Yerelleşme Oranı Teknolojik Yetkinliği Ölçmeye Yeter mi?

Bir projede belli bir yerlilik oranına ulaşılması doğal olarak önemli bir başarı olarak görülüyor. Türkiye’de üretimin artması, ithal edilen parçaların yerli kaynaklarla karşılanması ve tedarik zincirinin ülkede gelişmesi hem ekonomik hem de stratejik açıdan değer taşıyor.

Ancak bir ürünün ne kadarının Türkiye’de üretildiğinden çok, bu üretim sürecinin Türkiye’ye ne kadar mühendislik bilgisi, tasarım yetkinliği ve teknoloji kazandırdığına bakmanın daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir ürünün Türkiye’de üretilmesi ile o ürünün teknolojisine sahip olmak aynı şey değildir.

Bir sistemin ana parçalarının Türkiye’de üretilmesi elbette önemli bir kazanımdır. Fakat sistem mimarisi başka bir ülkede geliştiriliyorsa, kritik elektronik bileşenlerin tasarımı dışarıda yapılıyorsa, yazılım ve algoritmalar dışarıdan geliyorsa veya test ve sertifikasyon süreçlerinin temel bilgisi Türkiye’de oluşmuyorsa, yüksek bir yerlilik oranına rağmen teknoloji açısından sınırlı bir kazanım elde etmiş olabiliriz.

Bu nedenle yerlileşme oranını tek başına bir sonuç göstergesi olarak görmek yerine arkasında oluşan yetkinliğe de bakmak gerekiyor.

Türkiye’nin önümüzdeki yıllardaki sanayi politikası da bu dönüşüme işaret ediyor. 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi kapsamında imalat sanayi ihracatının 2030 yılında 400 milyar dolara, yüksek teknolojili ürün ihracatının ise 30 milyar dolara çıkarılması ve AR-GE harcamalarının milli gelir içindeki payının %2,20 seviyesine yükseltilmesi hedefleniyor.

Bu hedeflere yalnızca daha fazla üretim yaparak ulaşmak kolay görünmüyor. Ürettiğimiz ürünlerin teknoloji seviyesini yükseltmek, daha fazla mühendislik ve AR-GE yetkinliği geliştirmek ve kendi teknolojilerimizi küresel pazarlarda rekabet edebilir hale getirmek gerekiyor.

Bugünkü dış ticaret verileri de bu ihtiyacı göstermektedir. 2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde imalat sanayi ürünleri toplam ihracatımızın %93,9’unu oluştururken, yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı %3,7 seviyesinde kaldı. Aynı dönemde yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ithalatındaki payı yüzde ise %12,1 oldu.

Bu tablo, üretim kapasitemizin güçlü olduğunu ancak yüksek teknoloji tarafında daha fazla kapasite geliştirmemiz gerektiğini gösteriyor.

Burada yerlileşmenin tanımını bir kez daha hatırlamakta fayda var. Bir parçanın Türkiye’de üretilmesi ilk seviyeyi oluşturuyor. Bunun üzerine Türkiye’deki kapasitenin o parçanın tasarımını, mühendisliğini, yazılımını, testini ve geliştirmesini üstlenmesi daha ileri bir yetkinlik anlamına geliyor. Bir sonraki aşamada ise Türkiye’deki şirketlerin kendi teknolojisini ve kendi ürününü geliştirerek bunu başka ülkelere satabilmesi geliyor.

Bu üç aşama arasında önemli bir fark var.

İlkinde Türkiye üretim yapıyor.

İkincisinde Türkiye teknoloji geliştirme sürecine daha fazla dahil oluyor.

Üçüncüsünde ise Türkiye teknoloji ve ürün sahibi haline geliyor.

Bu yaklaşım aslında kamu politikalarında da daha fazla karşılık bulmaya başladı. Örneğin HIT-30 programında yalnızca hedeflenen ürünün Türkiye’de üretilmesi yeterli görülmüyor. Ürün ve üretim sürecine ilişkin teknik bilgi, uzmanlık ve fikri mülkiyet haklarının kazanılması da önemli bir değerlendirme kriteri olarak tanımlanıyor. Program kapsamında teknoloji transferi veya AR-GE faaliyetleriyle bu kazanımların oluşturulması da destekleniyor. HIT-30 kapsamında 2030 yılına kadar yüksek teknoloji yatırımlarına toplam 30 milyar dolarlık destek planlanırken, değer zincirlerinin geliştirilmesi ve yerli tedarikçi ekosisteminin güçlendirilmesi de programın hedefleri arasında yer alıyor.

Savunma sanayii de bu açıdan iyi bir örnek sunuyor. Savunma Sanayii Başkanlığı’nın strateji dokümanlarında kritik teknolojilerin yurt içinde kazanılması, tedarik ekosisteminin geliştirilmesi ve teknoloji yoğun alanlarda yerli yetkinliklerin artırılması hedefleniyor.

Buradaki yaklaşım yalnızca bir parçayı Türkiye’de üretmekten daha geniş bir anlam taşıyor. Ürünün arkasındaki bilgi birikiminin ve teknolojik yetkinliğin de Türkiye’de oluşmasını hedefliyor.

Benzer bir yaklaşımı stratejik sektörlerin tamamında görmek mümkün.

Örneğin raylı sistemlerde bir aracın Türkiye’de üretilmesi önemli bir sanayi kazanımıdır. Fakat uzun vadeli yetkinlik açısından araç mimarisinin, çekiş sistemlerinin, kritik elektroniklerin, sinyalizasyonun, kontrol yazılımlarının, test ve sertifikasyon süreçlerinin ve bakım teknolojilerinin ne kadarının Türkiye’de geliştirildiği de aynı derecede önemlidir.

Hatta bazı durumlarda %60 yerlilik oranına sahip bir proje, Türkiye’de daha fazla tasarım, yazılım, mühendislik ve fikri mülkiyet oluşturuyorsa % 80 yerlilik oranına sahip başka bir projeden daha değerli bir teknolojik kazanım sağlayabilir.

Bu nedenle projeleri değerlendirirken yalnızca üretimin ne kadarının Türkiye’de gerçekleştiğine bakmak yeterli değildir.

  • Üretim Türkiye’de mi?
  • Mühendislik Türkiye’de mi?
  • Yazılım ve algoritmalar burada mı geliştiriliyor?
  • Kritik komponentlerin teknolojisine ne kadar hakimiz?
  • Test ve sertifikasyon yetkinliği Türkiye’de oluşuyor mu?
  • Bu teknoloji başka sektörlerde tekrar kullanılabiliyor mu?
  • Türkiye’deki şirket bu ürünün yeni neslini kendi başına geliştirebilir mi?
  • Ortaya çıkan teknoloji başka pazarlarda satılabilecek bir ürüne dönüşebiliyor mu?

Bu yaklaşım, yerlileşme oranını değersiz hale getirmez. Tam tersine, onu daha anlamlı hale getirir.

Bir projenin sonunda Türkiye’de sadece daha fazla üretim kapasitesi oluşuyorsa önemli bir ekonomik değer yaratılmış olur. Ancak aynı proje Türkiye’ye yeni mühendislik yetkinlikleri, teknoloji, yazılım, fikri mülkiyet, tedarikçi kapasitesi ve yeni ürün geliştirme kabiliyeti kazandırıyorsa, bunun etkisi çok daha uzun vadeli olacaktır.

Kaynaklar

Volkan KARAKILINÇ

TÜİK – Dış Ticaret İstatistikleri, Temmuz 2026 İmalat sanayinin ihracattaki payı ile yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracat ve ithalatındaki paylarına ilişkin güncel veriler. TÜİK – Dış Ticaret İstatistikleri, Temmuz 2026

T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı – 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi Türkiye’nin imalat sanayi, yüksek teknoloji ihracatı ve AR-GE hedefleri. 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi

HIT-30 – Yüksek Teknoloji Yatırım Programı Yüksek teknoloji yatırımlarında teknik yetkinlik, know-how, fikri mülkiyet, teknoloji kazanımı ve değer zinciri entegrasyonuna ilişkin kriterler. HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı

HIT-30 – Proje Nitelikleri Yalnızca üretici olmanın yüksek katma değerli üretim için yeterli görülmediği; teknik bilgi ve fikri mülkiyet kazanımının önemini açıklayan bölüm. HIT-30 – Proje Nitelikleri

Savunma Sanayii Başkanlığı – 2024-2028 Savunma Sanayii Sektörel Strateji Dokümanı Kritik teknolojilerin yurt içinde kazanılması ve savunma sanayii ekosisteminin geliştirilmesine ilişkin stratejik hedefler. SSB – 2024-2028 Savunma Sanayii Sektörel Strateji Dokümanı