YAŞAM EN BÜYÜK ARMAĞANDIR
Hayat, bize sunulmuş en büyük armağandır. Ama çoğu zaman farkına varamayız; gözümüzü açtığımız, uyandığımız her sabahı, içimize çektiğimiz her nefesi sıradan sanırız. Oysa her an bir mucizedir; her nefes, varoluşun bize sunduğu eşsiz bir fırsattır. Ve biz, çoğu zaman bu hediyeyi fark etmeden kolayca harcarız.
İnsan, kendi varlığını sorgulayan tek canlıdır. Doğar, büyür, sever, kırılır, düşer ve yeniden kalkar. Her deneyim, bizi biz yapan bir derstir; her acı, sabrı öğretir; her mutluluk, şükrü hatırlatır. Hayatın anlamı, belki bir cevaba sığmaz; belki de anlam, arayışın ta kendisidir. Filozofların dediği gibi, yaşam bir soru değil, bir cevaptır; biz onu “nasıl yaşadığımızla” cevaplarız.
Zaman, en büyük hazineye sahiptir ve asla geri alınamaz. Kaybedilen anlar, asla geri gelmez. Ve bir gün fark ederiz ki, bu fani dünyadan göçüp giderken yanımıza hiçbir şey alamayız. Ne mal, ne mülk, ne unvan… Sadece geride bıraktığımız iyi bir iz, dokunduğumuz gönüller, sevgiyle kurduğumuz bağlar bizimle kalır. İşte bu yüzden yaşam, sadece var olmak değildir; farkında olmak, hissetmek ve ona bir anlam katmaktır.
Hz. Ömer, ne güzel söylemiş; Hayatta Dört şey asla geri gelmez; söylenen söz, atılan ok, geçmiş hayat ve kaçırılmış fırsat”.
Mutluluk henüz gelmemişte ve gelecekte değildir, değiştirilemeyen geçmişte de değildir.
Her gün sana bir armağandır. Çoğu zaman sahip olmadığımız şeylerin peşinden koşarız ve sahip olduğumuz hazineleri unuturuz: Sağlığımız, kalbimizde huzurumuz, nefes almamız, sevme, sevilme ve üretme yeteneğimiz. Mutluluk her şeye sahip olmak değil, şu anda zenginliği görebilmektir. Ve kalp şükürle dolduğunda hayat gerçek bir nimete dönüşür…
Acılar da bir hediyedir. Bazen düşeriz, bazen kırılırız, bazen yorgunluğun ağırlığı altında eziliriz. Ama unutmayalım ki, en karanlık anlarda bile hayat bize bir ders verir: sabrı, direnmeyi, yeniden doğmayı. Mutluluk ise hatırlatır ki, dünya hâlâ güzel, biz hâlâ hissedebilen canlılarız.
Bir gün herkes gidecek bu dünyadan. O zaman sorulacak tek soru şudur:
“Hayatı gerçekten yaşadın mı?”
Cevabın içten olmalı; dolu dolu olmalı; pişmanlıklarla değil, iz bırakan anlarla dolu olmalı. Hayatın kıymetini bilmek, her gününü bir armağan gibi yaşamak demektir. Sevdiklerine değer vermek, kırılan kalpleri onarmak, küçük mutlulukları fark etmek… İşte gerçek zenginlik budur.
Hayat kısa, ama derin ve anlamlıdır. Onu heba etme.
Sev, hisset, gül, affet… Ve en önemlisi, farkındalıkla yaşa.
Ve unutma:
Sen bu dünyadan gittiğinde geriye sadece yaptığın iyilikler, bıraktığın izler ve kalplerde bıraktığın sıcaklık kalacak. İşte hayatın gerçek ölçüsü budur; geri kalan her şey sadece zamanın gölgesidir.
Dr.İlhami Pektaş