SAMİMİYET ÜZERİNE
İnsanlar için en büyük sorun ; samimiyetin de sevgi ve güven gibi kötüye kullanılmasıdır. Sevgiyle de , Güvenle de, samimiyetle de her zaman aldatılmak mümkündür. İnsan yaradılış itibarıyla sevgi, güven ve samimiyete çok açıktır. Samimi olduğuna inandığınız, size güven veren, sevgi gösteren kişiye karşı nasıl olumsuz düşünebilirsiniz?
İnsanları kandırmak için kullanılan en etkili maskelerden birisi de samimiyettir. Ama hakiki samimiyet farklıdır. Madenin içindeki cevher gibidir. Onu görüp oradan çıkarmak her zaman mümkün değildir. Samimiyet için kişinin davranışlarını inceleyebiliriz ama davranışlarla samimiyeti anlayamayız. İki göz iki çeşme ağlayan bir insan bile sizi kandırıyor olabilir.
Etrafımızdaki bazı kişilerin samimi olduğunu düşünürüz. Hep samimiyet ararız, bulamasak bile.
İşin kötüsü samimiyeti anlatanların ölçüleri ve kullandıkları kriterler de aldatıcıdır. “Sevgisine bakın” derler. Sevdi de aldatıcıdır. “Güvenirliğine bakın” derler. O da aldatıcıdır. Dindarlığına, zenginliğine, vatan sevgisine, okumuşluğuna, görüntüsüne, kibarlığına, hitabetine, yakınlığına, duygusallığına, kılık kıyafetine, hacılığına, hocalığına, sakalına, ses tonuna, eli açıklığına bakın hepsi aldatıcı olabilir.
Hangisi size güven verebilir?
Anlık samimiyet kabulü ilk izlenimde mantıklı geliyor. İlk ve tek samimi davranışta bizi kandırmazlar her halde diyeceğim ama gizli niyetler için nokta atışı diye bir şey de var. Kesin samimiyet dediğinizde bile bir şüphe olmuştur. Samimiyet konusunu çözmüş bir kişi olduğuna inanmıyorum!
Kimlerin sahte samimi olduğunu nasıl anlayabiliriz.
Sadece kandırılıp, aldatılıp zarara uğramayı düşünmemeliyiz; samimiyetin bize verebileceği yaşam güzelliği de var. Samimi olmayanlara yapacağımız bir şey yok. Anladığımızda zaten iş işten geçmiş oluyor. Sonra affediyoruz, yediğimiz kazığın acısı geçince yeniden koşup boynuna sarılıyoruz.
Bizim kişiliğimiz ve yaşadığımız ortam sahte samimiyet için çok uygun.
Samimi insanlara güven duyarız ve onlara inanırız. Bazen inanmaya mecbur kalırız. Çünkü onların samimiyeti bize güven verir.
Ameliyat olduğun doktora ve onun samimiyetine güvenirsin ve masaya yatarsın. Sürekli gittiğin diş doktoruna ve samimiyetine güvenirsin ve dişlerini ona emanet edersin.
Muhasebecine ve onun samimiyetine güvenirsin ve kasanı ona emanet edersin.
Aracını tamircine, samimiyetine güvenerek emanet edersin.
Bakkalına, Kasabına, Marketine güvenirsin art niyet düşünmeden alış verişini yaparsın.
Türlü vaatlerle bir anlaşmaya, bir ortaklığa, bir evliliğe imza atarsın.
Ama ne bilirsin bu insanların gereksiz yere seni ameliyat ettiğini, bir dişini onarırken diğerine kasıtlı olarak zarar verdiğini, tamir ederken farklı malzeme kullandığını, sağlam aracının bir parçasını değiştirdiğini, yada fazla işlem yapmış gösterdiğini, muhasebecinin fırsatı yakaladığında paranı eksilttiğini yada kullandığını. Yapılan işlerin ve verilen vaatlerin sahte olduğunu.
Müteahhitin yaptığı inşaatın hangi aşamalardan geçtiğini ve neler çaldığını bilemez, ancak ileri ki bir zamanda bir vesileyle yaşadığın olaylarla ilgili olarak başına bir şey geldiğinde gerçeği anlarsın. Bu gerçekle üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin yüzleşirsin. Bir deprem olduğunda bütün varını yoğunu vererek borçlanarak aldığın bir dairenin senin mezarın olacağını nereden bilirsin. Malzemeden çaldığını, proje kurallarına uymadığını, haksız ruhsat aldığını nereden bilirsin. Güveniyorsun ve alıyorsun.
Marketten aldığın etin, peynirin, balın, yağın en temel gıda ürünlerinin sahte olduğunu nereden bilebilirsin, güveniyorsun alıyorsun. Sonra helal kazancınla hasta oluyorsun, kanser oluyorsun. Hastane hastane tedavi için uğraşıyorsun.
İnsanların içinde vicdan, gerçek inanç, gerçek samimiyet, gerçek sevgi, gerçek onur, haysiyet yoksa ne yapabilirsin.
Ne yazık ki bunu hemen anlayamıyoruz. Bir müddet sonra yapılan işlerde sorunlar başlayınca, hasta olunca, kazıklandığımızı, samimiyetin, güvenin kötüye kullanıldığını fark ediyoruz.
İnsanlarda içten samimiyet, içten sevgi ve güven duygusu yoksa bu davranışlarını fırsat buldukça yapacaktır.
Ama bilmezler ki ; İnsanın ne yaparsa kendine yaptığını, ne ekerse yine onu biçeceğini, ne düşünürse aynı şeylerle kendisinin de karşılaşacağını ve elde ettiği her şeyi bir gün bırakıp gideceğini…
Dr.İlhami Pektaş