Her Kalp Kendi Niyetini Yazar
Tek bir niyet bir insanın hayatını değiştirebilir. Yeter ki niyetin sahibi gerçekten ne istediğini bilsin, niyeti kalpten gelsin ve içinde duygusu olsun…
Olur mu olmaz mı? Niyet ettim niye olmadı? Bu yaşadıklarıma ben niyet etmiş olamam!
Niyet kelimesini çok sık kullanmaya başladık. Duadan ya da dilekten farkı nedir niyetin?
Dua, istek, dilek ve niyet karıştırılıyor. Dua aslında bir yakarıştır, bir talep etme halidir ve içinde bir temenni, bir lütuf isteği vardır. Bu talebi ederken bir hırs değil bir teslimiyet vardır. Özellikle kendimizi çok aciz hissederken daha güçlü dualar ederiz.
Dilek daha yumuşaktır. O da temennidir. Dilek hep iyi enerji hallerinde dileniyor. Yıldız kaydığında, gökkuşağı çıktığında, doğum günü pastasının mumları üflendiğinde
Ama niyet nettir! Bir yolculuk biletinin her detayıyla yazılmış halidir. Nereden nereye gideceksin bellidir. Farkındalık vardır,
Bir yola çıkma, kendi hayatının dümenine geçme isteği var. Zaten niyet de çıkmaktır ve çıktığın yolda nereye varacağını bilmektir .
Duada ve dilekte bir bekleme hali varken niyette çaba ve çabalamayı kabul etme vardır.
Niyet ettikten sonra harekete geçmek de gerekiyor o zaman?
Biz insanlar kuantum felsefesinden ‘işimize geleni’ öğrendik. Dileyelim, isteyelim olsun, çağıralım gelsin sandık. Zengin olmaya, evlenmeye, iş bulmaya odaklandık. Aslında hayat bunların bize ne hissettirdiği ile ilgili ve biz hissedişi bilemedik.
Yani biz çağırdığımızın bizi çok mutlu edip etmeyeceği ile ilgilenmedik. İkincisi, aslında bunun için çaba göstermeye niyet etmedik.
Gerçekte neye niyet ettiğini, neyi engel olarak gördüğünü kabul etmek.
Ev istiyorum ama engel olarak gördüğüm para ise aslında ben ev istemiyorum, para ile ilgili sorunum var, önce bu halletmeliyim. Ya da ev istiyorum ama o evin tapusu illa benim üzerime olmak zorunda mı? Yoksa ben huzurla içinde yaşayacağım bir ev mi istiyorum? Belki çok büyük kazancım olacak, kirada oturacağım ama çok huzurlu olacağım ve hiç düşünmeyeceğim tapusu kimin üzerine diye. Oysa biz “Evin tapusu benim olsun” diye düşünüyor, içinde ne hissedeceğimize bakmıyoruz.
“İşimi severek yaptığım, ürettiğimin insanlara fayda sağladığı ve kazanç elde edeceğim bir işim olsun” demiyoruz, sadece iş istiyoruz.
Biz bir yerden bir yere varmak için niyet ederiz, bir halden bir hale geçmek, bir durumu bırakmak ve yeni bir durumla kucaklaşmak için… Çıktığımız yerin ve çıkışımızın kabulünde olup varacağımız yer için çaba göstereceğimizi bilelim. Aslında vardığımız nokta ile buluştuğumuzda da şükrederek hayatımızı anbean değiştirme gücüne sahibiz.
Her niyet gerçek olur mu?
Kötüsü iyisi yok, hepsi gerçek olur. Ama kainatın çok kadim yasaları var. Bir ‘kendiliğinden’ var, onu çok seviyorum. En sevdiğim kelime. Çünkü burada hem çaba hem teslimiyet hem şükür var. Bir şeyin akışta olması… Orada bir alışveriş oluğu için kainat senden ekstra bir çaba almıyor, kolaylıkla oluyor.
Zaten bazen kendiliğinden olur niyetler ve biz bunu biliriz. Mesele bunu hayatın her alanına yaymak.
Evet, çocuk gibi isteyince çok kolaylıkla oluyor. Olmayınca da itiraz etmemek gerekiyor. Olmadı, demek ki burası değilmiş. Belki burada bana bir şey söyleniyordur.
Zaten hayatınızda bir konuda bir hız varsa ve bu sizi rahatsız ediyorsa, rüzgarda savruluyor gibi hissediyorsanız durup düşünün.
Belki şart koştunuz, bedel söylediniz, “Benim olsun da ne olursa olsun” dediniz. Onu da veriyor fakat o zaman bir takas yasası devreye giriyor.
Düğüne öyle odaklanmış ki, öyle bir gelin olmak istemiş ki hepsi olmuş ama evliliği düşünmemiş. Çift bir araya gelmiş, ne olursa olsun gelmiş ama arada his yok.
Bir de hiç beklentisiz olduğumuz alanlar var. Oradaki niyetlerimizin çabucak olması bize şaşırtıcı geliyor ve “Bu hakkımı keşke başka yerde kullansaydım” diyoruz. Halbuki o hak her alanda açık.
Kibrin en büyük günahlardan sayılmasının nedeni bu. ‘Ben bilirim’ var kibrin içinde. Ben biliyorum ki ancak bu kadarı gelir, tesadüftür. Oysa tesadüf yok, sipariş var. Bir de ‘vere vere bunu mu verdi’ var. Halbuki anbean o kadar çok şey veriyor ki…
Piyango, loto kazanıp parayı kısa sürede kaybedenlerin durumunu hep merak etmişimdir.
Hayal ettikleri en imkansız her ne ise niyet etmeden önce o hayalin içerisinde imajinasyonlarını canlandırsınlar. Mesela loto çıktı, çok zenginler ve ne yapıyorlar? Ya da evlenmekse istedikleri, evlendiler ve ne yapıyorlar?
Öyle bir niyet etti ki o para ona geldi. Ama o sadece gelmesini istedi, sonrasını düşünmedi.
Parayı çekme enerjisi vardı ama tutma enerjisi yok.
Ama ikramiye çıksa da fabrika kursam, şu kadar insan çalışsa, onların çocukları okusa diyeni duymadım daha. Herkes ev, araba, tatil diyor. İkramiyelere harcama enerjisi yükleniyor. “Haydan gelen huya gider”i hep birlikte ispatlamaya çalışıyoruz. Para aslında geri dönüyor,
Az şeye sahip olmak yok, sahip olduklarının sana hissettirdikleri var bence. Mal mülk hepsi istenebilir, bunlar için de kainatın kapısı açık bizlere ama öncelikle nasıl hissettiğimiz kısmı önemli
Sabah niyetlerinin öneminden bahsediyorsunuz…
Sabah uyanış anı önemli. Gözümüzü açar açmaz nasılız; yorgun mu, tatsız mı, iyi mi? O uyanışa bir selam vermek lazım. Kalpten akan, ‘güzel bir gün olsun, mutlu, huzurlu, keyifli bir gün olsun’ demek yeterli.
İstedik, oldu ama pişmanız…
Önce kendi seçimimiz olduğunu samimiyetle kabul edelim,
fark ettiniz ki istediğiniz bu değilmiş ya da o gün istediğiniz buymuş; kararlarınıza sahip çıkın.
geçmişinle barış, kararlarına sahip çık. O kararı sen verdin, kurban falan değilsin.
Şimdi de yeniden başka bir hal için ‘ol’ demek hakkın var.
Bazen de niyetlerimiz oluyor ama olacağına hiç inanmıyoruz. O zaman ne yapmalı, nereden başlamalı?
Öğrenilmiş çaresizliklerimiz var. Engel diye gördüklerimizle yüzleşmek için yazmak çok kıymetli.
insanlar hem istiyor hem de ‘ama’ diyor. Seyahat etmek istiyor ama karşısına hemen param yok yazıyor. Bedel koyuyor. ‘Bedel’le ‘eder’i karıştırıyoruz. Hep karşılığında para var. Oysa ben en güzel seyahatlerimde hep misafir edildim. Şurada olsam dediğim yerde misafir edildim, misafir eden de ben de çok keyif aldık, şükrede şükrede döndüm. Bazen de gitmek istiyoruz ama çalışmak zorundayım diyoruz. Aslında “Ben kimim ki bana versin” diyoruz. Ama sen bir dile, bir çıksın senden… Bambaşka bir şekilde gideceksin belki.
Rüyalara niyet…
Diyelim ki zor bir dönemden geçiyorum ya da bir şey olacak mı olmayacak mı merak ediyorum. Yatarken niyet ediyorum. Rüya, ruhumun bana yazdığı bir mektuptur. O mektuba bir konu atfediyorum;
“Niyet ettim, niyet eyledim, bu gece rüyamda şu niyetimle ilgili bana aktarım yapılsın. Ben bu rüyayı hatırlayayım ve hatta anlayayım. Dönüştüremediğim bir konu varsa rüyamda dönüştüreyim.”
Başucumda bir rüya defterim var, kalkar kalkmaz her detayı yazıyorum. Ufacık bir tesir bile olsa yazıyorum. Eğer bilinçaltım izin vermediyse ve yanıt gelmediyse
“Cevabı bir sohbette bir dostum bana anlatsın”
diyorum. Hepimiz yaşarız bunu; “İnanır mısın şimdi bunu düşünüyordum, cevap senden geldi” dediğimiz durumlar olmuştur.
Küçük niyetlerle başlayın
Hayat bize diyor ki “Nedir niyetin, ne yapmak istiyorsun?”
bir gün için küçük şeylere niyet ederek başlayabilirsiniz. Sabahları o gün için kolaylık, iyi hissetme niyetlerinde bulunun. Aynı şekilde akşam şükürleri de çok önemli.
Düşünün çocuğunuza yemekler yapıyorsunuz. Yiyor ve gidiyor içeri. Sizin beklentiniz ise o yemeğin tadını aldığını söylemesi, ifade etmesi. Çok beğendiğini söylese bir dahaki sefere daha da özenli yapacaksınız. Biz de bize verilene şükrettikçe kainat coşuyor.
Kaynak: Meltem Güner