HAYATIMIZI HARCAMAK ÜZERİNE KURMUŞUZ- Dr. İlhami Pektaş
Hayatımızı harcamak üstüne kurmuşuz. Sürekli bir şeyler satın alıyor, bir şeyler satın almanın hayalini kuruyoruz. Harcarken hayatımızı harcıyoruz. Yaşamda ayakta kalma maliyetimizi sürekli yükseltiyoruz farkında olmadan. Maliyet yükseldikçe bedel de yükseliyor.
Yaşam standardını artırmak mutlu etmiyor insanı. Öncelikle, artırmamız gereken tek standart, yaşam kalitemiz olmalı. Yaşam kalitesi de çok kazanıp çok harcayarak elde edilecek bir şey değil. Hayatta ayakta kalma maliyetiniz, yani standardınız ne kadar yüksek olursa ondan vazgeçmek de kolay olmuyor. Mutluluğu kurduğunuz düzende aramaya başlarsınız, fakat yetmez, yeterli olmaz. Standardı sürekli yükseltmek zorunda hissedersiniz kendinizi. Sürekli bir arayış içine girersiniz.
Doygunluk noktasına gelince başka arayışlar çıkar bu seferde. Paranın, gücün, satın alınabilecek her şeye sahip olmanın aradığınız şeyi, mutluluğu ve huzuru getirmediğini görüyoruz.
Bu kadar yüksek maliyetle ayakta kalma ya da hayatta kalma mücadelesi
sırasında insanlığımızı yitiriyoruz. Kazanıp harcamaya bakıyoruz. Dün bizi mutlu eden bir şey bu gün bizi mutlu etmemeye başlıyor. Paraya odaklayarak elde ettiğimiz her şey bir seferlik, bir anlık bizi mutlu kılıyor. Sonrası yeni arayışlar, yeni mutluluk kaynaklan, yeni harcamalar.
Ve her seferinde bir öncekinden daha fazlası…
Yalnızlığımızı, sorunlarınızı, bağımlılıklarımızı, korkularımızı, endişelerimizi harcayarak çözmeye çalışıyoruz. Kazandıklarımızı ve hayatımızı israf ediyoruz.
Hiçbir sorunumuzun farkına doğrudan varamıyoruz.
Hayatımız birbirinin ayrı tekdüze akıp gidiyor avucumuzdan.
Bu akıntı içinde de hayatımızdaki hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimize inanmaya başlıyoruz. Bu inanç yavaş yavaş olduğu için buna karşı koyamıyoruz da.
O zaman nasıl yaşıyorsak öyle yaşamaya devam etmeye başlıyoruz.
Herşeyi olduğu gibi kabul edip, değişime direnmeye başlıyoruz.
Bu noktada da mutsuzluğumuz başlıyor. Mutsuzluğumuzun,
huzursuzluğumuzun esas kaynağı bu. Mutsuzluğumuzdan da para
kazanıp harcayarak kurtulmaya çalışıyoruz.
Harcama herkese göre değişiyor. önemli olan hayatı bir şeyler satın
alma üstüne kurmamaktır.
Harcama üstüne kurulan bir yaşam sizi doyumsuz kılar. Doyumsuzluksa sizi mutsuz eder.
Oysa ruhsal doyum, huzur satın alınacak şeyler değildir. İçten gelir, içinizden gelir.
İnsan olmanın niteliklerini tekrar hatırlar ve yaşama geçirirsek parayı odak olmaktan, amaç olmaktan çıkarabiliriz.
Başarabiliriz.
Paranın hiç mi önemi yok?
Para tabii ki önemli. Para ile mutlu olabileceğin bir hayatı yaratabilirsin,
olanaklarını artırabilirsin ama her şeyi paraya bağlayamazsın.
Güç, kariyer, ün, şöhret, servet ancak ve ancak istediğiniz duyguları,
mutluluğu sağlıyorsa yaşamın tadını artırabilir. Gerisi boştur, boş …
Insan parası olmadan da zenginliği yakalayabilir. Zenginlik dediğimiz
şey kişiseldir ve ihtiyaçlarınızla. isteklerinizle bağlantılıdır. Zengin olmak
için paraya ihtiyacınız yoktur.
Sahip olduğunuz manevi unsurların değerini bilmek de zenginliktir.
Sevenler, dostlar, nefes alabilmek, yürüyebilmek. Sahibi olduğunuz her
şey sahip olmayan başka birine göre bir zenginliktir. Bu açıdan bakınca
her şey bir zenginlik olabilir. Eninde sonunda parayla da parasız da ihtiyaç
duyduğumuz veya sonuçta elde ettiğimiz şey duygularımızdır.
Mutluluk dediğimiz şey beklediklerinizin ötesine geçmek değildir?
Beklediğinizden fazlasını elde etmeniz sizi mutlu eder. Beklentilerin
altında kalmak mutsuzluk, beklentilerinizi tam olarak yakalamak ise
doyumsuzluk sağlar. Mutlulukları oluşturan şeyler ise küçük küçük
mutluluklardır. Mutluluklar anlıktır.
Beklentilerinizi yükseltmek yaşam standardınızı da yükseltir. Yaşam çıtasını yüksekte
tutmak ulaşmayı daha da zorlaşır.
Daha önce yaşamadığınız her basit deneyim önce sizi mutlu eder, sonra yetmez olur. Basit bir giysi bile önce size keyif verirken, modeli ve fiyatı ne olursa olsun ilk aldığınız araba sizi mutlu ederken modeller yükseldikçe, fiyatlar arttıkça o keyif duygusunun artık olmadığını görürsünüz. Bu nedenledir ki para belirli bir süre sonra sızı mutlu etmez.
Mutluluğu başka şeylerde aramaya başlar o döngünün başına gelirsiniz.
Yine kendinizle baş başasınızdır. Mutluluğu kendi içinizde aramaya başlarsınız. Mekanlarda, arabalarda, takılarda, giysilerde .değil, dostlarda, sevdiklerinizde ararsınız. İşte bu sadece gücün, kariyerin, paranın mutluluk getireceğini varsaymanın doğru olmadığının göstergesidir önce kendiniz dışında mutluluk kapıları ararsınız sonra yine kendinize dönersiniz. Bu dönüşü sağlayan para, kariyer. güç ile elde etmiş olduğunuz yaşanmışlık, tatmin duygusu değil bunların sizi gerçekten mutlu etmeye yetmediğini ve sürekli çıtanın yükseklere çıktığını fakat hala beklediğiniz sonuca ulaşamamış olduğunuzu anlamış olmanızdır.
Başka bir şey değildir.
Gün gelir sahip olmak için yanıp tutuşup da sahip olduğunuz her şey bir gün gelir size sahip olur. Ancak her şeyinizi kaybettiğiniz ve dibe vurduğunuz zaman hayat yeniden başlar. Sizi güçsüz kılan sahip olduklarınızı kaybetmeniz aslında sizin özgürlüğünüz olacaktır.
Özgürlüğe kavuşmanın yolu sizi esaret altına alan bağımlılıkları azat etmekte yatıyor.
Ne güzel söylemiş Cemil Meriç;
“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar, eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmalarıdır.”