BU LÜKS, BU ZENGİNLİK NEREDEN KAYNAKLANIYOR ? Dr. İlhami Pektaş.

Memleketimizin üç tarafı denizlerle çevrili fakat balık tutmayı bilmiyoruz, denizlerimizden faydalanamıyoruz, gemi nakliyatı yok denecek kadar az,

Memleketimizin her tarafı tarım arazisi fakat eken yok, biçen yok, tarım yok, ziraat yok, üreten yok,

Memleketimizin her yanı hayvancılığa müsait fakat hayvancılık gelişmemiş, dünyada en pahalı et tüketen toplum olduk, hayvancılıkla uğraşan yok,

Ülke olarak Avrupa’nın en genç nüfusuna ama en fazla işsize sahip ülkeyiz,

Ülkemizde yaklaşık 346 adet OSB var ama sanayi gelişmemiş, üretim gelişmemiş doğru dürüst uluslar arası milli bir markamız bile yok,

İhraç ettiğimiz ürünlerin kilosu 1.5 USD, ARGE’de Gayrisafi yurtiçi harcaması AB ülkelerinde GSYH’nin 3’ü iken bizde GSYH’nin 0.95’i kadar, yüksek teknoloji ürünlerinin AB ülkelerindeki payı % 20 iken bizim ihracatımız içindeki payı sadece % 3.7,

Yükseköğretim görmüş yetişkinlerin oranı, 15 yaşındaki çocukların bilim performansı, bilim ve mühendislikteki doktora mezuniyeti açısından da dünyadaki en alt sıradaki ülkeler arasındayız,

Kendi uçağımızı, tankımızı, trenimizi, metro araçlarımızı, otomobilimizi, cep telefonumuzu, bilgisayarımızı henüz üretir durumda değiliz,

G.Koreli Samsung firmasının cirosu 213 milyar USD, ABD’li Apple firmasının cirosu 200 milyar USD. Türkiye’nin toplam ihracatı ise 169.5 milyar USD.

Benim anlayamadığım husus şu ;

Üretim yok, Teknoloji yok, Dünyada tanınmış milli bir markamız olmadığı gibi günlük hayatımızda satın aldığımız ve kullandığımız ürünlerin büyük bir kısmı da yabancı, yani tüketim ekonomisine sahip bir toplum olduğumuz halde bu zenginlik, bu kaynak, bu lüks, bu israf nereden kaynaklanıyor.

Ortalama dört beton duvar yani bir daireye insanlar nasıl 300.000 ile 5.000.000 TL arasında para verebiliyor. Çocuklarını ana okulları için yılda 13.000- 22.000 TL, ilkokullara 18.000-28.000 TL, Orta okullara 28.000-36.000 TL, Liselere 20.000-38.000 TL, Üniversitelere 20.000- 40.000 TL arasında yüksek paralar ödeyerek nasıl gönderebiliyorlar.

Bindikleri otomobillere nasıl 100.000- 600.000 TL, yazlıklara 300.000-5.000.000 TL arası paralar ödeyebiliyorlar.

Herkesin maaşı belli. Asgari ücretle çalışan yaklaşık 5 milyon kişinin aylık ortalama ücreti 2825 TL, 10 milyon emeklinin maaş ortalaması 2500 TL, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2. 716 TL, yoksulluk sınırı ise 9 bin 395 TL, 2.4 milyon devlet memurunun ortalama memur maaşı açlık ve yoksulluk sınırı içinde ve 4800 TL, 400 bin kamu işçisinin ortalama maaşı 4500 TL, 18 milyon özel sektör işçisinin ortalama maaşı 4000 TL.,  780 bin öğretmenin maaş ortalaması 4500 TL, 250 bin askeri personelin ortalama maaşlarının 6000 TL olduğu göz önüne alınırsa,

Ev, yazlık, özel otomobil, çocukların eğitimi, mutfak masrafları, giyecek, sağlık gideri, telefon, elektrik, su, internet, yakıt, aidat vb. hesapladığınızda “Asgari geçim sınırı 7 bin 500 TL olan ülkemizde bu maaşlar nasıl her şeye yetiyor.

Peki maaşlar belli ve geçinmeye bile yetmiyor iken üretimi olmayan, milli markaları olmayan bir ülkede bu kadar tüketim nasıl yapılıyor?

Bu bolluk, bu zenginlik, bu bitmeyen kaynak, bu korkusuz tüketim güveni nereden geliyor ?

Yoksa sadece kendimiz değil, çocuklarımız, torunlarımız, geleceğimiz büyük bir borç batağında mı? Her şeyimiz ipotek altında mı?

Bunun en güzel örneğini komşumuz Yunanistan krizinde gördük. Üretmediler, yediler, içtiler, lüks içinde yaşadılar, şımardılar ve bir gün geldi ülke iflas etti. Avrupa Birliğine dilenci durumuna düştüler..

Yine Avrupa onları bir şekilde AB kanatları altında koruyor. Peki biz böyle bir duruma düşersek bizi kim koruyacak ?