YERLİ VE MİLLİ ÜRETİME ADANMIŞ ÖMÜRLER-52: VEFA BOZA BAŞARI HİKAYESİ VE KURUCUSU HACI SADIK

Binlerce yıldır geleneğimizin parçası olan boza, günümüzde sınırlı sayıda marka ile anılır. Bunların başında ise yüzyılı aşkın bir süredir Vefa Bozacısı gelir. Adını bulunduğu semtten almış olsa da şöhreti çoktan semti aşmış olan Vefa Bozacısı, İstanbul’u daha anlamlı kılan ürünlerden biridir. Hikâyesi Prizrenli Sadık Ağa’nın 1870’te İstanbul’a gelişiyle başlamışsa da, boza farklı kıvam ve lezzette zaten bilinir ve sevilirdi. İstanbul’un bir istisna dışında (şırasıyla meşhur Misak Boyacıyan’ın Ahmediye Bozacısı) diğer namlı bozacıları gibi Sadık Ağa da Müslüman bir Arnavuttu. Ancak o, bozaya kendi dokunuşunu yaptı ve boza onunla birlikte bugün anladığımız hali ve tadını aldı. Bir başka ifadeyle Vefa Bozası günümüzde bozanın kalite ve lezzet standardı oldu.

Hacı Sadık beyin ailesi 19. yüzyılda Balkanlar’da Müslüman bir ailenin yaşamını güçleştiren savaşlar ve iç karışıklıklar nedeniyle Türkiye’ye göç etmeye karar verir.

Hacı Sadık Bey 1870 yılında Arnavutluk Prizren’den İstanbul’a gelir. Sadık Ağa İstanbul’a geldikten sonra bir süre mevsimine göre seyyar salep, kayısı hoşafı, mısır buğdayı bozası satar.

O yıllarda bozanın sulu kıvamlı, esmer renkli ve ekşi lezzetli biçimde, şehir halkından 200’e varan esnaf tarafından yapılıp satıldığını görür. Bir süre sonra, İstanbul’un bilinen bozasında bir yenilik yapmaya karar vererek, şimdiki İstanbul Üniversitesi civarında bir evin alt katını imalathane haline getirir. O dönemde farklı bir yöntem dener ve bugünkü haliyle yani koyu kıvamlı, açık sarı renkli henüz yeni mayalanma kabarcıklarının oluştuğu andaki çok hafif ekşimsi lezzeti, bu markanın ilk imzası olur.

Evinin altında kendi imkanları ile ürettiği bozasını, altı yıl boyunca kış geceleri saray ve çevresinde, omzunda taşıdığı bakır güğümlerle dolaştırarak tanıtır. Her köşe başında sabırsızlıkla beklenen Hacı Sadık Bey, artan talep karşısında cesaretlenir. Zamanın saraylı, aristokrat aileleri ile bürokratlarının oturduğu İstanbul’un en mutena semtlerinden biri olan Vefa’da, 1876 yılının Eylül ayında boza ürününün dünyadaki ilk resmi ticarethanesini açar.

Vefa semtinde açılan bozacının adı “Vefa Bozacısı” olarak belirlenir ve bu ata içeceği ürüne hem bir standart getirilir hem de bir meslek haline gelerek nesiller boyu devamlılığı sağlanır. Hacı Sadık Bey, çok fazla ilgi gören bu özel Türk içeceğinin kıvam ve lezzetini koruyabilmek için yıllar boyu bizzat kendisi üretir. Daha sonraki yıllarda, oğlu İsmail Hakkı Vefa’yı da yanına alarak Vefa Bozacısı üretimine beraber devam ederler.

Sadık Ağa’nın bozacı olarak kimliği, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bir Sicill-i Ahval Komisyonu Defteri’nde de kaydedilmiştir. Defterdeki belgede ilk ibare şöyledir: “İsmail Hakkı Efendi: Prizrenli Bozacı Sadık Efendi’nin oğludur.” 1912 yılında düzenlenmiş belgenin geri kalan kısmında, Sadık Efendi’nin işlerini devrettiği oğlu İsmail Hakkı Bey’le ilgili bilgiler kayıtlıdır. Buna göre İsmail Hakkı 1851’de dünyaya gelmiş, sıbyan mektebine gitmiş, ardından da Beyazıt Merkez Rüşdiyesi’nde okumuştu. Daha sonra da Mercan İdadisi’nden şehadetname (mezuniyet belgesi) almıştı. Bulgarca, Fransızca ve Rumca bilen bir genç olarak 1910 yılında “dört yüz kuruş maaşla Posta ve Telgraf Nezareti Posta Muamelat kâtipliğine” başlamıştı. 1911 yılında Mülkiye’den mezun olduğuna bakılırsa, bahsi geçen nezaretteki memuriyetine ya hiç başlamamış ya da görevi çok kısa sürmüştür. Takip eden yıllarda, askerlik hizmetini yapmak üzere girdiği Osmanlı ordusunda Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’na katıldı. Aldığı eğitime rağmen savaş sonrası devlette görev yapmayarak, babası tarafından işletilen bozacı dükkânıyla ilgilendi.

1918 yangınında büyük hasar gördü. Suriye Cephesi’nden dönen İsmail Hakkı Bey’in teşvikiyle dükkânı yeniden ayağa kaldırdılar. Hacı Sadık ve Oğlu İsmail Bey’in dükkânlarında bozanın yanı sıra üzüm şırası, sirke ve Hamidiye suyu satmaktaydı. 1920’lerde bozanın bir bardağı on paraydı. Cemal Kutay ve ailesi gibi pek çokları, üşenmeyip güğümler dolusu boza alırdı. Meşhur bozacı da saygın ticaret rehberlerinde yerini bularak, 1924-1925 kayıtlarına geçti. 1926’da yayımlanan Büyük Salname’de ise baba oğlun adı birlikte yazıldı: “Vefa’da Hacı Sadık ve İsmail.” 1929 tarihli Türkiye Salnamesi’nde de yine Hacı Sadık ve İsmail Hakkı Bey’in ismi geri geldi. Boza, Ramazan içeceği olarak çok rağbet gördü.

1930’lar itibariyle Vefa Bozacısı yarım asırlık bir işletme ve insanların kendilerini önünde buldukları bir alışkanlık mekânıydı.

Hacı Sadık 1933’de ve kardeşi Hacı İbrahim de 1944 ’de yaşamını yitirdi. Onların vefatını takiben de işlerin başına geçen İsmail Hakkı Bey işlerin devamını sağladı ve imalatın güçlüklerini ortadan kaldırmak amacıyla, daha standart ve üretimi artırmak için Haliç Tersanesinde torna ustası bir yakını ile boza üretiminin ilk ve özel makinalarını Haliç Tersanesinin torna tezgâhlarında yaptırdı. Bu sistem halen 1928 yılından beri tam faal çalışmaktadır.

Yaveri Salih Bozok’un tabiriyle, Atatürk de aklına esmesiyle soluğu burada alanlar arasındaydı. 18 Kasım 1937 tarihindeki bu ziyaret günümüzde de işletmenin mermer duvarlarındaki Atatürk portresiyle ve boza içtiği bardak ile hatırlanmaktadır. Sonraki yıllarda da bir başka Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın (11 Ocak 1953) uğrak yeri oldu bu dükkân. Şüphesiz sadece onlar değil; İstanbul’un eski şıralarını özleyenler de hasretlerini ancak Vefa’da giderebilirdi. Hem Vefa, hem boza, hem de Vefa Bozacısı kültürün, yaşamın ve dilin bir parçası oldu.

Soyadı Kanunu ile semt ve işletme bir kez daha bütünleşti ve aile Vefa soyadını aldı. İsmail Vefa, babasının sağlığında iyi bir eğitim almış, kendini iyi yetiştirmiş, saygın bir cemiyet insanı haline gelmişti. 1946-1950 arasında İstanbul Şehir Meclisi, 1952-1961 arasında İstanbul Ticaret Odası Meclisi üyeliklerinde bulundu. Fatih Güreş Kulübü ile Kumkapı Spor Kulübü’nü kurdu ve Güreş Federasyonu başkanlığı yaptı. Kendisi de, pehlivanların hocası Nazif Bey gibi yakınları da sporun içinde olan kimselerdi. Büyük dedesinin ismini taşıyan dördüncü nesil torun Sadık Vefa, büyükbabası İsmail Hakkı Vefa’nın Türk sporunun büyük yokluklar içinde olduğu yıllarda gösterdiği çabalardan söz eder. Dönemin sporcularını güçlüklerle uluslararası müsabakalara götüren İsmail Hakkı Vefa onlara aynı zamanda kültür ve bilinç de aşılamaya çalıştı.

İsmail Hakkı Vefa idaresindeki Vefa Bozacısı marka değerini ve tarihi kimliğini giderek daha fazla ön plana çıkardı. Öncelikle, onun döneminde saygın gazetelere verilen ilanlara daha sık rastlanır olmuştu. İlanlarda bazen üretimindeki bekleme süreleri nedeniyle taze bozanın çıkış günleri, bazen de fazla söze hiç gerek duymadan yazılan iki kelime yer alırdı: “Vefa Bozacısı.”

Tarihi mekânını yaşadığı felaketlere rağmen koruyan müessese, hem bulunduğu sokak, hem Vefa Bozacısı’nın kendisi edebiyatçıların, araştırmacıların, seyyahların anlatılarına konu oldu. Politik yazılarıyla tanınan Çetin Altan, “Siyasetçinin çektiği nutuk sadre şifadır. Bozasıyla meşhur semtimiz Vefa’dır. Sade vatandaş içinse boza içmek sefadır” yazıyordu. Orhan Pamuk, Refik Halit Karay, Gökhan Akçura, Turgut Kut gibi pek çok isim de tarihi mekânı ve oradaki yaşanmışlıkları satırlara, kitaplara taşıdı.

Sadık Ağa ile doğan aile mirası ikinci nesil İsmail Hakkı Vefa’ya, ondan oğulları üçüncü nesil Mustafa Vefa ve Vehbi Vefa ’ya, onlardan da dördüncü nesil Sadık Vefa ve Ferdi Vefa ‘ya devredildi. Vefa Bozacısı yüzyıllık marka kimliğini ürünlerinin lezzetiyle birleştirerek tarihi mekânın dışında da dağıtımını yaparak halka sundu.

Hacı Sadık Bey’le başlayan, bugün de 4. nesil aile fertleriyle devam eden boza üretimi, Türk standartları ve geleneksel damak tadı korunarak devam ediyor.