HERKES YORGUN

Teknoloji ilerledikçe hayatın kolaylaşacağına inandık.
Her şey bir tık uzağımıza kadar geldi.
Bilgi, ulaşılmaz bir kutsal emanet olmaktan çıkıp cebimize yerleşti.
Bir tuşla ısınıyoruz, aydınlanıyoruz, evimize, işimize, dünyanın dört bir yanına hareket ediyoruz.
Neredeyse tüm gezegenlere ışınlanacağız çok az kaldı. Ama garip olan şu ki;
İnsanlık hiç bu kadar yorgun ve bitkin olmamıştı.
Çok yorgunuz.
Üstelik iş yükünden, trafikten, gündelik koşturmacadan da değil sadece.
Ruhumuz yorgun, Zihnimiz yorgun.
İletişim yorgunu bir çağdayız.
Artık insanlar birbirini duymuyor, birbirini görmüyor, aile içinde bile iletişim koptu neredeyse.
Sanki bilgiye erişimin kolaylaşması, insanın egosunu ve yalnızlığını büyütmek için özel olarak tasarlanmış gibi.
Herkesin elinde Google, herkesin cebinde yapay zekâ ve herkes kendini bir odaya kapatıyor elinde bilgisayar, elinde telefon sürekli meşguliyet halinde, sürekli iş ve birşeylerin peşinde.
Yolda yürürken, toplu ulaşımda, araba kullanırken, evinde, yatarken bile ellerimizde teknoloji ama zihinlerimiz meşgul..
Ve yorgunluk işte tam da buradan başlıyor.
Bu baskı, bu gerginlik bu kapanış hali günlük hayatın en büyük psikolojik yükü.
Çünkü insan artık başkalarını değil, kendini bile dinleyemez, anlayamaz hale geldi.
Kendinden bile kaçıyor. Kendiyle bile iletişim kuramıyor ki ailesiyle, çevresiyle kursun
Bir insanın kendisiyle iletişim kuramadığı yerde, başkasıyla nasıl kuracağı zaten belli değil mi.
Sonuç?
Toplumsal bir tükenmişlik.
Sessiz bir yorgunluk.
Bitmeyen bir gerilim, bitmeyen bir meşguliyet..
Yorgunluk dediğimiz şey, bazen uykusuzluktan değil, yanlış anlaşılmaktan geliyor.
İnsan, anlaşılmadığını hissettiğinde susuyor ama o sessizlik içte bir çürümeye dönüşüyor.
Bazen yanlış anlatmaktan geliyor.
Söylemek istediklerimizi söyleyememek, anlatmaya çalıştıkça daha da uzaklaşmak…
Kelimelerin tükendiği, duygunun boğulduğu yerde yorgunluklar başlıyor.
Ve çoğu zaman hiç dinlenilmemekten de geliyor.
Kelimeler duvara çarpıp geri geliyor, yüz ifadeleri boş bakıyor, zihinler başka yerde…
Sen derdini dökerken bile kimse duymuyor, çünkü herkes kendi kafasının içinde boğulmuş durumda.
Yorgunluk işte bu.
Görünmez, sessiz ve ağırlığı tonlarca.
Ruhun sırtına çöken bir his.
İnsanı yatakta değil, hayatta tükenmiş hissettiren bir yük.
Ve kimse bu yükü tam olarak tarif edemediği için, herkes aynı soruyu içinden fısıldıyor.
“Niye bu kadar yoruldum?”
İletişim artık bir köprü değil, bir savaş alanı.
Bir zamanlar insanlar, kelimelerle birbirine ulaşmak için köprüler kurardı.
Şimdi o köprüler tamamen kaldırıldı. Köprülerin yerini sessizlik ve yalnızlık aldı.
İnsanlar artık iletişim kurmuyor, yalnız kalmayı tercih ediyor.
Böylece yıpranan, tükenen, içine kapanan insanların sayısı artıyor.
Yani herkes işte bu yüzden bu kadar yorgun.