MİLLİ SANAYİLEŞMEDE YAŞANAN ZORLUKLAR

Alman çeliğini Japonya’nın makinesinde, Fransa’nın aletiyle imal edip İngiliz’in test cihazıyla kontrol edersen ne olursun? Bu sanayici değil, ancak işçilik olur.
Sanayici mi, İşçi mi? Ama nihayetinde yabancı sistemin dişlisi.
Milli sanayi şöyle olmalı: Topraktan madeni alacaksın, tesisinde işleyip ara mamül yapacaksın; o ara mamülü girdi olarak kullanıp nihai ürüne dönüştüreceksin, ürünün tasarımını yapıp pazara sunacaksın. Demiri çeliğe, çeliği nihai ürüne dönüştüreceksin. Tarladaki pamuğu çırçır fabrikasından geçirip, pamuğu taraktan ipliğe, ipliği dokumaya, sonra boyahaneye sokup kumaşa çevireceksin. Ve tüm Dünyaya satacaksın. Buna Milli Sanayi denir.
Rakamlar Yalan Söylemez: % 84 ve % 90 Gerçeği
Türkiye’nin ithalatının yüzde seksen dördü hammaddedir. Bu, gçok yüksek bir rakam.  KOSGEB araştırması ise tabloyu daha da acı bir şekilde ortaya koyuyor: İşletmelerin yüzde doksanı ara mamülü ithal edip işleyerek iç pazara ve dış pazara satıyor.
Yani Türk sanayicisi büyük ölçüde küresel hammadde ve ara mamül ithalatçısı konumunda.  Ürettiğimiz ve ihraç ettiğimiz çoğunlukla başkasına aittir.
Demiri büküp iki kaynak yapmak değil ürünün tasarımı, lisans hakları bizim olmalı.   Kalkınma modelimizin temelinde; mutlaka tasarım olmalıdır.
Yabancıları istediği modelin mantığı şöyle işliyor:
1. Hammadde ve ara mamülü ithal et.
2. İşleyip iç pazara sat.
3. İthalat ihracattan fazla olduğu için cari açık ver.
4. Cari açığı kapatmak için dış finansmana ihtiyaç duy.
5. Dış borçlar artsın, bağımlılık derinleşsin.
Çözüm matematiksel olarak basittir: Hammadde, ara mamül ve nihai ürünü tasarımını yaparak marka olarak Türkiye’de üretirsen para sende kalır.
Ama bu “basit” denklem, kârlı tarafın direnciyle her seferinde engellenmektedir.
Dünya Kalkınma Modelinde ;
Japonya Keiretsu, Güney Kore Chaebol, Çin ETDZ modelleriyle milli olarak sanayileşti. Her birinin özünde şu var: Entegre üretim zincirleri, stratejik devlet koordinasyonu, dışa bağımlılığı azaltan yerli girdi üretimi ve tasarım.
Türkiye Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet kapitalizmiyle önemli atılımlar yaptı. Özal döneminde serbest piyasaya geçiş denendi. Ancak devlet eliyle yürütülen sanayi, savunma, tarım ve sağlık politikaları hâlâ devlet kapitalizmi refleksiyle yönetilmektedir.
Türkiye’nin yeni bir kalkınma modeline ihtiyacı var. Mevcut yapının analizi titizlikle yapılmalı, açıklar tespit edilmeli, yeni modelin temelleri atılmalıdır. Bunın için engeller kaldırılmalı, milli sanayinin önü açılmalıdır.
Bürokratik Engeller ve Üretimin Önü: 
Sanayi tesisi kurmak isteyen birine onlarca belge, izin, denetim şartı dayatılıyor. Sanki asıl görev üretimi kolaylaştırmak değil, zorlaştırmak.
İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya uçak üretirken tesis güvenliği uzmanı aradı mı? Batılı sanayileşmiş ülkeler o normları bizzat yaratan taraftı; şimdi aynı normları bizim için kural olarak dayatıyor. Burada Çin modeli örnek alınmalı.
Stratejik sektörlerde devlet desteği şarttır. Ancak bürokratik mekanizma zaman zaman yerli ve milli üretimi desteklemek yerine, ithalatçı yapıyı pekiştiren düzenlemeler üretmektedir. Bu çelişkiyi önleyemeden ilerlenemez.
Sektörel Pazar Kontrolü: Beşte Dördü İthalat
Türkiye’nin pek çok sektöründe pazar payı şu formülle özetlenebilir: Beş birimlik pasta, dört birim ithal ürün, bir birim de ithalatçının kontrolündeki yerli üretim. Bu yerli üretimin işlevi rekabet değil, sektöre gerçek anlamda bağımsız yerli oyuncuların girmesini engellemektir.
Bu yapıyı korumak için içeride çıkar grupları, dışarıda küresel oyuncular iş birliği yapıyor. Türkiye onlar için çok değerli bir pazar; bu pazarı kaybetmek istemiyorlar.
Sonuç: 
Sorun da çözüm de ortadadır. Hammadde ve ara mamül üretimini içselleştirmek, entegre üretim zincirleri kurmak, bürokratik engelleri kaldırıp stratejik sektörlerde gerçek devlet desteği sağlamak. Asıl mücadele ithalatçı zihniyetle olmalıdır. Bu zihniyeti mutlaka yenmemiz lazım.  Türkiye milli olarak sanayileşmek istiyorsa, başta tasarım olmak üzere üretim zincirinin tamamına sahip çıkmalıdır. Gerisi, başkasının işini yapmaktır.
Kaynak: I-HAN82,
Düzenleme : Dr. İlhami Pektaş