hz. Adem’in evlatları olan Habil ve Kabildir. Yeryüzünün ilk kardeş kavgaları da Hz. Adem’in evlatları Habil ile Kabil arasında meydana gelmiş ve ilk kardeş katili Kabil yeryüzünde kan dökmüştür. İnsanoğlu, yeryüzündeki ilk hikayesine kardeş kavgası ve cinayetle başlamış ve Kabil, Habil’i haset, kıskançlık ve bencillik duygusuna kapılarak katletmiştir.

Bir diğer kavga da Hz.Yakup’ un çocukları arasında geçmiş ve 11 kardeş bir araya gelerek en küçükleri olan Hz.Yusuf’ u kuyuya atmışlardı. Bu olayda, diğer kardeşlerin küçük kardeş Yusuf’u kıskanmalarından kaynaklanmıştı.

İnsanoğlu peygamber çocuğu da olsa içindeki; kıskançlık, haset, kin, çekememezlik, tahammülsüzlük, asabiyet gibi duygularına gem vurmadığı müddetçe ve gözünü para, mal, mülk, mevki, makam hırsı bürüdüğü müddetçe, kardeşi de olsa KATİL olabiliyor. Toplumda çıkar kavgaları, hep ben ve benlik duygusu olduğu sürece, aile içinde, akrabalar arasında, komşular arasında, trafikte, iş yerinde, insanın olduğu her yerde bu kardeş kavgaları kıyamete kadar sürecektir.

İşte İSRAİL VE FİLİSTİN savaşı. Kimdir bunlar ?

Hz. İbrahim’ in 2 eşi vardı. Sare ve Hacer. Sare’ nin çocuğu olmayınca Hz. Hacerle evlenen Hz. İbrahim’in İsmail a.s. adında bir çocuğu doğdu. Hz. İsmail’in nesli Filistinlilerdir. Daha sonradan Sare’nin de bir çocuğu oldu adı İshak a.s. Hz. İshak’ın neslide İsrailliler oldu. Aynı atadan gelmelerine rağmen birbirine düşman iki kardeş millet olarak mücadele ediyorlar.

En büyük imparatorlukların, en güçlü ailelerin, şirketlerin, en varlıklı kişilerin yok olup gitmesindeki ana sebep hep bu benlik duygusundan kaynaklanan kardeş kavgalarıdır. Tarih boyunca da nice devletler, imparatorluklar, şirketler, aileler, kardeşler arası kıskançlık, haset ve menfaat kavgaları yüzünden yok olarak tarihin tozlu sayfalarına gömülüp gitmişlerdir.

Eski Türk devletlerindeki bu ikilik davaları, kardeşin kardeşe düşmesi, bir Türk boyunun diğerinin hakimiyetine son vermesi, bizim de millî zaaflarımızın başında gelir. Kardeş çekişmeleri Orhun Abidelerine de  konu olmuş ve gelecek nesillere ders olması için taşlara kazılarak yazılmıştır:

“Beyleri ve milleti ahenksiz olduğu için, Çin milleti ise hilekâr ve aldatıcı olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirdiği için, Türk milleti kardeş kavgaları nedeniyle ülkesini elinden kaybetmiş, Çin milletine esir ve köle olmuştur.

Osmanlı tarihinde de taht kavgaları nedeniyle bir çok şehzade öldürmüştür. Sultan III.cü Mehmet’in tahta çıkar çıkmaz ilk işi çoğu bebek ve en büyüğü 13 yaşında çocuk olan 19 kardeşini boğdurtması Osmanlı imparatorluğunun en kanlı saray cinayetlerinden birisi olarak tarihe geçmiştir.

Dış saldırılar, savaşlar, doğal afetler, göçler, açlık, kıtlık gibi felâketler karşısında dimdik ayakta kalmayı başaran ecdadımız, ne yazık ki tefrikalar, hile ve kışkırtmalar nedeniyle hep birbirlerine düşmüşlerdir. Düşmanın savaşta yenemediği milletimiz ne yazık ki kardeş kavgalarıyla yıkılarak hep esaret altına alınmıştır.

Osmanlının son yıllarında türk milleti, yine çoğu dış kaynaklı olan entrikalara maruz kalmış ve “böl-parçala-yut” taktiği esir altına alınmaya çalışılmıştır. Millî Mücadele döneminde bile tefrika hastalığı birlik ve bütünlüğü bozmak için boş durmamıştır. Hala bu tefrikalar günümüzde dahi; Türk-Kürt, Alevi-Sünni vb kışkırtmalarla kardeşleri birbirine düşürmeye teşvik etmektedir.

İslâm tarihine de genel olarak baktığımızda benzer manzaralarla karşılaşırız. Daha Dört Halife döneminde başlayan ve arkasından ortaya çıkan Şiilik-Haricilik bölünmüşlüğü, maalesef hala devam etmektedir. Dört halifeden üçü, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali suikast sonucu öldürülmüştür.  İslam ülkelerinin bir hastalığı hâline gelen tefrika, zaman zaman aynı din ve aynı milletten olan insanların savaş meydanlarında birbirleriyle karşı karşıya gelmelerine sebep olmuştur. Orta doğu coğrafyasında; din, dil, mezhep, ırk, coğrafya, bölge, siyasî fikir, ideoloji, dünya görüşü gibi konuların, nasıl insanlarımızı kışkırtıp birbiri ile çatışmaya dönüştürecek hale getirdiğini kolayca anlayabiliriz.

Maalesef bugün yine Orta Doğu’da sahnelenen oyun budur. Haçlı oyunları. Ne yazık ki aynı Allah’a inanan Hristiyan, Müslüman ve Musevi din mensuplarının çatışmaları ile kardeş kavgaları sürekli kışkırtılmaya çalışılmaktadır. İsrail-Filistin savaşı, Suriye, Irak, Libya Sudan, Yemen, Afganistan iç karışıklıklarından sonra Türkiye’de de kardeş kavgaları kışkırtılmaya çalışılıyor.

Bizlerin bu tür haçlı oyunlarına düşmememiz ve birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olmamız gerekiyor.

Allahın elçisi sevgili peygamber efendimiz Hz. Muhammed,  “Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allah’ın kulları kardeş olunuz. Bir müslümanın diğer kardeşiyle, üç günden fazla dargın durması helal olmaz.” demiştir.