MİLLİ SANAYİNİN ÖNEMİ-Dr. İlhami Pektaş

Bir ülkenin refah seviyesi, zenginliği ve istihdam artışı mutlak bir şekilde sanayileşmeden geçer. Günümüzde gelişmiş ülkelerin tamamı sanayileşmiş ülkelerdir.  Sanayi bir ülkenin üretim gücünü ve kapasitesini ifade eder. İstihdam konusuna odaklanan ülkeler yeni üretim alanları açarak yeni iş kollarına elverişli ortamların oluşmasını sağlarlar. Sanayinin önemi gelişmekte olan ülkeler için daha büyük önem arz etmektedir. Sanayi alanındaki gelişim ve değişim, ülkelerin iç ve dış ticaretinde çok önemli ve stratejik bir öneme haiz olup, sanayinin gelişmemesi durumunda ülkelerin dışa bağımlılığı artacaktır.

Günümüzde gelişmiş ülkeler sanayi faaliyetlerini ARGE ve teknoloji ile birleştirerek daha ileri seviyelere getirmişlerdir. Yirminci yüzyılın başında gelişmekte olan tüm ülkelerde bu üretim ve sanayi yarışına mutlaka katılmak zorundadır. Bir toplumun gelişmişliği, refah seviyesi, ekonomik bağımsızlık ve kalıcı büyümesi ancak sanayi ile gerçekleştirilebilir. Sanayi, istihdam yaratır, ülkenin ekonomik büyümesine katkıda bulunur, teknolojik yeniliklerin ve gelişmenin itici gücüdür.

Ekonomik kalkınmanın temel göstergesi olan sanayileşme ve ekonomide sanayi sektörünün hacminin büyümesi, gelişmiş ülke pazarları ile rekabet edebilme ne kadar önemli ise sürdürülebilir bilimsel araştırma, yüksek teknoloji üretebilme, çoğunluğu yerel kaynaklarının kullanıldığı bir temele dayanan sanayi üretimi de bir o kadar önem taşır. İhracatı teşvik edici sanayileşme stratejisinde odak üretimdir. Ülkelerin küresel piyasalarda ihracat performanslarını ve rekabet gücünü artırabilmelerine, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme, kalkınma ve uluslararası piyasalarda etkin rol oynayabilmesine; katma değeri, bilgi ve teknoloji yoğunluğu yüksek Ar-Ge ürünlerinin üretim ve ihracatına ağırlık vermeleri ile sağlanabilir.

Ülkemizde yerli sanayi üretimini stratejik hale getiren arayışların fitili, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ülkemize uygulanan ABD ambargoları ile ateşlendi. Bu dönem milli sanayinin gelişmesi gerektiği kanaatinin kesinleşmesi ve bazı kritik adımların atılmasında bir dönüm noktası oldu. Birçok sıkıntıları da beraberinde getiren bu ambargolar, ülkemizin bağımsız bir güvenlik politikası uygulamasına, yerli ve milli sanayimizi geliştirmemize vesile oldu.

1973 yılında kurulan Türk Uçak Sanayi Anonim Ortaklığı (TUSAŞ), sonrasında ASELSAN (1975), HAVELSAN (1982), TEI(1985), ROKETSAN(1988) ve FNSS(1988) gibi özellikle savunma sanayine önemli yatırımlar yapıldı. Hazır alım politikaları yerini ortak üretim politikasına bıraktı. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren yurt içi geliştirme, milli tasarım ve üretim modeline ağırlık verilerek, ülkede milli kaynakları esas alan modern bir savunma sanayi yapısına geçildi. Hazır alımdan ileri teknolojilere geçiş sürecinde ülkemizin savunma sanayisi kabiliyetleri geliştirilerek sektördeki firmalarımızın yetkinlikleri çerçevesinde savunma sanayisi projelerinde görev ve sorumluluk almaları sağlandı. 2002 yılında 62 olan savunma sanayi projesi sayısı bugün 850’ye, 56 olan savunma sanayi firması sayısı 2 bin 700’e, 1 milyar dolar olan sektör cirosu 12 milyar dolar’a, proje hacmi ise 90 milyar dolar’ın üzerine çıktı. Yerlilik oranı %20’lerden %70 seviyelerine ulaştı. Tüm bu gelişmeler sonucunda Savunma sanayi ürünlerinde 2023 ihracatı büyük bir hızla artarak 5,5 milyar dolara yükseldi, 185 ülkeye 230 farklı ürün ihraç edildi ve 10,2 milyar dolarlık yeni sözleşme imzalandı.

2000’li yıllardan itibaren uygulanan ekonomi politikaları sayesinde; Türk imalat sanayi, AR-GE, yeni ve özgün ürün yaratma, teknolojik ürün tasarımı geliştirme, devlet destekleri ile istihdam yaratma sayesinde bölgesel gelişmişlik kurgusu üzerine yoğunluk kazandı. 2004’te ihtiyaç duyulan ürünlerin milli imkanlarla yurt içinde mümkün olan en yüksek yerlilik oranıyla geliştirilmesi ve üretilmesi dönemi başladı. Bu dönemde hız kazanan, Organize Sanayi Bölgeleri (OSB), Sektörel Kümelenmeler, Üniversite-Sanayi İşbirliği ve Teknoparklar aracılığı ile teknoloji yoğunluklu üretim kapasitesi geliştirilmesi ve uluslararası rekabet gücünü artırmaya yönelik girişimlere hız verildi.

Bugün itibarıyla ; 81 ilimizin tamamında OSB sayısı 413’e ulaştı. 68 binden fazla fabrikanın üretim yaptığı OSB’lerimizdeki istihdam sayısı 2 milyon 700 bin kişiyi aştı. Şu anda ülkemizde OSB’si olmayan ilimiz kalmadı. İhracat yapan OSB firmalarımız 10 binin üzerine çıktı. Bu firmalarımız tarafından gerçekleştirilen ihracat ise 65 milyar doları aştı. OSB’lerimiz Sanayi üretiminin yanı sıra, mesleki eğitimden lojistiğe, altyapı ve üstyapıdan tüm sektör yatırımlarına, Ar-Ge ve tasarım merkezlerinden teknoloji geliştirme bölgelerine ve yenilenebilir enerji yatırımlarına kadar çok sayıda alanda yatırımlar yapıyor, Türkiye’nin kalkınmasına öncülük ediyor.

Teknolojik girişimler ve Türkiye’de ihracata yönelik dış ticaret politika uygulamaları Katma değeri yüksek sanayi üretimini ön plana çıkardı. OSB’lerdeki meslek lisesi sayısı 86’ya, Üniversite ve meslek yüksekokulu 23’e, mesleki eğitim merkezi sayısı 254’e, Teknokent sayısı 24’e, AR-GE ve Tasarım Merkezi sayısı ise 713’e yükseldi.

Bugün itibarıyla ülkemizde bulunan toplam 101 teknoparkta Ar-Ge ve inovasyon yapan 10 binden fazla girişimci, 1600’den fazla Ar-Ge ve tasarım merkezinde, sayısı 272 bini aşan Ar-Ge insan kaynağına sahip duruma geldik.  Son 22 yılda AR-GE harcamaları 1.2 milyar dolardan 12 milyar dolara çıktı. 2023 yılı itibarıyla orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatımız 97,2 milyar dolara, orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatımızın toplam imalat sanayi ihracatı içindeki payı ise %40,3 seviyesine yükseldi.

Uygulanan politikalarla bu rakamların daha da artacağına inancım tamdır.