İSİMSİZ KAHRAMANLAR

Bir karınca yuvasında küçük bir karınca yaşardı.
Ne en güçlüydü, ne en hızlı, ne de en zeki.
Ama onu diğerlerinden ayıran bir özelliği vardı.
Kendi türünün derdinden, sıkıntısından asla gözünü kaçırmazdı.
Bir karınca yorgunluktan buğday tanesini yuvaya taşıyamadığında,
Hiç tereddüt etmeden ona yardım ederdi.
Bir başkası tökezlediğinde, onu ayağa kaldırmak için yardım ederdi.
Yağmur tünelleri çökerttiğinde,
ilk tamire koşan yine o olurdu.
Karıncalar, onun sessiz ama sürekli desteğine alışmıştı.
Eğer bir yük düşerse, onun yerden kaldıracağını bilirlerdi.
Eğer bir geçit yarım kalırsa, yıkılsa onun tamamlayacağını.
Bir karınca yorulursa, omzunu ona uzatacağını…
Ama kimse ona hiç sormazdı.
Sen, iyi misin? Yoruldun mu, bir derdin, sıkıntın  var mı? diye
Günbegün sadece kendi işini değil, başkalarının işini de yaptı.
Dinlenmek nedir, unuttu, hep yardıma koştu.
Ama kendine hep şunu söyledi.
“Biraz daha dayanırsam, her şey daha iyi olacak.
Önemli olan başkalarının daha az zorlanması ve üzülmemesi diye…
Ta ki bir gün…
Bacakları yorgunluktan titreyene, takatsız kalıncaya dek.
Artık hızlı yürüyemiyordu.
Sırtı, beli, bacakları ağrıyordu.
Eskiden canlı olan bakışları, şimdi derin bir yorgunlukla bulanıklaştı.
Ama karınca yuvasını asla hayal kırıklığına uğratamazdı.
Zihni öyle çalışıyordu.
Bir karınca yardım isteyince,
Son gücünü toplayıp kabul etti.
Bir diğeri daha geldi, dişlerini sıktı, yine “evet” dedi.
Bir üçüncüsü daha yaklaştı:
“Sen her zaman vakit buluyorsun, bana da yardım et!” dedi.
Ve “hayır” diyemedi yardımına koştu.
Birgün kimsenin beklemediği birşey oldu.
Biriken yüklerin ağırlığı altında birden bacakları çöktü.
Yere yığıldı kaldı.
Yanından geçen karıncalar, onun kıpırdamadığını fark etmediler bile.
Başta yokluğunu kimse dert etmedi.
“Kesin geri gelir,” dediler.
Ama günler geçti.
İşler aksadı.
Düşen yükleri toplayan olmadı.
Yardım isteyenlere omuz veren kimse kalmadı.
Tüneller yağmurdan çökmüş halde kaldı.
Yavaş yavaş karıncalar anladılar onun yokluğunu.
Onun yaptıkları, sandıklarından çok daha fazlaymış meğerse…
Onu aradılar, ama bulamadılar.
Ve bir gün, kenarda yaşayan yaşlı bir karınca içini çekerek şöyle dedi:
“O gitti, artık aramızda yok. Çünkü onu sırtlayanları biz, ancak yere
yıkıldıklarında fark ediyoruz.”
“Peki neden bize hiçbir şey söylemedi?!” diye haykırdılar.
“Hiçbiriniz ona nasıl olduğunu sordunuz mu?
Bir derdin, bir sıkıntın var mı” diye sordunuz mu dedi yaşlı karınca.
Bir sessizlik çöktü.
Anladılar ki…
Onun yardımını hep doğal görmüşlerdi.
Hep oradaydı.
Hep destek veren, hep tamir edendi.
Ama sıra ona geldiğinde…
Kimse onu görmemişti.
Verilecek ders
Her toplumda, birileri diğerlerinden daha çok yük taşır.
Yardım ederler, destek olurlar, kendi değerlerinden ödün verirler.
Tükenmiş olsalar da evet demeye devam ederler.
Hayatı kolaylaştırırlar…
Ama kimse onların ne halde olduğunu, halini, hatırını sormaz.
Ve bir gün, güçleri tükendiğinde ve köşelerine çekildiklerinde,
İşte o zaman kıymetleri anlaşılır.
Ama…
O zaman geri dönmek için hâlâ güçleri ve istekleri kalmış olur mu acaba?
Eğer hayatınızda bu karıncaya benzeyen biri varsa,
Onun yere düşmesini asla beklemesin.
Bugün sorun ona:
“İyi misin, bir sıkıntın, bir derdin var mı?
Sana nasıl yardımcı olabilirim? diye…
Çünkü bazen sadece bir kelime her şeyi değiştirebilir.