BORÇLANIYORUZ- Dr. İlhami Pektaş

İnsanlar borçlanıyor, aileler borçlanıyor, şirketler borçlanıyor, toplum borçlanıyor, ülke borçlanıyor, gelecek nesil borçlanıyor…

Bugün artık insanları çalıştırmak için zor kullanmaya gerek yok. Onları borçlandırmak yetiyor. Yüzyıllar boyunca köleleri çalıştırmak için vurulan zincir, şimdi borçlandırılarak yapılıyor.

Türkiye’de hane halkı borçları 2009’dan itibaren 88 milyar dolar artarak 143 milyar dolara ulaştı. Özel sektör borçlarının toplam dış borç stoku içerisindeki payı 287,5 milyar dolar ile yüzde 70,9 ve kamu kesimi borçlarının payı 115,8 milyar dolar ile yüzde 28,6 olarak gerçekleşmiştir.

Para gayrimenkule, bankaya ve yastık altına yatırılıyor. Reel ekonomiye dönmüyor. Bizde piyasada hareket eden reel ekonomiye giden para % 4, AB ülkelerinde % 62. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı %2.6, Çin’de % 27, 2015 yılında ihracatımız 143,9 milyar dolar, ithalatımız ise 207,1 milyar dolar aradaki fark ise 63 milyar dolar. Gider gelirden daha fazla. Türkiye banka kartı ve kredi kartı sayılarının toplamında Avrupa birincisi. Bununla beraber Türkiye’de iç tasarruf ise yüzde 23’ten yüzde 12’lere kadar geriledi. Yani tasarruf yapmıyoruz ve sürekli borçlanıyoruz.Tüketim arttı, tasarruf azaldı.

Çalış, kazan, tüket, borçlan ve öde. Sonra tekrar ve tekrar ve yine tekrar. İyi de kime borçlanıyoruz ve niye borçlanıyoruz? Bu aradaki fark nereden geliyor, ödediğimiz paralar nereye gidiyor? Yoksa sürekli artış gösteren üretim ve ticaret hacimleri gerçekçi değil mi?
Üreten değil, tüketen bir toplum mu olduk ?
Acaba çok çalışıp bol miktarda sabun köpüğü mü üretiyoruz? Tüm kazancımız bir üfleme ile patlayacak bir sabun köpüğü mü ?

Durumumuzu aşağıdaki hikaye çok güzel özetliyor ;

“Küçük turistik sahil kasabası kış sezonu nedeniyle boş günlerini yaşıyor. Hava soğuk ve yağmurlu. Günlerdir kasabada tek bir turist bile görünmemiş. Kasabadaki herkes borçlanmış durumda. Doğa meraklısı zengin bir turist kasabaya gelince, otelin resepsiyonuna kayıt yaptırıyor, bir gecelik oda ücreti 100 doları resepsiyona ödeyip odaya çıkıyor.
Otel sahibi 100 doları hemen alıp, yiyecek içecek aldığı markete gidiyor ve borcunu ödüyor. Market sahibi, otelcinin ödediği 100 doları cebine atıp, hemen toptancıya olan borcunu vermeye gidiyor.Toptancı büyük bir sevinçle parayı alıp, dükkanının raflarını yaptırdığı kasabanın tek sanayi tesisi olan mobilya fabrikasına borcunu ödemek için koşuyor. Toptancının getirdiği 100 doları alan fabrikatör, yurt dışından gelen müşterilerinin konakladığı otele olan borcunu ödemek için aynı otele gidiyor ve borcunu ödüyor.
Tam o sırada otele gelen zengin turist resepsiyona geri dönüyor. Odayı beğenmediğini söyleyip ödediği 100 doları geri istiyor. Otel sahibi ödediği 100 doları iade edince de turist kasabadan ayrılıyor.” Elde var sıfır.

SONUÇ Borçla yaşıyoruz. Üstelik bu borçları gelecek nesillere taşıyoruz. Niçin, çünkü üretim ekonomisi yok. Diğer ekonomilerin beslendiği rant ekonomisi de bir sabun köpüğü ekonomisi. Bir gün patlayacak. Eğer üretim ekonomisine en kısa zamanda gereken önemi vermez isek işte o zaman Allah yardımcımız olsun.