MÜTEVAZİ OLMAK

Mütevazı olmak başını eğmek değildir; hayat ritmini değiştirdiğinde bile hafif adımlarla yürümeyi öğrenmektir.
Bazıları tevazuyu imkânsızlıkla karıştırır.
Oysa gerçek mütevazılık insanın içinde doğar; sahip olduklarına ve henüz sahip olamadıklarına bakışında saklıdır.
Servetinle ya da yaşadığın yerle ilgili değildir; her güne hangi kalple baktığınla ilgilidir.
Az şeye sahip olup o azı içten bir gülümsemeyle paylaşan insanlar gördüm.
Çok şeye sahip olduğu hâlde, iyi bir şey aldığında ilk kez alıyormuş gibi şükreden insanlar da gördüm. O zaman anladım ki tevazu malda mülkte değil, tutumlarla ölçülür.
Hiçbir şeyin garanti olmadığını bilmek ve atılan her adımın kıymetini fark etmektir.
Zor zamanlar geldiğinde mütevazılık ve tevazu insanı ayakta tutar.
Seni ne alta düşmeye ne de sürekli kıyas yapmaya sürükler.
Bolluk zamanlarında ise başarı seni başkalarından üstün kılmaz;
Sadece nazik, yakın ve cömert kalabilmen için bir fırsat sunar.
Mütevazı olmak, daha fazlasını bildiğini kanıtlama ihtiyacı duymadan dinleyebilmektir.
Başkasının başarısını, takdir ederek kutlayabilmektir.
Geçmişine dönüp nereden geldiğini hatırlamaktır;
Geçmişte takılı kalmak için değil, şükrü canlı tutmak için.
Gerçek zenginlik her koşulda aynı kalbi ve duyguyu koruyabilmektir.
Belki de sır tam olarak burada:
Hayat sahnelerini değiştirse bile senin özünü değiştirmemekte. Çünkü sonunda geriye kalan, biriktirdiklerin değil; seninle yürüyenlerin kalbinde bıraktığın izdir.
Mütevazılığın sessiz değerini onlara, kelimeler olmadan öğretebilmiş olmaktır.