BAŞARI HİKAYESİ SİMİT SARAYI
Simit Sarayı, 2002 yılında Haluk Okutur ve Abdullah Kavukçu tarafından mütevazı bir bütçe ve dört çalışanla Mecidiyeköy’de kuruldu. Sokakta satılan simitin imajı 2002 yılında Simit Sarayı’nın kurulmasıyla değişti.
Simit Sarayı Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Okutur’un kariyer arayışı, ODTÜ İşletme Mühendisliği eğitiminden sonra kendisine “Nasıl bir iş yapsam? Hayatımı nasıl devam ettiririm? Nasıl daha çok para kazanırım? Ailemi nasıl daha iyi geçindirebilirim?” gibi sorularla başladı. Yurt dışından yabancı sermayelerin ve AVM’lerin ülkemizde rağbet görmesi dokuz yüz elli bin civarında mahalle bakkallarının kapanmasına ve müşterilerinin azalmasına neden oldu. Mahalle bakkallarının azalması Okutur’u “Nasıl ayakta kalabilirler?” diye bir çalışmanın içerisine sürükledi.
Satış teknikleri, satın alma teknikleri, müşteri ilişkileri, personel yönetimi üzerine 50-60 sayfalık bir kitapçık hazırlayıp satmak istedi. Ancak bu hazırlık sekiz senesini aldı ve altı bin sayfa dosyaya ulaştı… Bir ara çalışmanın işe yaramayacağı düşüncesine kapıldı. Bununla birlikte yaptığı çalışma kendisine farklı iş kolları hakkında bilgi sahibi olması ve tecrübe kazanmasını sağladı. Edindiği bu fikirler perakende sektöründe sistematik bir yola girmesine vesile oldu. Peşin satışı olan ürünleri düşündü ve tabii ki akla ilk gelen “ekmek” oldu. Ancak rekabetin yüksek olması nedeniyle ekmekten vazgeçti. “Yüzümde tebessüm oldu esasında” diyerek anlattığı “simit” ise ikinci sıradaydı. Osmanlı’nın “fastfood”u, insanların simide karşı sempatisinin olması Okutur’u heyecanlandırdı. İnsanların simidi keyifle tüketebileceği ve simide itibar kazandırmanın gerekliliğini düşündü. Bu dönem, 2000’li yıllarda Erzincan’da geçti.
Okutur, simitin günün 24 saati herkesin severek tüketebildiği bir ürün olduğu ve çok fazla miktarda satılabilmesi özelliğinden dolayı insanların yoğun olduğu bir yerde olması iş yapılması gerektiğine karar verdi. Bu koşullara uygun yer, o güne kadar pek bilmediği İstanbul’du. 2002 yılında “simitçi” olmak için İstanbul’a geldi. Erzincan’daki gibi dükkan kiralamak İstanbul’da kolay değildi tabi. Mevcut sermayesi ile istediği yerlerde dükkan kiralayamadı. Bu nedenle çevresindeki tanıdıklarına projesinden bahsetti ve onlardan “Bu kadar okudun, çalıştın şimdi simitçi mi olacaksın?” gibi tepkiler aldı.
Bu süreçte 3 ay boyunca kendisine ortak bulamadı. Eski yıllardan tanıdığı arkadaşı Abdurrahman’ın ortağı olduğu Boğaziçi Üniversitesi karşısında, Hisarüstü’nde Durak Copy Kırtasiye mağazası vardı. Mağazanın yanında kapanmış olan bir kebapçı dükkanı bulunuyordu. Durak Copy sahipleri, rakip bir kırtasiye mağazası açılmasın diye burayı “Büfe mi, market mi yapsak” diye düşünmüşlerdi. Bu arada Okutur, dükkanın kendi projesine uygun olduğuna karar verdi ve arkadaşı Abdurrahman’ı ikna etti. Diğer ortağı ile paylaşmak şartıyla teklifi kabul edildi. Zamanında Abdurrahman’ın ortağı, şimdi ise Okutur’un ortağı Mehmet Bey de bu işe ikna oldu. Kısıtlı bütçe ile dükkan hazırlandı. On bin ABD Dolar sermaye ve dört çalışan ile 2002 yılında Çıtır Simit ismiyle ilk dükkân açıldı.
Çağlayan’da gezerken Okutur, yakılmak üzere bekleyen marangoz atölyesinden küçük tabure ve sandalyeleri ucuz fiyata satın aldı. İmkânsızlıktan oluşan mekân, artık “simit sarayının konsepti” olmuştu. Sıra geldi fırına. Simitin taş tabanlı ve odun ile yanan fırında pişmesi gerekiyordu. Ancak elinde kısıtlı bir bütçe vardı fırını yapacak usta gerekiyordu. O dönemdeki bilinçli tüketim alışkanlıkları, simide yönelik itibarın azalması usta sayısını ve simit fırınına yatırımı da azaltmıştı. Bu nedenle lahmacun fırını yapan bir usta buldu. Simit fırını daha geniş olması gerekirken, lahmacun fırını küçük hacimli olduğundan 30-40 adet simit yarım saatte ancak pişiyordu ve kuyruğa neden oluyordu. Ancak bu kuyruk “Türkiye’nin en güzel simit yapan yeri” şeklinde algılanmasını sağladı.
Bu süre zarfında masa, sandalye, fırın, çay ocağı konsepti tamamlandı. Okutur, simidin nasıl yapıldığı, nasıl halka haline getirildiği, nasıl susamlandığı konusunda fikir sahibi oldu. Bu nedenle simit yapacak tecrübeli iyi bir ustaya ihtiyaç vardı. Simit satışları azaldığından simit yapan ustayı bulmak oldukça zor oldu. Bir gün Eminönü’nde işsiz kahvelerinin birinde aylardır iş arayan bir simit ustası olduğunu öğrendi. Simit Sarayı’nda hatırı çok olan Kenan Usta ile burada tanıştı ve transfer etti. Uzun bir aradan sonra satışlar artınca merkezi üretim yapan bir tesise ihtiyaç duyuldu. 2004 yılında şu anki tesise geçiş gerçekleşti.
Okutur’un söyleşide aynı heyecanla anlattığı diğer bir anısı ise Boğaziçi Üniversitesi’nden sonraki Simit Sarayı’nı tanıtan Mecidiyeköy Ortaklar Caddesi’ndeki mağazasıdır. Gazetelerle kaplı bu dükkanın sahibinin bilgilerini alır, görüşür. Okutur bu dükkanı devralmaya karar verir. Ancak bir problem vardır, cebinde un ve susam alacak kadar, iki bin dolara yakın parası kalmıştır. Elindeki parayı verir, kalan parayı bir hafta sonra vermek üzere anlaşır. İyi bir proje olduğunu ortaklarından Abdurrahman Bey’in de kabul edeceğini düşünür. Daha sonra Mehmet Bey’e de projesinden bahseder. Mehmet Bey, çok sevdiği ve 18 yıl çalışıp biriktirerek aldığı Mercedes marka arabasını satarak parasını sermaye olarak Haluk beye verir. Böylece Mecidiyeköy’de ikinci şube açılır. Bu şube oldukça büyük olduğundan Simit Sarayı ismini kullanır. Mecidiyeköy hikâyesi de bu şekilde başlamış olur.
2002-2004 yılları arasında işler büyüdükçe kentin en gözde lokasyonlarında şubeler açılmaya devam eder. 2005 yılında, simit üretimine bir standart getirmek amacıyla, TÜBİTAK onayı ve işbirliğiyle dünyanın ilk simit fabrikası açılır. İstanbul – Samandıra’da eski bir ekmek fabrikasını satın alırlar ve yenileyerek simit üretimine geçerler. Dondurulmuş unlu mamuller, ekmek çeşitleri, limonata, dondurma, pasta çeşitleri üretimi, depolanması, satışı, tasarımı ve geliştirilmesi faaliyetlerinde yenilikçi yaklaşımlarıyla bir dünya markası olma yolunda önemli adımlar atılır.
2007 yılında franchise sistemine geçilir. Bu doğrultuda 2010 yılında ilk yurtdışı şubesi de Hollanda’da açılır. Manifestolarında yer alan Ne adımızdan ne tadımızdan vazgeçtik… Bu toprakların lezzeti, bu toprakların adıyla bilinsin istedik! anlayışı ile yurtdışında da Simit Sarayı ismi kullanılmaya devam edilir.
Marka, 10 yıl boyunca Haluk Okutur tarafından yönetildikten sonra, 2012 yılında icra kurulu başkanlığına Abdullah Kavukçu geçer. Haluk Okutur ise Yönetim Kurulu Başkanı, Onursal Kurucu Başkan olarak görev yapar.
2014 yılında dünyanın en çok turist ağırlayan şehirlerinden biri olan New York’ta mağazasını açan Simit Sarayı, havayolu ikram hizmetlerine de başlar. Avrupa yatırımlarını desteklemek amacıyla 2015 yılında Londra’daki Oxford Caddesi’nde mağaza açılır ve 2016 yılında yurtdışındaki ilk fabrika yatırımı da burada gerçekleştirilir. London Eye, Kings Road, Piccadilly Circus, Baker Street ve Londra’nın daha birçok önemli noktasında mağazalar açan Simit Sarayı, Avrupa’daki en büyük mağazasını da dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biri olan Leicester Square’de açar. 2017 yılında stratejik ortaklık maksadıyla Simit Sarayı’nın yüzde 10’u Fawaz Alhokair Group’a satılır. 2017 yılı itibariyle günlük bir milyon ziyaretçi sayısına ulaşan Simit Sarayı, Dünya’nın 25 ülkesinde 11.250 çalışanı ile bir dünya markası haline gelmiştir.
Okutur’un 4 çalışanı ile başladığı işine şu anda üç bin beş yüz çalışan ile devam ediyor. Hedefi yüz bin çalışanı olan Simit Sarayı ailesi olmaktı. Bunun nedeni ise, insanların önce kendileri için, sonra ailesi için, daha sonra ise ülkesi için çalışması gerektiğini düşünmesidir. Okutur, insanların hayatlarını devam ettirmesinin ülkelerin itibarı ile sağlanabileceğini, bu itibarın ise ülkelerin markaları ile artabileceğine inanıyordu. Diğer bir hedefi ise, dünyada en fazla restoran sayısı ile Mc Donalds’ın sahip olduğu 34.000 mağaza sayısına karşılık 34.000+1 Simit Sarayı ile dünya markası olmaktı.
Diğer ülkelerden hiçbir eksiğimizin olmadığını, gözümüzde büyüttüğümüz ülke, marka ve şirketlerden daha fazlası olan çalışma isteğimiz, heyecanımız, genlerimizdeki girişimci ruhunun olduğunu belirten Okutur, tek eksiğimizin cesaret ve özgüven konuları olduğunu konuşmalarında sürekli vurguluyor. Yaptığı işle ilgili heyecanı ilk günkü gibi devam ettiğini, simidin de dünyanın her yerinde sevilen bir yiyecek olması, karışımı ve hammaddesinin basit olması da simide yönelik güvenini artırmaktadır.
Son olarak Okutur, edindiği tecrübeler doğrultusunda bir işte sonuç alabilmenin kriterlerini başladığın işe inanmak, doğru şekilde planlamak, gayret göstermek, gerekirse yirmi dört saat çalışmak, işe odaklı olmak, vazgeçmemek ve işte başarının keyfini çıkarmak şeklinde sıralıyor.
Kaynak: Bilim ve Sanat Vakfı. Bir Girişimcilik Hikâyesi: Simit Sarayı. 16 Nisan 2011, Sayı.75.