HİÇ BİR ŞEY TESADÜF DEĞİLDİR-Dr.İlhami Pektaş

Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Hiçbir hissediş, düşünüş, bakış, algılayış, seziş de öyle. Hatta bunların tersi de tesadüf değil. Alışveriş yaptığımız market, yemek yediğimiz lokanta, su içtiğimiz çeşme, yürüdüğümüz kaldırım ve orada yanlarından birer yabancı olarak geçip gittiğimiz insanlar. Tesadüf gibi görünen karşılaşmalar, yolu sorduğumuz herhangi biri, hafifçe çarptığımız insan.
Bize gülümseyen küçük bir çocuk, önümüzden aniden uçuveren kuş…Gün boyu yaşadığımız en basit olay bile herhangi bir zihinsel, fiziksel, ruhsal yada duygusal bir olayın tetikleyicisi olur. Küçük ya da büyük…Bunlar hep kader yolunda karşılaştığımız yolculardır.
Bazen hiç hesapta olmayan durumların içine çekiliveririz. Hayal bile etmediğimiz olayları yaşarken buluveririz kendimizi. Bir martı ötüşü, bir satıcının bağırışı, alır götürür bizi yıllarca ya da yollarca uzaklara… Hem öğretmen hem de öğrenciyizdir her ilişkilerin içinde. Doğduğumuz aile, gittiğimiz okullar, sıra arkadaşımız, eşimiz, çocuğumuz, torunlarımız, komşularımız, işyerimiz, çevremiz vs.
Her ilişki, farklı bir yönümüzün aynasıdır. Ve bizler de onlar için birer ayna durumundayız.
Farkındalığımız yükseldikçe, bu durumları ve ilişkileri yaşarken, kendimizi ve yaşanılanları gözlemlemeye başlarız. Ve eğer yaşadıklarımıza yüksek idrakle bakabilmeyi başarırsak, o ilişki ya da durumu ne için yaşadığımızı kavrarız. Düğmelerimize en fazla basan insanlar, en iyi öğretmenlerimizdir. O ilişkide kurban olmadığımızı anlar, ilişkinin bize neyi öğretmeye çalıştığını kavrarsak, dersimizi alır ve yolumuza devam ederiz. Eğer bunu yapamazsak, o ilişkide ya da durum içinde tutsak olur, ya daha ağır durumlar yaşar ya da daha travmatik durumları o dersi alıncaya, eksik yönümüzü tamamlayıncaya, kendimizi düzeltinceye kadar tekrar tekrar yaşamaya devam ederiz.
Başladığın her iş için, bulunduğun zaman en doğru zamandır. Her şey doğru zamanda başlar ve doğru zamanda biter, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da olmaya hazırdır. Seçtiğin okul, seçtiğin iş, seçtiğin eş, oturduğun ev, yaşadığın şehir, çocuklar hepsi doğru zamanda ve doğru yerde kaderin bir parçası olarak yer alır.
Bitmiş olan bir şey de zaten bitmiştir. İşinden ayrılma durumu, boşanma durumu, yaşadığın evden, şehirden ayrılma durumu. Biten şeylerde bizim gelişmemizi sağlar.
Bazı insanların hayatına yalnızca katalizör olarak gireriz. Onların hayatlarında değiştirmesi gereken durumun düğmesine basar ve sessizce çekiliriz. Eğer yüksek farkındalık içinde kalırsak, yaşanılan durumdan etkilenmeden, arkamıza bakmadan yolumuza devam ederiz.
Özet olarak, en büyük düşmanımız en iyi dostumuzdur aslında. Çünkü bizde en büyük değişime o neden olur genellikle. Ve her karşılaşma kaderdir. Karşımızdaki insanı kaderimizin bir parçası kabul edip o şekilde yaklaşırsak, nefreti, öfkeyi, suçluluk duygusunu, o insana karşı sorumlu olduğumuz ve o ilişkiye mahkum olduğumuz duygusunu ve kini söküp atarız varlığımızdan.
Yaşadığımız her durum, tanıştığımız her insan bizim öğretmenimizdir. Ne kadar kısa sürede öğrenirsek öğrenmemiz gerekenleri, kaderimizi çözüp, iç huzuruna, mutluluğa, ideal ilişkiye ve ruhsal bütünlüğe ulaşırız…
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz, Marifetnâme eserinde başımıza gelen her şeyin ilahi bir hikmetle güzel sonuçlanacağına olan inancı ile bakınız ne güzel söylemiş  ;
Deme şu niçin şöyle.
Yerincedir o öyle.
Bak sonuna, sabreyle.
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler.
Hak’tandır bütün işler.
Boştur gam u teşvişler.
Ol hikmetini işler.
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler.