YERLİ VE MİLLİ ÜRETİME ADANMIŞ ÖMÜRLER-117: SEZA ÇİMENTO BAŞARI HİKAYESİ-Dr.İlhami Pektaş
Prof. Dr. Yasemin Açık’ın, “Bu topraklara olan borcum” diyerek 17 Mart 2016’da üretime başladığı Seza Çimento bugün 10 yaşında. Bölgenin en büyük ve en çevreci yatırımlarından biri olarak faaliyetlerini sürdüren Seza Çimento, 500 personeli, ARGE merkezi, yenilikçi yapısı ve günlük 7.500 ton çimento üretimi ile 10 bin kişinin hayatına dokunurken 22 ülkeye gerçekleştirdiği ihracatla ülke ekonomisine ve yerel kalkınmaya katma değer sağlıyor.
Yönetim kurulu başkanı Sayın Prof.Dr. Yasemin Açık’tan kuruluşundan günümüze SEZA Çimento başarı hikayesini dinliyoruz.
Seza Çimento ne zaman kuruldu ve kim tarafından kuruldu?
Ben Prof. Dr. Yasemin Açık. Seza Çimento’nun kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanıyım. Seza Çimento 2016 yılında kuruldu ancak bu fabrikayı kurma fikri, bunun da bir beş yıl kadar öncesine dayanıyor. Ben o dönemde, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda profesör olarak görev yapıyordum. Bir halk sağlıkçı olarak, öğrenci yetiştirme görevimin yanı sıra her gün bir mahallede, köyde, okulda ya da televizyon programında, halk sağlığıyla ilgili önemli konularda söyleşiler, eğitimler ve konferanslar veriyordum. Buna ek olarak lise yıllarımda başladığım sivil toplum örgütü çalışmalarının içindeydim. Hafta sonları ise aile şirketlerimin bazı işlerini yürütüyordum. Dolayısıyla akademisyenlik, STK’lardaki görevlerim ve aile şirketlerindeki işlerim ile aslında fazlasıyla meşguldüm. Diğer taraftan da yıllardır yaptığım, bildiğim ve sevdiğim işleri yürütüyordum, dolayısıyla rahatım da yerindeydi.
Ancak hayatımın sonuna kadar akademisyen olarak çalışmak istemiyordum. Kaldı ki baştan sona benim kurguladığım ve uyguladığım, her aşamasında yer aldığım ve emek verdiğim, yalnızca bana ait bir proje gerçekleştirme fikri uzun zamandır aklımdaydı. Bu öyle bir proje olmalıydı ki; bölgeler arası gelişmişlik farkının azaltılmasına, yerel kalkınmanın sağlanmasına katkı sağlayabilmeli ve sadece istihdamı artırmakla kalmayıp, istihdam edilen kişilerin aileleri, tedarikçileri ve yan unsurlarıyla birlikte pek çok insana, halka dokunabilmeliydi. Bu da ancak sanayi yatırımı ile mümkündü.
İşte tüm bunların neticesinde, 2011 yılında sanayi alanında ciddi ve önemli bir yatırım yapmaya karar verdim. Sektör seçimine ilişkin birçok çalışma ve araştırma yaptıktan sonra, bölgenin kaynaklarını ve ekonomik kalkınma ihtiyacını gözeterek çimento sektöründe karar kıldım. Böylece sektörle yollarımız kesişmiş oldu.
Bu fabrikayı kurma kararını aldığım zaman aslında fabrikayı başka bir ilde liman içerisinde aynı bütçe ile kurma imkanım vardı. Kaldı ki ki birçok ilin üst düzey yöneticisinden teklif de gelmişti. Ancak yörede istihdamı artırmak, bölgesel kalkınmaya katkı sağlamak, böylece doğup büyüdüğüm topraklara vefa borcu ödemek için Elazığ’ı seçtim. Ben halkla iç içe olduğum için Elazığ’ın sanayi yatırımına, işe, üretmeye ihtiyacı olduğunu çok net bir şekilde görüyordum.
Yatırım ile ilgili piyasa araştırması, kendini amorti etme süresi gibi çalışmalar; ayrıca uygun yer seçimi, altyapı-üstyapı ve bunlar için kredi bulma gibi hazırlıklar tam iki yılımı aldı. Fabrika için seçtiğimiz yer bir dağın yamacında, oldukça zorlu bir araziydi. Fabrikayı kurmadan önce ilk gittiğimizde araziye ulaşmak için 20 dakika yürümek zorunda kalmıştık. Yol, su ve elektrik bağlantısı yoktu. Tüm bunları kendi imkanlarımızla oluşturduk. Yine bu süreçte gerekli prosedür, iş ve işlemleri tamamlamak için çok ciddi çalıştık ve yoğun efor harcadık. Ekibimle birlikte 2014-2016 yılları arasında toplam 23 ayda fabrikanın kurulumunu gerçekleştirdik. Bu süreçte hiçbir bölgesel teşvik ve destek almadım. Fabrikayı kurarken üniversitedeki görevimden 3 yıl ücretsiz izin aldım ve gece gündüz demeden bilfiil fabrika inşaatının başında durdum. Her aşamayı bir bilim insanı titizliği ile takip ettim.
Seza Çimento Nasıl gelişti? Gelişim süreci hakkında bilgi verebilir misiniz?
Seza Çimento olarak 832 bin metrekaresi açık, 55 bin metrekaresi kapalı olmak üzere 887 bin metrekare sanayi alanı üzerinde faaliyet gösteriyoruz. 500 kişiye direkt istihdam sağlarken tedarikçiler, diğer paydaşlar ve aileleri ile birlikte bölgede yaklaşık 10 bin kişinin hayatına dokunuyoruz. Seza Çimento Elazığ’ın en büyük özel sektör yatırımı. Doğu Anadolu Bölgesi’nin ise en büyük özel sektör yatırımlarından biriyiz. İlk aşamadan itibaren gelişim odağımıza insanın yanı sıra dijitalleşme ve yeşil dönüşümü aldık.
Bunları biraz daha açacak olursak, fabrikamızı zaten Endüstri 4.0 odağında kurmuştuk. Makinelerin birbiriyle haberleştiği, uzaktan izlenebilen ve kumanda edilebilen bir sisteme sahibiz. Prosesin kontrolü, kararlılığı ve optimizasyonunu sağlamak için kullandığımız SCADA ve Exper sistemlerimiz sayesinde tüm sistemi kumanda odasındaki operatörler aracılığıyla yarı otomatik olarak yönetebiliyoruz. Yine tüm sistemi ‘uzaktan oto-pilot ile insansız olarak çalıştırabilen’ ve ‘kumanda edip denetleyen’ teknoloji olmak üzere iki ayrı teknoloji kullanıyoruz. Kalite kontrol birimimizde kurduğumuz RoboLab ve diğer sistemlerle de üretim prosesinin farklı noktalarından insan eli değmeden otomatik olarak numune alıyor, ardından bu numuneleri yine insan eli değmeden analiz ediyoruz. Reçetelere uygun, standart sapması düşük, sürdürülebilir, kontrol edilebilir ve güvenilir üretim için de ham madde sistemini çevrim içi olarak kontrol ediyoruz. 2025 yılı itibarıyla çimento üretimi sürecinde yapay zeka kullanmaya da başladık. Algoritmalar; kalite parametrelerini tahmin edilebilir hale getiriyor. Böylece mevcut çimento üretimini optimize etmek için hedef değerler hesaplanıp süreçte geri beslenebiliyor. Biz de bu sayede enerji maliyetlerini düşürme, alternatif yakıt oranlarını maksimize etme ve karbon emisyonu düşük çimento üretme yeteneğimizi artırıyoruz. Ayrıca yapay zeka destekli video analitik çözümleriyle iş sağlığı, tesis ve operasyon güvenliği sağlamak için de çalışmalar yürütüyoruz.
Yeşil dönüşüm tarafında ise Türkiye ve AB ülkeleri için belirlenmiş yasal sınırın çok altında toz emisyon değerleriyle üretim yapıyoruz. Yeşil çimento üretimimizi artırıyor ve bu çimentodaki klinker oranımızı düşürmeye yönelik geliştirmeler üzerinde çalışıyoruz. Öte yandan Türkiye ve AB ülkeleri için belirlenmiş yasal sınırın çok altında toz emisyon değerleriyle üretim yapıyoruz. Baca gazını ise klinker soğutma, tesisi ısıtma gibi alanlarda enerji olarak geri dönüşümde kullanıyoruz.
Tüm bu süreçte odağımızdaki bir diğer önemli konu da yenilenebilir enerji yatırımları oldu. Fabrikamızın yanına 17,6 MW AC / 21 MW DC kapasiteli güneş enerjisi santrali kurduk. Elektrik ihtiyacımızın yüzde 30’unu güneş enerjisinden karşılıyoruz. Şimdi bu yatırıma ek olarak, 58,4 MW AC kapasiteli bir santral daha kuracağız. Yeni santral tamamlandığında fabrikamızın elektrik ihtiyacının tamamını güneşten yani temiz enerji kaynağından karşılayacağız. Çevreye duyarlı bir çimento fabrikası kurmak hiç kuşkusuz oldukça büyük bir yatırım gerektiriyor. Ancak bu yatırımlar uzun vadede hem ciddi bir verimlilik hem de çevresel ve dolayısıyla sosyal bir fayda sağlıyor. Biz de bu yatırımları bu yaklaşımla değerlendiriyoruz.
Başarı adımlarında önemli stratejileriniz nelerdi?
Başarının temelinde, geleceği doğru okuma ve bugünün kararlarını yarının ihtiyaçlarına göre alma becerisi olduğuna inanıyorum. Sanayide kalıcı değer üretmek; yeniliklere açık olmayı, teknolojiyi doğru zamanda doğru alanlara entegre etmeyi, verimliliği artırırken sürdürülebilirliği de işin merkezine yerleştirmeyi gerektiriyor. Seza Çimento’yu kurarken ve büyütürken en önemli stratejilerimizden biri bu bakış açısı oldu. Daha ilk günden itibaren üretim kapasitesinin yanı sıra teknolojiye, lojistiğe, verimliliğe ve yeşil dönüşüme yatırım yapmayı önceliklendirdik.
Bugün Seza Çimento’yu bölgesinden dünyaya açılan, teknolojiyi üretim kültürünün merkezine alan ve dönüşümü sahada uygulayan bir sanayi yatırımı olarak konumlandırıyoruz. Bu yaklaşımın en güncel örneklerinden biri, üzerinde yaklaşık bir yıl çalışarak devreye aldığımız Akıllı Araç Kabul ve Otomatik Yükleme Sistemi. Bu sistem, siparişten sevkiyata, sahada araç kabulünden yüklemeye kadar tüm aşamaları yazılım ve otomasyon temelli bir yapıyla yönetmemizi sağlıyor. Böylece çimento sipariş ve sevk süreçlerimizi daha hızlı, güvenilir, kontrollü ve şeffaf hale getirirken operasyonel verimliliğimizi de artırıyoruz.
Aynı vizyonla bu yıl filomuza 16 adet tamamen elektrikli iş makinesi dahil ettik. Bunun ardından KAAF Demiryolu Araçları A.Ş. tarafından geliştirilen Türkiye’nin ilk yerli ve millî bataryalı manevra lokomotifi için henüz tasarım aşamasındayken sipariş vererek bu dönüşüm vizyonunu demir yoluna taşıdık. Biz sanayiciler için bu lokomotif, yüksek teknoloji üretimini, dışa bağımlılığı azaltan yerli çözümleri ve daha düşük karbonlu lojistik anlayışını temsil ediyor. Demir yolunu Seza Çimento’nun kuruluşundan bu yana stratejik bir öncelik olarak gördük. Fabrikamızın temellerini atarken en yakın istasyondan tesisimizin içine kadar toplam beş demir yolu hattını kendi kaynaklarımızla hayata geçirdik. Bugün bu yatırım sayesinde ürünlerimizi Türkiye’nin dört bir yanına ve limanlara ulaştırıyor, Doğu Anadolu’dan dünyaya uzanan güçlü bir lojistik köprü kuruyoruz. Başarı yolculuğumuzun temelinde de tam olarak bu anlayış var: Bugünün sanayisini yönetirken yarının rekabet koşullarına hazırlanmak, dönüşümü izlemekle yetinmeyip ona öncülük etmek.
Üretilen ürünler hakkında bilgi verebilirmisiniz?
Seza Çimento’da günde 5.500 ton klinker ve 7.500 ton çimento üretimi gerçekleştiriyoruz. Yıllık çimento üretim kapasitemiz 2,3 milyon ton. Tüm gri çimento türlerini üretiyoruz. Bilindiği üzere yapıyı ve yapı elemanını oluşturan en önemli malzemelerden olan betonun belirli bir dayanıma sahip olması, güvenliğin sağlanmasında en önemli koşul. Betonun mukavemetinde en etkin rol sahibi malzemeler; çimento, agrega ve kimyasal katkıdır. Çimentonun mukavemetindeki belirleyici parametreleri ise üretilen klinkerin kalitesi, incelik (blain) ve kullanılan katkılar oluşturuyor. Bu süreç otomasyon sistemi, kontrolü ise otomatik numune alıcıları ile el değmeden gerçekleştiriliyor. Biz de Seza Çimento olarak fabrikamızda tüm bu süreçleri uyguluyor, kaliteli ve dayanımı yüksek çimentolar üretiyoruz.
Bununla birlikte üretimimizdeki payını her geçen yıl artırdığımız yeşil çimentoya da değinmek isterim. Bilindiği üzere yeşil çimento, çimento üretiminin karbon ayak izini en aza indiren çevre dostu bir ürün. Bu tip çimentoların üretiminde, Portland çimentosuna göre klinker kullanımı azaltılıp bunun yerine daha fazla mineral katkı malzemesi kullanılıyor. Bunun karbon ayak izine etkisi ise şundan kaynaklanıyor: Klinker üretimi, sera gazı emisyonlarının yükselmesine neden oluyor çünkü ham madde, fırında kömür yakılarak pişiriliyor. Yeşil çimentoların üretiminde çimento içerisinde daha az klinker kullanıldığı için emisyon düşüyor yani daha düşük karbon ayak iziyle üretiliyor. Yeşil çimentoların içeriği değişse de sağlamlık (dayanım) açısından Portland çimentosundan hiçbir farkı bulunmuyor. Mevcut yeşil çimento ürünlerimizin yanı sıra düşük sera gazı emisyonuyla çevresel etkileri azaltan, teknik üstünlüğü yüksek ve maliyet avantajıyla da öne çıkan, daha düşük klinker oranına sahip bir ürün olan CEM II/A-LL 42,5 R çimentosunu da üretiyoruz.
AR-GE ve Tasarım Merkeziniz var mıdır? Yeni projeleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
Akademiden sanayiye geçen biri olarak bu iki kurumun ortak hedefler etrafında bir araya gelmesini şehirlerimiz ve ülkemiz adına çok kıymetli buluyorum. Çünkü üniversiteler bilginin üretildiği yerlerdir. Sanayi ise o bilginin uygulamaya, katma değere dönüştüğü sahadır. Bu iki alan arasındaki bağ güçlendikçe hem bilimsel çalışmalar daha geniş bir etki alanına ulaşır hem de sanayi daha güçlü, daha verimli ve daha yenilikçi bir zeminde ilerler.
Bu yaklaşımla Ar-Ge çalışmalarını çok önemsiyorum. Fırat Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren ve ismimin verilmesinden büyük onur duyduğum bir Ar-Ge Merkezi var. İşte bu merkezde Seza Çimento olarak bizim de bir Proje Koordinasyon Merkez Ofisimiz bulunuyor. Araştırma, geliştirme ve inovasyon kapasitesini ileriye taşıyan bu merkez; çok disiplinli çalışma kültürünü destekleyen, öğrenci odaklı üretim anlayışını güçlendiren ve fikirlerin projeye, projelerin de somut çıktılara dönüşmesine zemin hazırlayan çok kıymetli bir bilim ve teknoloji ortamı sunuyor.
Şimdi buna ek olarak yine Fırat üniversitesi iş birliğiyle, bu kez fabrikamızın içinde bir Ar-Ge Merkezi kuruyoruz. Hem üniversitedeki ofisimiz hem de fabrikadaki merkezimiz ile birlikte akademi-sanayi iş birliğini, kağıt üzerindeki bir niyetten öteye taşıyıp yaşayan bir ekosisteme dönüştüreceğiz. Akademik bilgi ile saha deneyimi birbirine daha fazla yaklaşacak. Araştırmacılarımızın geliştirdiği projeler, gerçek üretim süreçleriyle daha güçlü biçimde buluşacak. Sanayinin ihtiyaçları da akademik çalışmalar için daha canlı ve daha doğrudan bir referans haline gelecek. Ben bu iş birliğinin teknoloji transferini hızlandıracağına, üniversite-sanayi iş birliğini daha güçlü ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşturacağına ve bölgemiz için örnek bir model oluşturacağına inanıyorum.
Bu iş birliğinin çok kıymetli bir başka boyutu da hiç kuşkusuz gençlerimize sağlayacağı katkılardır. Öğrencilerimizin teorik bilgiyle birlikte uygulama deneyimi kazanması, gerçek üretim süreçlerini yakından tanıması ve geliştirdikleri fikirlerin sahadaki karşılığını görmesi son derece önemlidir. Üniversite yıllarında kurulan bu temasın, gençlerimizin geleceğe daha güçlü hazırlanmasına çok önemli katkılar sunacağına inanıyorum.
Hangi ülkelere ihracatınız var, 2025, 2026 ve 2027 ihracatı hakkında bilgi verebilir misiniz? İhracat Hedefleri?
Üretim ekonomisini merkeze alan ve ihracata dayalı büyümeyi önemseyen bir şirket olarak, pazar çeşitliliğimizi ve ihracat kapasitemizi güçlendirmeye odaklanıyoruz. Ancak Seza Çimento için ihracat başarısı, her zaman ülkemizin ve bölgemizin ihtiyaçlarıyla dengeli bir şekilde ele alınması gereken bir konu. Nitekim en fazla ihracat yapan çimento şirketlerinden biri olmamıza rağmen, 2023 yılında yaşadığımız deprem felaketinin ardından önceliğimizi iç pazara verdik. 2024 yılında ve 2025’in ilk yarısında da bu yaklaşımı sürdürdük; inşaat faaliyetlerinin yavaşladığı kış dönemlerinde ihracata, yılın diğer dönemlerinde ise iç pazarın ihtiyaçlarına ağırlık verdik.
Bugün Avrupa ve Güney Amerika başta olmak üzere 22 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, yurt içi ve yurt dışı pazar dengesini gözeterek mevcut pazarlarda daha derinleşmek, yüksek potansiyel gördüğümüz coğrafyalarda ise Seza Çimento’nun varlığını güçlendirmek. Özellikle Avrupa pazarındaki konumumuzu daha ileri taşımaya ve ABD pazarına yönelik çalışmalarımızı somutlaştırmaya odaklanıyoruz. 2026 ve 2027 döneminde ihracat stratejimizi; pazar çeşitliliği, lojistik avantaj, sürdürülebilir üretim ve rekabetçi maliyet yapısı üzerine kuruyoruz.
Bu noktada yeşil dönüşüm de ihracat hedeflerimizin ayrılmaz bir parçası. Bölgemizin en çevreci çimento fabrikalarından biri olarak SKDM sürecine hazırlıklıyız. Fabrikamızdaki yenilenebilir enerji üretim kapasitesini artırarak emisyonlarımızı azaltmayı, enerji verimliliği yatırımlarımızla üretim gücümüzü desteklemeyi ve bu sayede ihracat pazarlarında daha rekabetçi bir konuma ulaşmayı hedefliyoruz. Dolayısıyla bizim için ihracat ürün satmanın ötesinde Doğu Anadolu’dan dünyaya uzanan, sürdürülebilir ve yüksek katma değerli bir sanayi modeli oluşturmak anlamına geliyor.
Gelecekte neler planlıyorsunuz? Hedefleriniz nelerdir?
Seza Çimento’nun 10 yılını geride bıraktık ve bizim için asıl yolculuk şimdi başlıyor. Dünya genelinde savaşların, ekonomik kırılmaların yaşandığı, yapay zekanın iş yapış şekillerini dönüştürdüğü, iklim değişikliğinin yıkıcı etkisinin giderek daha fazla hissedildiği bu dönemde; inovasyon, teknoloji, Ar-Ge yatırımlarımız ve çevreci üretim modelimizle hem ekonomik değer yaratmayı hem de doğayla uyumlu, insanı merkezine alan dijital bir ekosistemi yarınlara taşımayı hedefliyoruz. Bu kapsamda 2030’a kadar tamamen dijital, düşük karbonlu ve rekabet gücü yüksek bir üretim modeline geçmeyi planlıyoruz. Bu hedef, dijitalleşme ile sürdürülebilirliği aynı potada buluşturan bütüncül bir ikiz dönüşüm sürecini ifade ediyor. Üretimin her aşamasında veriye dayalı karar alma kültürünü yerleştirirken çevresel performansımızı da kalıcı biçimde güçlendireceğiz. Bu alandaki çalışmalarımızın bölgemiz ve sektörümüz için de önemli bir adım olacağına inanıyoruz.
Gençlere, girişimcilere ve sanayicilerimize neler tavsiye edersiniz?
Önce gençlerden başlamak isterim çünkü bir ülkenin geleceğini, o ülkenin gençlerine açtığı alan ve sunduğu fırsatlar belirler. Biz de Cumhuriyetimizin 100. yılında en büyük hayallerimden birini daha gerçekleştirerek kurduğumuz Yasemin Açık Vakfı ile başta kız öğrenciler olmak üzere çocuklar, gençler ve kadınlara yönelik projeler geliştiriyoruz. 2024’te başlattığımız Bölgesini Yaşatan Kızlar Burs Programımız ile genç kızların eğitim yolculuklarına destek olurken bölgelerine değer katacak bir neslin yetişmesine de katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bununla birlikte bu coğrafyanın genç kızlarına, bilimin yolundan gittiklerinde ve kendi potansiyellerine inandıklarında neleri başarabileceklerini hatırlatmak istiyoruz.
Gençlere tavsiyem; okulda, işte veya sosyal hayatta karşılarına her an çıkabilecek engellerde dahi hayallerinden vazgeçmemeleri. Ancak bu hayallerin peşinden bilinçli ve bilgili bir şekilde gitmeleri gerekiyor. Güçlü amaçlar belirleyip hedeflerine kilitlenmeli; dünyadaki değişimi, gelişmeleri yakından takip edip ayak uydurmalı; başkalarının inanmadığı bir yolculuğa çıksalar dahi cesur ve kararlı olmalı; başkalarını takip etmek yerine kendi ayak izlerini oluşturmalılar.
Girişimcilere tavsiyem ise iyi fikir kadar doğru hazırlığın da kıymetini bilmeleri. Bugün girişimcilik; finansmanı, pazarı, insan kaynağını, teknolojiyi ve sürdürülebilirliği birlikte okuyabilme becerisi gerektiriyor. İş fikrini hayata geçirmek isteyen herkesin önce gerçek bir ihtiyaca temas edip etmediğini, hangi sorunu çözdüğünü ve bu çözümü nasıl kalıcı değere dönüştüreceğini çok iyi çalışması gerekiyor.
Bu çerçevede girişimci kadınlara özel bir parantez açmak gerektiğine inanıyorum. Çünkü kadınların hayatın her alanında yaşadığı zorluklar ve fırsat eşitsizliği, benim akademiden beri üzerinde hassasiyetle çalıştığım bir konu. Elazığ’daki çalışmalarımın yanı sıra TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İş Dünyasında Kadın Komisyonu Başkanı olarak Türkiye genelinde binlerce kadınla bir araya geliyoruz. Özellikle 2021’den bu yana Türkiye İş Bankası ile birlikte yürüttüğümüz ve bu zamana kadar yaklaşık 12 bin kadına ulaştığımız ‘Girişimde Kadın Gücü’ projesi kapsamında yaptığımız ziyaretlerde, kadınların yaşadığı zorlukların ve ihtiyaç duydukları konuların benzer olduğunu saptadık. Finansmana erişimin dışında en temel ihtiyaçlardan biri bilgiye ve eğitime erişim. Girişimci kadınlar, iş fikirlerini hayata geçirirken çoğu zaman finansal okuryazarlık, dijitalleşme ya da tedarik zinciri yönetimi gibi konularda yalnız kalıyor. Öne çıkan bir diğer ihtiyaç ise mentörlük. Girişimci kadınlar şunu çok net ifade ediyor: “Bir yol gösterici olsa, aynı yoldan geçmiş biri bize tecrübelerini anlatsa biz de çok daha hızlı ilerleriz.”
Sanayicilere gelince, burada da temel mesele dünyadaki dönüşümü doğru okumak. Hepimizin yakından takip ettiği üzere 2026’ya girerken ‘daha öngörülebilir bir yıl’ beklentisi vardı ama riskler artık büyüme-yavaşlama ekseninden çıkıp oyunun kurallarının değiştiği bir zemine taşındı. Bugün ticaret giderek jeopolitiğe bağlanıyor: Gümrük vergileri, menşe kuralları, yaptırım riskleri, kritik ürün listeleri… Dolayısıyla “Müşteri buldum” demek tek başına yeterli olmuyor; hangi pazara, hangi regülasyon setiyle, hangi tedarik zinciriyle girdiğiniz belirleyici hale geliyor. Bir de enerji ve iklim başlığı var. Buradaki risk, fiyat artışının yanı sıra kesinti, tedarik kısıtı, sigorta maliyetleri ve su-enerji verimliliği yatırımı gibi yeni maliyet kanalları. Son olarak yapay zekâ meselesini ‘iş kaybı’ gibi yüzeysel okumamak lazım; asıl tehlike aynı sektör içinde verimlilik farklarının çok hızlı açılması. Bu yüzden tek bir pazara ya da tek bir tedarikçiye bağımlılığı azaltmak, kur ve finansman şoklarına karşı nakit akışı simülasyonları yapmak ve verimliliği insan-süreç-teknoloji çerçevesinde yönetmek gerekiyor.
Başarınızın sırrı nedir?
Hayat belirsizliklerle dolu bir yolculuk; zorluklar, güzellikler, ne ile karşılaşacağınızı her zaman kestiremiyorsunuz. Ancak ben hiçbir zaman ‘bu iş olmaz’ diyerek bir işe başlamadım; pes etmeyi en baştan bir seçenek olarak görmedim. Hayallerimin peşinden giderken onları sadece birer hayal olarak bırakmadım. Her adımı sağlam bir temele oturtarak analitik düşünceyle planladım ve geliştirdim. Akademik geçmişim ve yıllar içinde edindiğim deneyimler bana stratejik bakış açısını, sistematik çalışmayı ve karşılaşılan engelleri aşabilmek için alternatif yollar geliştirmeyi öğretti.
Bence başarı azmin yanında bilgi, analiz ve kararlılıkla mümkündür. Bir hedef belirlediğimde ona sadece tutkuyla bağlı kalmam, aynı zamanda onun gerektirdiği altyapıyı titizlikle oluştururum. Zorluklarla karşılaştığımda geri çekilip durumu analiz eder, neden-sonuç ilişkisi kurarak en etkili çözüm yollarını belirlerim. Eğer bir şey beklediğim gibi gitmezse de bunu bir başarısızlık değil, öğrenme fırsatı olarak görürüm. Eksikleri tespit eder, hatalardan ders çıkarır ve daha güçlü bir şekilde ilerlerim. Benim için önemli olan, o yolda ilerlemeyi sağlayacak vizyona, bilgi birikimine, kararlılığa ve cesarete sahip olmaktır.