MANDIRA FİLOZOFUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Senaryosunu Birol Güven’in yazdığı Mandıra Filozofu, çoğu kişi gibi beni de etkileyen filmlerden biridir. Filmin her sahnesi büyük kentlerde ailesini geçindirme, çocuklarını okutabilme, kariyer, terfi peşinde koşarken hayatın güzellikleri ıskalayan 50’li, 60’lı yaşlardaki insanlarda derin bir iç hesaplaşma yaratır.
Fabrikatör Cavit Bey, büyük yatırımlara imza atan, daha fazla kazanma hırsıyla yazları bir hafta tatili bile kendine çok gören biridir. Tansiyon ve kilo problemleri vardır. Kolesterolü yüksektir. Yumurtayı çok sevmesine karşın, yıllardan bu yana ağzına sürememiştir. Mandıra Filozofu, Cavit Bey’e döner: “Demek tüm yumurta fabrikalarını alacak paran var ama yumurta yiyecek sağlığın yok” der. Cavit Bey’in 60 yaşına yaklaştığını ve her yıl en fazla 7 gün tatil yaptığını öğrenince şunları söyler:
“Daha kaç yazın kaldı Cavit Bey! 30 yıl yaşasan, sadece 210 gün eder! Bunun da kaç tanesinde sağlıklı olacağını Allah bilir! Sadece 210 günün kaldı Cavit Bey. Bir yıl bile değil!”
Ne kadar sarsıcı bir yaklaşım değil mi? 50’li, 60’lı yaşlardaki çoğumuz Cavit Bey gibi hep yarınlara erteliyoruz keşfetmek istediğimiz coğrafyaları, tatmak istediğimiz dünya mutfaklarını, lise arkadaşlarımızla buluşmayı. Oysa, hayat koşusunda rüzgar gibi geçen yıllarda kredimiz giderek tüketiyor. Bu yüzden kalbimizin istediğini, canımızın çektiğini ertelememek gerek!
50’Lİ YAŞLAR…
– İşçi ya da memursanız izin haklarınızın hepsini kullanma vaktidir bu yaşlar. Patronsanız, kendinize torpil geçme, en uzun tatili yapma zamanıdır. Bu yüzden balık tutmayı, deniz üstünde bir teknede saatler geçirip mis gibi havayı ciğerlerinize çekmeyi ve şükretmeyi ihmal etmeyin hiç bir zaman.
– Bu yaşlar, istediğiniz şeyleri yarınlara ertelemek yerine, bugün, hatta “hemen şimdi” yaşamayı tercih etmek demektir.
– Bu yaşlar, denizde sırt üstü yatıp hiçbir şeyi kafanıza takmadan engin maviliklerde kanat çırpan martılarla bütünleşebilme zamanıdır.
– Bu yaşlar, bir çınar ağacının gölgelendirdiği kafede çayınızı yudumlarken, saatlerce kitap okuyabilme özgürlüğüdür.
– Bu yaşlar, torunlarına bakarken, onlarla oyun oynarken saf sevgiyi içinizde hissedip mutlu olabilmek zamanıdır.
– Bu yaşlar, içinde hiç büyümeyen çocukla yeniden buluşma dönemidir. Tenise başlama, müzik kursu ya da İspanyolca kursuna gitme zamanıdır.
– Bu yaşlar sırtındaki tüm gereksiz yüklerden kurtulma, yakın çevrenizdeki enerjinizi emen duygusal sülüklerden arınma dönemidir.
– Bu yaşlar elden ayaktan düşebileceğiniz yaşlılık günlerini düşünerek kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek için şimdiden bir planlama yapmanızı gerektiren bir dönemdir.
– Bu yaşlar aşkın kıpırtısını kalbinizde yeniden hissetme zamanıdır. Çocuklar üzülmesin düşüncesiyle veya evlatlarınızın üniversite sınavlarına kadar ertelediğiniz mutsuz evliliğinizi bitirebilme cesaretini kendinde görebilmektir.
– Bu yaşlar uzun zamandır eşinizin gözlerinin derinlerine bakmadığınızı farketme, onunla el ele yürüyerek sonbaharın turuncu güzelliğini keşfe çıkma yıllarıdır.
– Bu yaşlar başkalarını kırmamak adına stres topuna dönmekten ve “Kızıma, Oğluma yardımcı olmalıyım, torunlarıma bakmalıyım” diyerek hayatı ıskalamaktan vazgeçmektir.
– Bu yaşlar, yarınları düşünerek biriktirdiğiniz paraları kendiniz, hobileriniz, idealleriniz için yavaş yavaş harcamanın da zamanıdır.
– İşte bu yüzden, daha çok seyahat etmeli, ilkbahar ve sonbaharda yürüyüş yaparken kırmızı ve pembe gülleri daha çok seyretmeli, daha çok kahkaha atmalısınız.
– Bu yaşlar, artık “Benim hayatım”, “Benim hayallerim” demenizi gerektiren yıllardır. Dostlarınızla, çocukluk arkadaşlarınızla ve akrabalarınızla, yani yanlarındayken kendinizi mutlu ettiğiniz insanlarla kaliteli zaman geçirmenizi gerektiren bir dönemdir.
Dikkat edin belki Cavit Bey gibi sizin de sadece 210 gününüz kaldı. Bilmem farkında mısınız?