DEĞERLİ OLMAK İNSANI NİÇİN MUTLU ETMİYOR

Kimse karşısındakini anlamak istemiyor, sadece kendini duyurmak ve haklı çıkmak istiyor.
Sevgi, bir iletişim değil, artık bir güç gösterisine dönüştü.
Kimse “nasıl hissediyorsun?” diye sormuyor, “beni neden anlamıyorsun?” diye bağırıyor.
Kimse dinlemiyor, ama hep konuşuyor.
Kimse emek vermiyor, ama emek vermeden “hak ettiğini” istiyor.
Kimse affetmiyor, ama intikamını “özsaygı” adı altında alıyor.
Kimse sevginin sabır olduğunu hatırlamıyor, çünkü sabır artık “eziklik” değerlendiriliyor.
Kimse birini büyütmek istemiyor, ama karşısındakini küçültmeye çalışıyor.
Kimse “biz” demiyor artık, “ben” demenin peşinde koşuyor.
Ve herkes aynı yanlışı yapıyor.
Neredeyse herkes kıymetli olmayı değil, üstün görünmeyi istiyor.
Herkesin içinde sessiz bir yarış var, kim daha güçlü, kim daha umursamaz, kim daha az seviyor.
Ama kimse yanı başındakini fark etmiyor.
Bu yarışta kazanan yok.
Çünkü kazandığını sandığın anda bile, kalbinde kaybediyorsun.
Çünkü bedenimiz ruhumuzun önünde koşuyor ve çok yorgunuz.
Ama bu yorgunluk, işten, hayattan, zamandan değil, Kendimizden kaynaklanıyor.
Aynı hataları, aynı yanlış insanları, aynı kibirli seçimleri defalarca yapmaktan yorulduk.
Bir şey öğrenmeden, hep başkalarını suçlamaktan yorulduk.
Kendini seçmek.
Ne güzel geliyor kulağa değil mi?
Ama çoğu insan kendini değil, egosunu seçiyor aslında.
Çünkü kendini seçmek demek, kendine dürüst olabilmek demek.
Ama dürüstlük, bu çağda en çok kaçtığımız şey.
Herkes kendine sahte hikâyeler anlatıyor.
“Ben elimden geleni yaptım.”
“Ben iyi niyetliydim.”
“Karşı taraf beni anlamadı.”
Oysa belki de kötü olan bizdik.
Ama kibir, bunu söylememize bir türlü izin vermiyor.
Kibir.
İnsanın kalbine girince, sevgi tutunamıyor. İnat, onu besliyor.
Ve insanlar, en sevdiği insanları bile “ben haklıyım” uğruna kaybediyor.
Sonra da utanmadan mağduru oynuyorlar.
Sanki her şey onlara yapılmış gibi.
Sanki onlar hiç yanlış yapmamış gibi.
Birini kırıyorlar, sonra “ben sadece kendimi korudum” diyorlar.
İlişki bitiyor, “o kaybetti” diyorlar.
Kendilerini her defasında temize çekiyorlar.
Ama bir türlü aynaya bakmıyorlar.
Belki de bu yüzden mutlu olamıyoruz.
Çünkü mutluluk, kendine acımaktan değil, kendini tanımaktan geçer.
Ve biz, kendimizi tanımaktan korkuyoruz.
Narsist olduk, ama farkında değiliz.
Bencilleştik, ama farkında değiliz.
Aslında kibrimizi, cehaletimizi, sevgisizliğimizi süslü kelimelerle gizliyoruz.
Ama içten içe biliyoruz.
Kendimizi kandırıyoruz.
Birinin en kıymetlisi olmayı, sevmeyi ve sevilmeyi istemiyoruz artık,                                                  Çünkü o sorumluluğu taşıyacak kadar saf kalmadık.
Sevilmeyi değil, üstün olmayı istiyoruz.
Ve sevgiyle yarış olmaz ve Kazananı yoktur.
Sadece geride kalmış, kırılmış insanlar vardır.
soru şu ;
Tüm bu yanlışları bile bile, her şeyi mahvettikten sonra, neden hâlâ birinin en kıymetlisi olmayı değil de, yanlışlarda ısrar etmeyi seçiyoruz?

Belki de artık kimse sevilmek istemiyor.
Sadece üstün olmak, yukarıda görünmek istiyor.