Gösteriş İçin Yaşamak
Kapitalizmin Altın Kafesinde Gösteriş için yaşamak.
Günümüz dünyasında tüketim yalnızca bir ekonomik faaliyet olmaktan çıkmış, insan davranışlarını yönlendiren, toplumları dönüştüren ve bireyin ruh halini şekillendiren sosyo-kültürel bir yapıya dönüşmüştür. Tüketmek, artık bir ihtiyaç karşılamak değil; bir aidiyet göstergesi, bir üstünlük simgesi ve ne yazık ki çoğu zaman bir kaçış biçimidir.
Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Gösteriş tutkunu olmak psikolojik olarak sağlıklı olmayan patolojik bir savunma mekanizmasıdır. Yani sahte bir rahatlık sağlar. Fakat bir müddet sonra kişide sahte bir kişilik oluşur. Devamlı gösterişle beslenmeye başlar. Bu kişiler ilgiyi kaybettiği anda depresyona girer.”
Amerikalı iktisatçı Thorstein Veblen, bu tür tüketimi “gösterişçi tüketim” olarak tanımlar. Ona göre bu tür tüketim bireyin gelirinden çok, “toplum içinde nasıl algılanmak istediğiyle” ilgilidir.
Gösteriş tüketimi, sadece ekonomik gücü değil, aynı zamanda psikolojik boşlukları da yansıtır. Sosyolog Zygmunt Bauman, “Akışkan Modernite” adlı eserinde modern bireyin sürekli bir eksiklik hissiyle yaşadığını, bu eksikliği de tüketime yönelerek doldurmaya çalıştığını vurgular. Reklamlar bu açlığı besler, sosyal medya ise onu körükler.
Bir dönem 5110 model cep telefonuna sahip olmak, yalnızca bir iletişim ihtiyacını karşılıyordu. Bugün ise telefon markası, kişi hakkında bir “profil” sunuyor. Artık telefon, kim olduğumuzu değil, kim olmak istediğimizi anlatan bir vitrindir. Ve vitrinin ardı çoğu zaman kredi borcuyla doludur.
Erich From, “İnsanlar sahip oldukları şeyleri göstermek için değil, gösterdikleri şeylere sahip olmak için yaşar oldu.” demiştir.
Elbette bir kişinin emek vererek elde ettiği şeylerin tadını çıkarması yanlış değildir ama bunları abartarak, insanların gözünün içine sokarak, gösteriş ve israf ederek davranması da hoş değildir.
İnsanın sahip olduğu parayı gösterme çabası ve bazen sahip olmadığı halde parası varmış gibi görünmeye çalışması ve tüm bunları başarıyla ya da güçle özdeşleştirmesi ciddi bir patolojik sorundur. Bunlar yetersizlik duygusu, kırılgan benlik, öz değer ve öz saygı problemi, güç kazanma ve onaylanma arzusu gibi sorunlardan kaynaklanır.
TÜKETİCİYİ YÖNLENDİREN İKİ PSİKOLOJİK TUZAK
Sürü Etkisi: Bir ürünün çok kişi tarafından tercih ediliyor olması, onun doğru bir tercih olduğu algısını oluşturur. Sosyal medyada gördüğümüz “herkesin gittiği o restoran”, ” herkesin bindiği marka araç, kullandığı telefon”, “herkesin taktığı o gözlük, çanta, kravat vb.”, aslında özgür irademizle değil, çoğunluk psikolojisinin etkisiyle yapılan seçimlerdir.
Weblen Etkisi: Fiyat arttıkça kalite algısının da artacağına inanırız. Bu yüzden bazı şarapların veya markaların astronomik fiyatları, aslında işlevsellikten çok “algı” satar. Tüketici, kalitesine değil, etiketine para verir. Bu da tüketimin irrasyonelleşmesini beraberinde getirir.
Torstein Veblen, “İnsanlar, ihtiyaçları kadar değil, gösterişleri kadar borçlanır.” sözü günümüzde dikkat çekmeye başlamıştır.
Rus roman yazarı Fyodor Dostoyevski gösterişle ilgili : “Herkes zayıflığıyla gösteriş yapar “ demiştir.
Şu anda borçlu bir toplumla karşı karşıyayız. Herkes borçlu. Kredi kartları toplumun borçluluk oranını önemli ölçüde artırdı. Maalesef insanlar ihtiyacı kadar olsun değil aksine en iyisi olsun, en markalısı olsun, en havalısı olsun peşinde peki ihtiyaç dışındaki özentiden kaynaklı biriken borçlar nasıl ödenecek, bunu kimse düşünmüyor.
KAYNAK: Dr. Ercan Değer