YAŞLILIĞIN ÇARESİZLİĞİ

Birçoğunun eşi ölmüştür.

Tek başına yemeğini yapacak, çayını demleyecek durumda değildir.

Gelininin yada damadının yanına sığınmıştır.

Bedeni ve ruhu artık gerilemeye başlamıştır.

Uzuvları görevini yapamaz hale gelmiştir.

Dermansız, çaresiz, mahsundur.

Yürekleri yumuşamış, gözyaşı gözünün kenarında hazır bekler, gurbetten geleni görse o yaşı akıtır hemen!

Yemeğini üzerine döker, takma dişi ağzından çıkar, dişi gıcırdar, burnu akar, idrarını kaçırır…

Gayri ihtiyari herşey olur!

Damadın, gelinin, oğlunun, kızının, torunların küçük bir sözü gücüne gider.

Üzülür, gözleri dolar, yutkunur!

İçine atar acısını, çaresizliğini!

Sessizce, ezilerek sofradan çekilir, usulca.

Baba niye kalktın, doymadın ki der, kızı, oğlu!

Doydum yavrum doydum, siz devam edin der. Der demesini de yüreği hüzünle dolmuştur dedenin!

Allah’ım, benimde canımı al! der.

“Canının alınmasını Allah’tan istemek, yalvarmak” duaların en son noktası değilmidir?

Ve o dede yine usulca kendini kapıdan dışarı atmanın hesabını yapar, inceden inceye, iç çeke çeke! Ne desin!

Yavrum ezan vakti geliyor, ben yavaş yavaş dışarı çıkayım der, ve çıkar.

O dışarı çıkış yanan yüreğine soğuk su gibi gelir.

Ya  Cami avlusuna ya da parka gider, oturur.

Tanımasa da selam verip oturur diğer yaşlının yanına.

Gündüzleri camidir, onların sığınacağı ısınacağı yer. Yüreğine ferahlık bulacağı yer.

Emeklilik maaşı olan bir nebze iyidir ötekilerden.

Gelininin, damadının ihtiyacı da varsa, maaş hatırına ilgilenirler yine.

Ya yoksa?

Yeryüzünün en sevimsizi, en istenmeyeni siz olursunuz.

Gençler!

Hepimizin varacağı son nokta İhtiyarlık Durağı.

Aman ha, parkta oturan yaşlıya, otobüsteki yaşlıya siz siz olun yer verin!

Eleştirmeyin! O yaşlara gelecek bizlerde geleceğiz!

Hep beraber imtihan halindeyiz, son nefese kadar!

Tanıdığınız yaşlı varsa bir selam verin, sohbet edin, durumuna göre bir çay, bir çorba ikram edin.

Vakıflar zekat, fitre, sadaka parası toplayıp, uzak kıtalara, ülkelere kadar gönderiyor,

Para topladığı yerin yanıbaşında, soğukta oturan yaşlıya “bir derdin, ihtiyacın varmı?” diye hiç soran yok!

Kendi, yakın çevremizi, akrabımızı, komşumuzu nede çabuk unuttuk değilmi?

Uzak kıtaları gören gözümüz, kalbimiz yanıbaşımızdaki ihtiyaç sahibi anne babalarımıza ve yaşlılarımıza kör oldu!