TÜRKİYE’DE SAVUNMA SANAYİNİN GELİŞİMİ(1920-2023)
Ülkemizde uzun yıllar boyunca savunma sanayi ihtiyaçlarının karşılanmasında gerek duyulan teçhizat ve ana silah sistemleri büyük oranda ulusal savunma sanayi yerine, dış kaynaklı askeri yardımlar, hibeler ve açılan krediler vasıtasıyla karşılanmaya çalışılmıştır. Bunda siyasi otoritenin tercihleri önemli ölçüde etkili olmuştur. Bu nedenlerle başlangıçta savunma sanayi stratejisi oluşturulamamış değişik dönemlerde uygulanmaya çalışılan bu alana yönelik politikalar ise dış ve iç politika tercihleri nedeniyle sürekli kesintiye uğratılarak sürdürülememiş, yerli sanayi teşvik edilerek savunma sanayimiz istenilen ölçülerde gelişmemiş ve sürdürülebilir bir milli savunma sanayi tesis edilememiştir.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi
Osmanlı İmparatorluğunda üretimi ve kullanımı uzun bir geçmişe sahip olan silah sanayi dönemin diğer devletlerinde mevcut olan teknolojiye kıyasla oldukça ileri bir seviyede gerçekleşmiştir. Top yapımı ve savaş gemileri üretimi yükselme döneminde gelişmiştir. Ağır silahların üretimi çalışmalarında İstanbul’un fethinde istifade edilen ağır toplar ve ilk kez denenen yivli top bu dönemde yapılmış, havan topu icat edilerek, savaş gemilerine top montesi fikri geliştirilmiştir. Yavuz Sultan Selim zamanında kurulan İstanbul Taşkızak Tersanesinin kapasitesi Kanuni Sultan Süleyman döneminde artırılmıştır. Bunun yanında Süveyş Tersanesi ise Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ni Portekiz saldırılarını engellemek amacıyla tesis edilmiştir.124 Bu dönemde her açıdan Avrupa ülkelerinden oldukça ileri düzeyde gerçekleşen savaş gemisi üretimi sayesinde 17’nci yüzyılda İstanbul Tersanesi bir seferde 137 gemiyi denize indirebilecek düzeye ulaşmıştır.
Savunma sanayi merkezi olarak yükselme döneminde kurulan Top Asithanesi 1920 yılına kadar açık kalmıştır. Sonraki yıllarda başta gemi inşa sanayi, barut, tapa, tüfek gibi teçhizat ve mühimmat üretimi arttırılmıştır. Osmanlı İmparatorluğunda savunma sanayi başlangıçta İstanbul merkezli olmasına rağmen zaman içinde Erzurum ve Birecik gibi farklı bölgeler doğru genişletilmiş ve zamanın modern silah fabrikaları haline getirilmiştir. Savaş gemisi üretimi hem kapasite hem de teknolojik seviye açısından uzun bir süre Avrupa ülkelerinin önünde seyretmiştir. İnebahtı Deniz Savaşında tamamen yok olmasına rağmen Osmanlı donanması 200 gemi ile kısa bir sürede yeniden teşkil edilebilmiştir. Buna rağmen dönemin sürekli
gelişen teknolojisini kendi savunma sanayine aktaramamış ve gerileme dönemine girerek ordusunu modern silahlarla teçhiz edememiştir. I. Dünya Savaşı’nda da istenilen sonucu alamayarak teknolojik olarak yetersiz durumda kalan askeri fabrikalar Mondros Mütarekesi ile Sevr Anlaşması uyarınca faaliyetlerini durdurmuş bazıları ise sivil sanayiye yönelik üretime yönlendirilmiştir.
Zeytinburnu barut tesisleri, top ve diğer bakım tesisleri, Feshane, Kırkağaç Tapa Fabrikası, Konya ve Kayseri Gülherçile fabrikaları yanında I. Dünya Savaşı sonunda gizlice Anadolu’ya geçirilen makineler ve el tezgâhları Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet Türkiye’sine aktarılmıştır.
1920–1950 Dönemi
İstiklal Savaşı esnasında İstanbul ve çevresinden Anadolu’ya kaçırılabilen silah tezgâhları ile silah sanayinde çalışmış olan tecrübeli personel büyük katkılarda bulunmuşlardır. Küçük ama etkili olarak Ankara, Konya, Eskişehir ve Erzurum’da oluşturulan silah üretim yerleri o dönemde Türk Ordusunun hafif silah ve mühimmat ihtiyacının karşılanmasında çok büyük oranda katkıda bulunmuştur. 1921 yılında kurulan Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü bünyesinde, 1924 yılında hafif silah ve top tamir atölyeleri ile marangozhaneler ve fişek fabrikaları, 1927 yılında yeni mühimmat fabrikası, 1928 yılında pirinç fabrikası kurulmuştur. Haliç’teki Askeri Tersanelerin 1929 yılında Gölcük’e taşınması planlanarak, Gölcük Tersanesi’nin inşasına başlanmıştır. 1930 Yılında İstanbul-Haliç’te bulunan Nuri Killigil
Tesisleri’nde 81 mm havan ve mühimmatı, tabanca, değişik ebatlarda tahrip kalıplar ile patlayıcı ve yanıcı maddelerin üretimleri yapılmıştır. Yine aynı yılda Kayaş Kapsül Fabrikası, 1931 yılında Kırıkkale Elektrik Santralı ve Çelik Fabrikası, 1939 yılında barut, tüfek ve top fabrikaları tesis edilmiştir. Fakat dış askeri yardımların da etkisi ile II. Dünya Savaşı’ndan sonra milli imkânlarla üretilen yurtiçi savunma sanayi ürünlerine olan talebin azalması sonucu bu fabrikalar üretimlerini sürdüremeyerek kapatılmışlardır.
1920–1950 Döneminde Türk Havacılık Sanayi faaliyetleri ise tamamen milli olmasa bile, Türk Cumhuriyeti Hükümeti ile Junkers Şirketi arasında yapılan bir anlaşma gereği, Tayyare ve Motor Türk A.Ş.’nin (TAMTAŞ) 1925 yılında kuruluşu ile başlamıştır. TAMTAŞ’ın bir unsuru olarak, İzmir Halkapınar Uçak Tamirhanesi’nden getirilen birimlerle oluşturulan Eskişehir Hava Tamirhanesi, 1925 yılında uçak geliştirmek maksadıyla denemelerde bulunmuş fakat başarı gösterememiştir. Kayseri’de TAMTAŞ’ın kurduğu tesisler ise, üretime 1928 yılında başlamış ve 1939 yılına kadar Amerikan, Alman, Polonya ve İngiliz üretim hakları ile değişik tiplerde toplam 112 uçak üretmiştir. Makine ve teçhizatıyla döneminin birinci sınıf uçak fabrikası olarak faaliyet gösteren TAMTAŞ Kayseri Tesisleri, 1939 yılında ortaya çıkan lisans anlaşmazlığı nedeniyle ortaklığı feshedilmiş ve Hv. K.K.lığı’na ait uçakların bakımı amacıyla üretimi durdurmuştur.
Kayseri’deki kamuya ait uçak fabrikası ile bu dönemde özel sektör yatırımı kapsamında Nuri Demirağ tarafından 1936 yılında İstanbul-Beşiktaş’ta kurulan uçak fabrikası milli savunma sanayinin kurulması için iyi bir örnek oluşturmuştur. Çok sayıda planör ve NU-37 kodu ile 24 adet uçak lisanslı olarak bu özel fabrikada üretilmiştir. Fakat ilgili dönemde yeterli seviyede yurtiçi talebin bulunmaması, uluslararası pazarlarda fabrikanın henüz tanınmıyor olması nedeniyle ihracat imkânlarının kısıtlı olması gibi nedenlerden dolayı fabrika zaman içinde finansman sıkıntısına girmiş ve sonuçta kapatılmıştır.
Türk Hava Kurumu’nca 1941 yılında Ankara’da kurulan uçak fabrikası, havacılık alanında, milli savunma sanayinde gerçekleştirilmiş olan en önemli faaliyettir. Malatya’da ise 1942–1943 arasında, İngiltere’den ücreti karşılığı temin edilen uçakların bakım ve onarım faaliyetleri
maksadıyla uçak onarım atölyeleri açılmıştır. İlk uçak motoru fabrikası yine Ankara’da 1948 yılında kurularak üretime başlamıştır. Savunma sanayinin milli olarak tesis edilmesi ve işletilmesi maksadıyla uçak mühendisliği bölümü ilk olarak İstanbul Teknik Üniversitesi’nde açılmıştır. Test ve tasarım çalışmaları maksadıyla çok önemli ve gerekli olan rüzgâr tüneli de inşa ettirilmiştir. Bu kapsamda 1947’de inşaatı başlayan rüzgâr tüneli 1950’de bittiğinde maliyeti, dönemin devlet bütçesinin üçte birine yaklaşmıştır. Havacılık alanında çok önemli bir yere sahip olan rüzgâr tüneli hiç kullanılmayarak büyük maliyetler pahasına savunma sistemlerinin yabancılardan yardım veya satın alım yoluyla karşılanması yoluna gidilmiştir.
Özellikle sanayileşme çabaları Cumhuriyet Döneminde stratejik olarak devlet politikası şeklinde geliştirilmiştir. 1950 yılına kadar savunma sanayi teçhizatında milli imkânlardan faydalanarak tedarik politikası uygulanmaya çalışılmıştır. Savunma sanayinde faaliyet gösteren kuruluşların çoğu kamuya ait olarak bu döneme kadar çalışmışlardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Fabrikalar(Tablo.1).

1950–1974 Dönemi
1950 yılında 5591 sayılı kanunla sermayesinin tamamı devlet tarafından karşılanan tüzel kişiliğe sahip Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) teşkilatlanmıştır. Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü, çıkarılan bu Yasa ile tamamıyla MKE Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir.
Savunma sanayinde devlet tarafından ve askeri bir yapı içerisinde devam edilen bu dönemde özel sektörün faaliyetleri kısıtlı, geçici ve belirli ihtiyaçlara yönelik olarak gerçekleşmiştir.
Ülkemiz 1952 yılında NATO’ya üye olmuştur. Bu kapsamda başlayan süreç içinde büyük miktarlarda askeri yardımlar yapılmıştır. Bu dönemde savunma sanayinde önemli ilerlemeler sağlanmış olmasına rağmen yapılan bu yardımlar milli savunma sanayimizin gelişimini büyük ölçüde olumsuz olarak etkilemiştir.
Savunma sanayinin önceki bölümde incelemiş olduğumuz pazar özellikleri nedeniyle aynı zamanda çift amaçlı olarak faaliyet gösterebilmesi için dönemin ilgili kurum yöneticileri, MKEK’i, hem sivil ve hem de askeri alanda olmak üzere her iki sanayiye de üretim yapabilecek bir teşkilat yapısına kavuşturmak maksadıyla planlama yapmışlar ve bu kapsamda beş yıl sürecek olan bir gelişim planı hazırlamışlardır. Gazi Fişek Fabrikası bu gelişim planının birinci adımı olarak 1956 yılında kurulmuştur. Başlangıçta 740 milyon DM tutarındaki Alman Hükümetinin alımları ile yurtdışı siparişlerin verdiği güven sayesinde büyük yatırımlara başlanmış ve başarıyla planlanan yatırımlar bitirilerek kurumun değeri artmıştır.
MKEK aynı zamanda THK’nın tesislerini de satın almış ve eğitim uçağı olarak kullanılmak maksadıyla MKEK–4 Uğur’u geliştirmiştir. Daha sonra uçak üretimi durdurulmuş fakat uçak bakımı ve tadilatı ile lisanslı olarak Sidewinder ve Hullpup füzelerinin üretimi sürdürülmüştür. Bu tesislerde 500 uçak ve planörün üretimi gerçekleştirilmiştir. Fakat dünyada yaşanan hızlı teknolojik ilerleme ve buna bağlı olarak pervaneli uçakların yerine jet motoru kullanan uçakların tercih edilmesi, mevcut olan kurulu tesislerin teknolojik olarak geri kalması ve devlet politikası olarak büyük çaplı dış alıma yönelik tedarik gibi nedenlerden dolayı büyük beklentilerle 1962 yılında çalışmaları başlatılan ve maliyetleri çok yüksek olan uçak üretimi ile
ilgili bütün faaliyetler durdurulmuştur.
Bu dönemde bitirilen yatırımlar: Çelik Dökümhanesi, Gazi Fişek Fabrikası, Topçu Mühimmatı Fabrikası ve Yardımcı Ünitelerin genişletilmesi, Elektroliz ve Tel Kablo Atölyeleri, Pirinç Fabrikası Dökümhane, Barut Fabrikası kapasitesinin 450 Ton’dan 1800 Ton’a arttırılması, Nitrogliserin ve Dinamit üretim kapasitelerinin artırılması, TNT İmla Tesisleri, Kayaş Kapsül ve İmla Fabrikası’nın genişletilmesi ve modernizasyonu, Bandaj ve Monoblok Tesisleri, Vasıflı Çelik Haddehanesi, Takım Tezgâhları Üretim Tesisleri, Pik ve Sfero Dökümhanesi, Dişli İmalat Tesisleri, Tekstil Makineleri İmal Tesisleri, Çelik Çekme Boru Fabrikası, Elektrik Sayaçları Fabrikası, G3 ve MG–3 Tüfek Fabrikası, Kontraplak ve Yonga Levha Tesisleri, Pil Fabrikası ile
Roket Fabrikası’dır. 1950-1974 Yılları arasında yabancı kaynaklı ürünler açısından önemli bir sanayi üretim potansiyeli kazanılmış olmasına rağmen yerli özel sektörün katılımı çok düşük ve kısa ömürlü kalmıştır. Bu tesislerin bir kısmı tekstil fabrikalarına; uçak motor fabrikasının tesisleri ise, Türk Traktör Fabrikası’na devredilmiştir.
NATO tarafından yapılan askeri yardımlar nedeniyle, çok önemli fedakârlıklarla ve çabalarla kazanılan silah sistemleri teknolojisi ve bu teknolojiye hâkim olma yeteneğimiz zaman içerisinde gerilemiş ve savunma sanayi üretimimiz durma noktasına gelmiştir. Oysa Avrupa devletleri daha 1960’lı yıllarda, savunma sanayi ürünleri İhtiyacının, büyük oranda hazır alım veya diğer devletlerin ellerindeki nispeten eski teknolojiye sahip yardımlar ile karşılanmasının milli sanayileşme çabaları üzerindeki olumsuz etkilerinin farkına varmıştır. Ülkemiz savunma sanayinin oluşturulmasında önemli politikalar geliştirilmeye başlamış ve bunların sonuçlarını
almış olmasına rağmen, bu yatırımlar maalesef sürdürülememiştir.
1950–1974 Yılları arasında Askeri fabrika olarak kurulan ve üretime başlamış olan tesislerin büyük bir kısmı o dönemde Kamu İktisadi Teşebbüsü haline getirilerek Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu bünyesinde toplanmıştır. Bu kapsamda yapılan değişiklikler nedeniyle üretici ve kullanıcı ayrılmış, uzmanlaşma sağlanamamış ve iyi işleyen bir kalite kontrol sistemi kurulamamıştır.
1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtından sonra ülkemize uygulanan silah ambargoları savunma sanayinin milli olarak tesis edilmesinin gerekliliğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu nedenle milli savunma sanayini geliştirme faaliyetleri bu yıldan itibaren artmıştır. Bu dönemde kurulan fabrikalar (Tablo.2).

1974–1985 Dönemi
“Savunma Sanayi Kurumu” Kanun Tasarısının kanunlaşması MSB tarafından 1975 yılında öngörülerek 1976 yılında süratle TBMM’ye gönderilmiştir. MKEK’nin savunma sanayi üretimi yapan fabrikalarının MSB’ye bağlı Savunma Sanayi Kurumu bünyesine alınması bu kanun tasarısında belirtilmiş olmasına rağmen 1977–1979 yılları arasında TBMM tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde savunma sanayinin ayrı bir yapılanma olarak ülkenin tüm sanayisinden ayrı düşünülemeyeceği, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın tüm sanayi kollarının
gelişmesinden asıl sorumlu olması gerektiği, MKEK’in savunma sanayi üretim yapan fabrikalarının diğerlerinden ayırmanın mümkün ve mantıklı bir karar olamayacağı nedeniyle kanun tasarısına itiraz edilmiştir. Bu kapsamda da kanun tasarısı beklemeye alınmıştır.
1980 yılından sonra ise bu konu Kamu İktisadi Teşebbüsleri Kanunu kapsamında değerlendirilmiş ve Savunma Donatım Genel Müdürlüğü adıyla, Nisan 1983 tarihinde kabul edilen 60 Sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleri ile İlgili Kanun Hükmünde Kararname ile MSB’ye bağlı olarak bir kamu iktisadi teşebbüsü kurulmuştur. Müteakiben, Kasım 1983 tarihinde 101 Sayılı Savunma Donatım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Kanun Hükmündeki Kararnamesi ile 105 Sayılı MKEK Kanun Hükmündeki Kararnamesi çıkarılmıştır. Kasım 1985 tarihinde ise Savunma
Donatım İşletmeleri Genel Müdürlüğü kaldırılmış ve yerine Savunma Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı kurulmuştur.
Savunma sanayinin oluşturma çabaları sonucu 1974–1985 döneminde vakıf kuruluşları ve özel sektörün çabaları ile önemli yatırımlar yapılarak hayata geçirilmiştir. 1975 yılında Ankara’da Silahlı Kuvvetler vakıflarının finansmanı sağlanmış ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin telsiz ihtiyacını milli imkânlarla karşılamak maksadıyla Askeri Elektronik Sanayi A.Ş. (ASELSAN) kurulmuştur. Bu kapsamda ASELSAN, 1980 yılından itibaren hazırlıklarını tamamlayarak VHF/FM sırt ve araç
telsizlerinin imalatını, ihracat imkânlarını da değerlendirerek, gerçekleştirmeye başlamıştır. Yine ASELSAN bünyesinde, Alman Varta Firması’nın lisansı altında nikel-kadmiyum pilleri üretmek maksadıyla kurularak 1984 yılında üretime başlamış olan ASPİLSAN, Silahlı Kuvvetler Vakfının finanse ettiği bir diğer kuruluştur.
Söz konusu dönemde Hava Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı tarafından; milli savunma sanayinin teşkil edilmesinde önemli birer aşama olduğu değerlendirilen TUSAŞ A.Ş., F-16 uçaklarının Türkiye’de ortak üretimi amacıyla, aviyonik sistem ve elektronik aygıtların üretimi amacıyla HAVELSAN ve uçak lastiklerinin üretimi amacıyla da PETLAS kurulmuştur. Yine ilgili dönemde Kara Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı’nın iştiraki ile kurulan; İŞBİR Elektrik Sanayi A.Ş., SİDAŞ, ASKALSAN A.Ş. ve OTOMARSAN A.Ş. ise özel sektör kuruluşlarıdır.
Milli savunma sanayinin tesis edilerek geliştirilmesi ve güçlendirilmesi amacıyla 1975–1985 yılları arasında özellikle değişik tiplerde mühimmat ve bomba ile TSK ihtiyaçlarına yönelik teçhizat ve malzemeye ilişkin projeler kısıtlı bütçe imkânları ile sonuçlandırılmıştır. Ülkemize uygulanan ABD ambargosu ve döviz darboğazı nedeniyle 1980–1984 yılları arasında yeni projeler üretilememiş ve istenilen seviyede yatırımları sürdürme ve mevcut tesisleri yenileme yatırımı yapılamamıştır. MKEK 1984 yılından 1988 yılına kadar, ürün yelpazesini daha da
genişletmek, mevcut olan kapasitesini daha da artırmak ve yirmi beş yıldır hizmet veren tesislerinin modernizasyonunu sağlamak maksadıyla bir dizi proje başlatmış ve bu projelerin gerçekleştirilmesi aşamalı olarak devam etmiştir. İhtiyacımız olan savunma sanayi sistem ve teçhizatının milli olarak üretilmesi amacıyla projelerin planlanması ve gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Dönemin özellikleri olarak; özel teşebbüsün savunma sanayine katılımının kademeli olarak artırılması ile kurulacak olan kamu savunma sanayi kuruluşlarının özel sektörün teşkilat yapılanmasına sahip olması sıralanabilir.
Bu dönemde açılan fabrikalar(Tablo.3).

1985 Dönemi Sonrası Savunma Sanayinin Örgütlenme Yapısı
1985 yılında 3238 Sayılı Yasa ile Savunma Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (SAGEB) kurulmuştur. Bu kuruluş 1989 yılında Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na (SSM) dönüştürülmüştür. 2000 yılına kadar olan bu dönemdeki en önemli gelişme ise sanayileşme yoluyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyon ihtiyacını karşılamak ve bu konuda teşvik, düzenleme ve uygulama tedbirlerini alma çalışmaları olmuştur. 1989 Yılından itibaren SAGEB Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı tüzel bir kuruluş olarak Savunma Sanayi Müsteşarlığına (SSM) bağlanmıştır.
Milli savunma sanayini tesis edebilmek maksadıyla çıkarılan 3238 Sayılı Kanunun amacı bu hedefe yönelik olarak modern savunma sanayini geliştirmek ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan, çağın gerektirdiği savunma teçhizatının modernizasyonunu sağlamaktır. 3238 Sayılı Kanun, TSK’nın ihtiyacı olan savunma teçhizatını mümkün olan azami ölçüde yurt içinde üretilmesine, aynı zamanda da ihtiyacın önemi ve aciliyeti doğrultusunda doğrudan alım yolu ile tedarik edilmesini düzenlemektedir. 3238 Sayılı Kanunun etkin ve hızlı işleyen yeni bir sistem getirdiği değerlendirilmiştir. Sistemin yapısı incelendiğinde beş organı mevcuttur.
Bunlar;
Savunma Sanayi Yüksek Koordinasyon Kurulu, Savunma Sanayi İcra Komitesi,
Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Savunma Sanayi Destekleme Fonu, Denetleme
Kuruludur. (Şekil 5)

Bu beş organın görevleri ve teşkilatı şu şekildedir. Başbakanın başkanlığında, Genel Kurmay Başkanı, Ekonomiden Sorumlu Devlet, Milli Savunma, Dışişleri, Maliye ve Gümrük, Sanayi ve Ticaret Bakanları, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı, Başbakanlık Müsteşarı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı ve Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarından oluşturulmuş 14 kişilik Savunma Sanayi Yüksek Koordinasyon Kurulu, birinci organdır. Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan genel strateji kapsamında Planlama ve koordinasyonun sağlanmasının
takibinden, düzenleyici direktifler vermekten, Stratejik Hedef Planına uygun olarak Savunma Sanayi Destekleme Fonu kaynaklı tedarikin mahiyet ve tarzını tespit etmekten bu kurul sorumludur.
Başbakanın başkanlığında, Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı’ndan kurulmuş olan Savunma Sanayi İcra Komitesi ikinci organdır ve karar vermeye yetkilidir. Oluşturulan sistemin uygulamadan sorumlu kuruluşu olan Savunma Sanayi Müsteşarlığı üçüncü organdır ve Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişilikli, özel bütçeli bir kuruluştur. Kurumun başlıca görevleri; İcra Komitesi’nin aldığı kararları uygulamak, mevcut sanayi savunma sanayinin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırmak ve sisteme uyumlu hale getirmek, gerektiğinde özel, kamu ve her ikisinden birleşik nitelikli yeni yatırımları kredi, avans, uzun vadeli sipariş, devlet
katılımı ve diğer mali ve ekonomik tedbirlerle teşvik ederek bu bütünleşmeye göre yönlendirmek, tedarik görevi verilen projelerle ilgili imalat programlarını ve sipariş kontratlarını yaparak, kontrat şartlarının yerine getirilip getirilmediğini takip etmek, kalite kontrollerini yapmak veya yaptırmak, modern harp silah, araç ve gereçlerini araştırmak, geliştirmek ile başlangıç örnek modellerini imal ettirmektir.
Savunma sanayi alanında yapılacak yatırımlara düzenli finansman desteği sağlamak amacıyla kurulan ve Genel Bütçe dışında değişik gelir kaynaklarına sahip bulunan Savunma Sanayi Destekleme Fonu da bu kapsamda oluşturulmuş bulunulan dördüncü organdır. Fon, uygulanmasına karar verilen politikaların ve tedarik yöntemlerinin finansman zorluklarıyla karşılaşılmadan hayata geçirilmesine yardımcı olacak nitelikte düzenli gelir kaynaklarıyla desteklenerek savunma sanayi temelini yapılandırma çabalarının en önemli kaynaklarından birisidir. Fon mal varlığı gelirleri ile Gelir ve Kurumlar Vergisi’nden, Akaryakıt Tüketim Vergisi’nden, her türlü alkollü içki ve tütün mamullerinin satışından, milli piyango, müşterek bahis ve talih oyunlarından alınan paylar fonun başlıca gelir kaynaklarını teşkil etmektedir.
SSDF’nin kullanılma amacı ordumuzun ihtiyacı olan savunma sistemleri ve teçhizatının tedarik ve modernizasyonunun sağlanması projeleri ile milli savunma sanayinin oluşturulmasıdır.
SSDF’de 1985–2000 yılları arasında oluşan 11,6 milyar dolar gelirin yaklaşık olarak %70’i savunma sanayi alanındaki değişik projelerde kullanılmıştır. Milli savunma sanayinin tesis edilmesinde çok önemli olmasına rağmen elde edilen bu gelirin sadece %0,4 oranındaki kısmı Ar-Ge’ye ayrılmıştır. Akaryakıt Tüketim Vergisinden alınmakta olan toplam 1,7 milyar dolarlık pay SSDF’nin önemli bir gelir kaynağı olmasına rağmen Hükümet kararı ile kaldırılmıştır. 2002 yılında ise o döneme kadar gerçekleşen dağılımdan farklı olarak, 700 milyon dolarlık toplam gelirin %90 oranındaki kısmı Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyon projelerine harcanmıştır. Ar-Ge’ye ise %2 oranında bir pay ayrılmıştır. Aynı dönemde milli savunma sanayimizin yurtdışı tanıtımı için ise %1oranında pay ayrılmıştır. 2007 yılı itibariyle toplam on sekiz adet sözleşmesi imzalanmış Ar-Ge projelerinden on üç tanesine SSDF kaynak sağlamaktadır.
Kanunla oluşturulan beşinci kurul ise Denetleme Kurulu’dur. Kurul Başbakanlık, Milli Savunma Bakanlığı, Maliye ve Gümrük Bakanlığı temsilcilerinden oluşmaktadır ve Müsteşarlık ile Fon’un her türlü işlemlerini denetlemekte görevlidir.
Savunma Sanayinin Günümüzdeki Durumu
3238 Sayılı Yasa çerçevesinde uygulamaya aktarılan yeni savunma sanayi politikası ile savunma sanayi sektörüne yabancı sermaye akışının sağlanması ve ortak üretim projeleri kapsamında yabancı ülkelerden modern savunma teknolojilerinin elde edilmesi sayesinde; özellikle havacılık, askeri elektronik, zırhlı araç, roket ve mühimmat alanlarında kayda değer yurtiçi üretim yetenekleri kazanılmış ve bu alanlarda önemli sayılabilecek bir alt yapı oluşturulmuştur. Kanun yeniden yapılanmadan başlayarak savunma sanayinin finansmanına kadar bütün
konuları detaylı olarak açıklamıştır. Yasa ülkemizin savunma sanayi politikasının sınırlarını oluşturan temel mevzuat olarak kabul edilmiştir. Milli savunma sanayii oluşturulmasında en önemli adım olan TSK’nın savunma teçhizat ve sistemlerinin yurt içinden tedariğinde önemli nitelikteki savunma sanayi kuruluşları faaliyete başlamıştır. Savunma sektöründe yer alan kurum ve kuruluşlar, savunma sanayi ürünleri, alt sektörler bazında, faaliyet alanlarına ve alfabetik sıraya göre EK 1’de sunulmuştur. Savaş, nakliye ve başlangıç eğitim uçağı ile insansız hava aracı üreten TAI, uçak motoru üreten TEI, paletli zırhlı araç üreten FMC-NUROL, tekerlekli zırhlı araç üreten OTOKAR, frekans atlamalı ve elektronik harbe karşı korumalı telsiz ailesi üreten Marconi Komünikasyon, Stringer ve muhtelif çok namlulu roket sistemi üreten ROKETSAN, F–16 uçakları için elektronik harp sistemi üreten MİKES, mobil radar üreten Thomson-Tekfen Radar, 6×6 tekerlekli zırhlı araç ve taret üreten Nurol Makine, komuta-kontrol-muharebe sistemleri üreten AYESAŞ ile mikro elektronik, elektro-optik ve güdüm sistemleri üreten ASELSAN/Akyurt tesisleri bu kuruluşların başlıcalarıdır.
SSM tarafından bu dönemde gerçekleştirilen ortak üretim ve doğrudan alım projeleriyle Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine 4,5 milyar doların üzerinde askeri teçhizat girmiştir. Savunma Sanayi Destekleme Fonu katkısıyla, savunma sanayinin önde gelen TUSAŞ, ROKETSAN, ASELSAN, MKEK kuruluşlarına sermaye katılım ve uygun şartlarda kredi olanağı gibi finansman desteği sağlanmıştır. Bu dönemde yabancı sermaye ve teknoloji transferine dayalı ortak üretim projeleri çerçevesinde, özel sektörde ROKETSAN, TAI, TEI, FMC-NUROL, MARCONI, THOMSONTEKFEN gibi pek çok yeni savunma sanayi kuruluşu üretime başlamıştır. Büyük
oranda yine dışa bağımlı olarak savunma teçhizatı üretimi yapılsa da savunma sanayinde teknolojik alt yapı ve bilgi birikiminin kazanılması ile yeni istihdam alanları oluşmuştur. Bu kanunla milli savunma sanayine ulusal ve yabancı özel sektörün girişi kolaylaştırılmıştır. Bu firmaların savunma sanayinde işbirliği yaparak üretim yapmaları teşvik edilmiştir. Burada, dost ve müttefik ülkeler ile dengeli olarak savunma sanayi teçhizatı üretiminde işbirliği yapılmasını kolaylaştıran, ihracat yapabilme kabiliyeti olan ve ileri teknoloji yeteneklerini kazanmayı hedefleyen bir milli savunma sanayinin alt yapısının oluşturulması amaçlanmıştır. Fakat Silahlı
Kuvvetlere ait vakıflar vasıtasıyla ve sadece bağışlara sürdürülebilen çalışmalarla ülkemizde araştırma ve geliştirme harcamalarına kaynak ayırmadan kendi teçhizatını üretebilen bir milli savunma sanayi altyapısı oluşturulması mümkün olamamıştır.
Bu dönemde kurulan fabrikalara örnek olarak Tablo.4 verilebilir.

Ülkemizin milli savunma sanayi yapısı askeri fabrikalar, tersaneler ile hava ikmal bakım merkezleri; kamuya ait tesisler ve kuruluşlar ile vakıf kuruluşları; yabancı ortaklık ve sermaye ile kurulan tesis ve kuruluşlar ile özel sektör kuruluşları olarak dört grup altında toplanabilir. TSK’nın her an harbe hazır bulundurulmasında ana unsurlar olan Askeri Fabrika, Tersane ve Hava İkmal Bakım Merkezleri İç Hizmet Kanununda düzenlendiği şekli ile askeri kurum niteliğinde bulunmaktadır. Bu kuruluşlar kar amacı ile faaliyet gösteren ticari kuruluşlar olmamasından dolayı özel sektörde görülen ve özel sektörün en önemli özelliklerinden olan süratli karar alma ve uygulama ile gerekli esnekliğe sahip olma niteliklerine sahip olamamaktadırlar.
Karar alma süreçleri mevzuatlar gereği uzun sürelerde olabilmektedir. Genel olarak mevcut sistemlerin bakım, onarım ve idamesi ile görevli olan bu tesislerde yeni teçhizat ve sistem üretimi yapılmakta, araştırma ve geliştirme çalışmaları ise genellikle hiç yapılamamaktadır. Bu kurum ve kuruluşlar istihdam ve kapasite yönünden savunma sanayi alanında faaliyet gösteren büyük kuruluşlardır.
Günümüzde İkmal Bakım Merkezi ve Askeri Fabrikaların büyük bir kısmı Silahlı Kuvvetlerdeki yapılanma, teşkilat değişiklikleri ve ihtiyaca cevap veremediği gerekçeleri ile faaliyetleri durdurulmuş ya da kapatılmıştır. Söz konusu tesislerde, 1996 yılı itibariyle yapılmış olan araştırma sonucuna göre, toplam 25.273 işçi çalışmakta, işletme, idare ve personel giderleri için ise yıllık olarak ortalama 500 milyon dolar harcanmaktadır.
TSK’nın savunma teçhizat ve sistem ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla Kamu ve Vakıf Kuruluşları da faaliyet göstermektedirler. Bu kuruluşların 1992-1996 yılları arasındaki yatırım, ithalat, yurtiçi ve yurtdışı satış tutarlarında dikkati çeken nokta ilgili dönemde yurtdışı satışların oldukça düşük olmasıdır.
Günümüzde ise söz konusu kuruluşların yurtdışı satışları oldukça artmıştır. TSK’nin hafif silah ihtiyacı ile mühimmatının büyük bölümü MKEK tarafından üretilmekte, ASELSAN ise daha ziyade elektronik ve muhabere alanında TSK’nın ihtiyaçlarına karşılamaktadır. ASELSAN tüm satışlarının yaklaşık olarak % 51’ni sivil kuruluşlara yönelik olarak gerçekleştirmektedir. ASELSAN aynı zamanda çeşitli ülkelere ihracat yapmaktadır. ASELSAN tarafından 2005 yılı içerisinde 428,7 Milyon TL (312 milyon dolar) değerinde toplam satış gerçekleştirmiştir. 2005 yılı için önceki yıla oranla % 20 oranında artan net satışların, 29,4 Milyon TL’lik (22 milyon dolar)
kısmı ihracat, 399,3 Milyon TL’lik kısmı ise (290 milyon dolar) yurtiçi satış gelirlerinden oluşmuştur. Yıllık satış gelirinin % 7 oranındaki kısmı araştırma ve geliştirme faaliyetlerine ayırılmıştır. Bu oran milli savunma sanayinin oluşmasında çok büyük katkıya sahiptir. ASELSAN dünyada ilk yüz savunma şirketi içindeki 2006 yılı sırası 96’ncı, 2007 yılı sırası ise 86’ncıdır. 2007 Savunma geliri 458,6 milyon dolar, 2006 savunma geliri 308,5 Milyon Dolar, 2007 toplam geliri 471,7 milyon dolardır. Savunma/toplam gelir oranı ise %97,2’dir.155 ASPİLSAN ise TSK’nın
ihtiyacı olan her çeşit pil ve batarya ihtiyacını karşılamaktadır. STİNGER füze motoru ise ROKETSAN tarafından Almanya, Hollanda ve Yunanistan’ın katıldığı ortak üretim anlaşması kapsamında üretilmektedir. Milli olarak ise 30 km. menzilli ve 122 mm çaplı çok namlulu roket sistemi için geliştirme ve üretim çalışmaları yapmıştır.
Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından 1992–1996 dönemi için yapılan araştırmadaki yatırım tutarları değerlendirildiğinde yabancı ortaklık ve yabancı-yerli ortak sermayeyle kurulan tesislerin tamamı sadece belirli bir projeyi gerçekleştirmek maksadıyla kurulmuş, sadece projede öngörülen üretimi yapan, istihdam ile yurtdışı satış oranları çok yüksek olmayan kuruluşlar olduğu görülmektedir.
Turkish Aerospace Industries Inc. (TAI), Tusas Engine Industry Inc. (TEI), HAVELSAN, ASELSAN, ROKETSAN, Havaalanı İşletme ve Havacılık Endüstrileri A.Ş. (HEAŞ) ve Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş. (STM) gibi Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nın (TSKGV) da iştiraki olan kuruluşlar, savunma sanayimizin elektrik/elektronik, yazılım ve sistem entegrasyonu, havacılık ve silah-mühimmat gibi alt sektörlerinde önemli yatırım ve üretim faaliyetlerinde bulunmaktadırlar. Savunma sanayinde faaliyet gösteren özel sektör kuruluşları ise, sermaye yapılarına göre yerli ve yabancı ortaklı firmalardan oluşmaktadır. FMCNurol Savunma Sanayi A.Ş. (FNSS), OTOKAR, NUROL MAKİNA, Ağır Sanayi Makinaları A.Ş. (ASMAŞ), AYDIN YAZILIM, MERCEDES-BENZ TÜRK, SARSILMAZ, MİLSOFT, VESTEL SAVUNMA, ALP HAVACILIK, COŞKUNÖZ Savunma ve Havacılık A.Ş., SAVRONİK A.Ş. (savunma amaçlı elektronik cihaz ve sistem üretimi), HEMA ENDÜSTRİ A.Ş., YONCA Onuk Tersanesi, ASİL ÇELİK A.Ş. gibi kuruluşlar özel şirketlerin başlıcalarını oluşturmaktadır.
Savunma sanayinde ihtiyaç duyulan sistem ve teçhizatın tedariğinde üretici firmalar ile ihtiyaç makamı arasındaki koordine ve işbirliği imkânlarını sağlamak ve geliştirmek, savunma sistem ve teçhizatının milli olarak yurt içerisinde geliştirilmek, üretmek ve diğer ülkelere ihraç etmek ile milli savunma sanayinin gelişmesine ve dış pazarlarda bu alanda gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek seviyeye gelmesine yardımcı olmak amacıyla Savunma Sanayi İmalatçılar Derneği (SASAD) Milli Savunma Bakanlığı’nın öneri ve desteği ile 1990 yılında Ankara’da kurulmuştur.
SASAD harp, silah, araç ve gereçlerini, yurtiçi ve yurtdışı pazarlar için üretmiş veya bu konuda bir yükümlülük almış imalatçı kuruluşların örgütüdür. Başlangıçta 12 kurucu üye ile çalışmaya başlayan SASAD bünyesinde, Şubat 2009 itibarıyla, 105 kurum ve kuruluş yer almaktadır. Haberleşme ağında ise 30’a yakın aday üyeye sahiptir. Üye firmaların arasında ASELSAN ve TAI gibi sadece savunma sanayine yönelik çalışan firmaların yanında, Siemens ve Mercedes-Benz gibi çok farklı alanlarda üretim yapan, kuruluş itibariyle savunma sanayi firması olmayan
fakat savunma sektöründen ihtiyaç duyulan sistem ve teçhizata yönelik üretim yapan firmalar da bulunmaktadır.
SSM tarafından sektördeki tüm firmaları imkân ve kabiyet açısından tanıtım maksadıyla hazırlanan Savunma Sanayi Ürünleri Kataloğunda savunma sanayi firmaları ile yan sanayi firmaları yer almaktadır. Bu katalogda sadece savunma sanayine yönelik firmalar değil; otomotiv, elektronik ve bilişim sektörlerinde de faaliyet gösteren firmalar da bulunmaktadır. Ülkemizde savunma sanayi faaliyetlerini düzenlemek maksadıyla 3238 Sayılı Kanun ile kurulmuş bulunan SSM; gerçekleştirdiği projeler ve uyguladığı üretim modelleri ile önemli bir altyapı sağlanmış, yeterli olmasa da milli savunma sanayin geliştirilmesi ve yurt içinden tedariği konusunda önemli sonuçlar elde edilmiştir. 3238 Sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan modelin geliştirilerek yurt içinde üretim vasıtasıyla milli savunma sanayinin geliştirilmesi, milli olarak üretilen sistem ve teçhizatın hem istihdam hem de ihracat yolu ile sağlanacak döviz girdisi bakımından önemli katkıların elde edilebileceği, ihtiyaç duyulan teşkilatın oluşturulması ile yurt dışında savunma sanayi alanında rekabet edebilir, ihracat potansiyeli olan milli savunma sanayinin tesisinin mümkün olacağı değerlendirilmektedir.
Milli savunma sanayinin, 1985 yılından itibaren, SSM tarafından uygulamaya konan faaliyetler neticesinde geldiği durumu ortaya koymaya yönelik olarak veriler incelendiğinde 1985 yılı öncesinde yıllık ortalama 10 milyon dolar olan savunma sanayi yatırımları 10 kat artarak, ortalama 100 milyon dolar seviyesine ulaşmıştır. İleri teknoloji kazanımına yönelik yapılan yatırımlarda ise yıllık kişi başına düşen 0,22 dolar yatırım, yaklaşık olarak 10 kat artarak 2,2 dolar seviyesine çıkmıştır. Savunma sanayi sektöründe çalışan personel sayısı, ortalama 200’den, 125 kat artarak 25 bin seviyesine yükselmiştir. Savunma sanayi sektöründe 25 bin çalışanın; işçiler %45, idari personel %23, mühendisler %17 ve teknisyenler %15’lik kısmını
oluşturmaktadır. Özellikle son dönemde gözlenen yatırım, üretim, satış, istihdam ve
ihracatta meydana gelen önemli orandaki artışlar, savunma sanayinde yerli ve yabancı ortak çalışmaları neticesinde ileri teknolojiyi hedeflemiş milli savunma sanayinin gelecekte başarı vaadeden gelişme çabaları olarak değerlendirilmektedir.
Bu kapsamda, SSM tarafından yürütülen savunma sistem ve teçhizatı tedarik projeleri çerçevesinde tamamlanan 9 ortak üretim projesindeki yerli katkı oranı yükselmiş ve tedarikçi firmalardan alınan 0,93 milyar ABD Dolarlık yerli katkı taahhüdü kapsamında 1,1 milyar dolarlık yerli katkı gerçekleştirilmiştir. Savunma sanayi firmalarının satışları, yıllık 100 milyon ABD Dolarlık düzeyden, 15 katlık bir artışla, 1,5 milyar ABD Doları düzeyine çıkmış ve toplam ihracat da 50 milyon ABD Doları düzeyinden, 8 kat artarak, 400 milyon ABD Doları seviyesine çıkmıştır. Ülkemizin savunma sanayi sektörü savunma sanayi altyapısı gelişmiş ülkelerle
kıyaslandığında ihtiyacımızı karşılamada yeterli değildir. Bunun en önemli sebebi milli kaynaklarımızdan savunma sistem ve teçhizat ihtiyacımızı tedarik etme düşüncesine uygun savunma sanayimizi yönlendiren bir sisteminin oluşturulamamış olmasıdır.
Soğuk savaşın sona ermesiyle azalan dünya savunma harcamaları 1985 yılında 1,2 trilyon Dolar seviyesindeyken 1998 yılı itibariyle 800 milyar Doların altına düşmüştür. Savunma harcamaları 11 Eylül 2001’de ABD’de yaşanan terör saldırısı sonrasında ise, tehdit algılamasındaki değişikliğe bağlı olarak, tekrar artış eğilimi içine girmiştir. 2001 yılında 839 milyar dolar olan dünya savunma harcamaları 2004 yılında 950 milyar doların üzerine çıkarak 1 trilyon ABD Doları düzeyine yaklaşmıştır. Gelişmiş ülkeler savunma harcamaları kapsamında, tedarik ettikleri savunma sistem ve teçhizat ihtiyaçlarının ortalama %85’ni kendi milli sanayilerinden karşılamaktadırlar. ABD için bu oran %98’dir. Ülkemiz için ise bu oran %44,2
düzeyindedir. Savunma sanayinde özellikle gelişmiş ülkelerin dünyada geçerli olan ticaret ve rekabet mevzuatı savunma sistem ve teçhizat ihtiyaçlarını kendi milli imkânları dâhilinde tedarik etmeleri yönünde yapılandırılmıştır. Uluslararası ticarette sanayinin diğer alanlarında her sektörde rekabete açıklık temel nitelik olmasına rağmen, savunma sanayine yönelik sistem ve teçhizat alımları gelişmiş ülkelerde bu düzenleme ve koşulların dışında bırakılmıştır. Bundaki ana unsur ise ülkelerin bağımsızlıklarını bağımlı bir savunma sanayi ile tehdit altına sokmama düşüncesidir. Gelişmiş ülkeler bu sayede bu kadar büyük hacmi olan bir savunma sanayi sektöründe ülke dışına para çıkarmamakta, kendi ülkelerinde istihdam yaratmakta,
kendi sistem ve teçhizatında kazandıkları yeni teknolojileri diğer alanlarda da kullanmakta ve tüm bunları aynı zamanda ihraç ederek ayrıca bir döviz girdisi sağlamaktadırlar.
Ülkemizde savunma sistem ve teçhizat ihtiyacımızın, yıllar itibariyle tedarikin niceliğine göre değişiklik göstermesine bağlı olarak TSK ihtiyaçlarının yurtiçi imkânlarla karşılanma oranı 2003 yılında %25 seviyesinden, 2006 yılında %37, 2007 yılında %41,7, 2008 yılında %44,2‘ye, 2013’de %54’e ve 2023 yılında ise % 80 seviyelerine yükselmiştir. Gelişmiş ülkeler ile mukayese edildiğinde bu oran düşüktür(Tablo–18).

Dünya savunma harcamaları ülkeler bazında incelendiğinde ülkemiz körfez ülkeleri ile birlikte dünyanın en büyük savunma sistem ve teçhizatı alıcıları arasında bulunmaktadır. Bu nedenle savunma sanayi tedariğinde yerli sanayinin özellikle KOBİ katkısının arttırılması ve milli savunma sanayinin tesisi bir zorunluluk halini almıştır.
Müsteşarlık 2017 yılında gerçekleştirilen düzenleme ile Cumhurbaşkanı’na bağlanarak 2018 yılında ise 703 sayılı “Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı olarak yeniden yapılandırıldı. “Savunma Sanayii Başkanlığı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları yeniden düzenlendi. SSB yeniden teşkilatlandırıldı.
Bu yeni yapılandırma ile son yıllarda çalışmalarını daha da yoğunlaştırıp genişleten ve 37. yılını kutlayan SSB’nin öncülüğünde Türkiye’nin yürüttüğü savunma projesi sayısı 750’yi, savunma projelerinin büyüklüğü 60 milyar doları, sektörde faaliyet gösteren firma sayısı 1600’ü aştı.
Savunma Sanayii Başkanlığı’na “modern bir savunma sanayiinin geliştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyonunun sağlanması” amacıyla;
Bu amaçla yapılan çalışmalar sayesinde 2023 Hedefleri doğrultusunda önemli projeler gerçekleştirilmiş ve Savunma Sanayimiz hızla gelişmeye başlamıştır. Bu kapsamda SSB, Hava, kara, deniz, uzay ve iç güvenlik alanlarında; 27 farklı projenin gerçekleşmesini hedeflenmiş ve tamamı gerçekleştirilmiştir.
Bu projeler:
Deniz Sistemleri
- Dünyanın ilk SİHA gemisi TCG ANADOLU, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edildi.
- Sürü İnsansız Deniz Araçları Projesinde ALBATROS ve MİR İDA’lar testleri başarıyla geçti.
- Kontrol Botu Projesi kapsamında teslimatlara devam edildi.
Havacılık Sistemleri
- Millî Muharip Uçak KAAN hangardan çıkıp motorunu çalıştırdı. KAAN’ın ilk uçuşu için hazırlıklar devam etmiştir.
- Bayraktar KIZILELMA’nın uçuş ve manevra testleri tamamlandı. Seri üretim aşaması için çalışmalara başlandı.
- ANKA-3 Muharip İnsansız Uçak sistemi ilk uçuşunu gerçekleştirdi.
- Türkiye’nin ilk jet motorlu uçağı olan HÜRJET ilk uçuşunu yaptı.
- ÖZGÜR Modernizasyon Projesi kapsamında modernize edilmiş 3 adet F-16 Blok-30 uçak Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edildi.
- 6’ncı ve son P-72 Deniz Karakol Uçağı teslimatı ile Meltem-3 Projesi tamamlandı.
- Bayraktar TB3 SİHA ilk uçuşunu gerçekleştirdi.
- Yerli ve millî ilk helikopter GÖKBEY, yerli motor TS1400 ile ilk uçuşunu yaptı.
- Filipinler’den sonra Nijerya’ya da ATAK Helikopteri ihracatı geçekleştirildi.
- Ağır Sınıf Taarruz Helikopteri ATAK-2 ilk uçuşunu yaptı.
- Kara Araçları
-
- Yeni Altay Tankları askeri testleri tamamlanmak üzere Kara Kuvvetleri Komutanlığına teslim edildi.
- Zırhlı Amfibi Hücum Aracı (ZAHA) Projesi’nde TSK’ya ilk teslimat yapıldı.
- “8×8 Tekerlekli Konteyner Taşıyıcı Araç (DROPS) Projesi” kapsamında geliştirilen ilk araçların teslimatı gerçekleştirildi.
- Silah Taşıyıcı Araçlar (STA) Projesi’nde 300. araç teslimatı yapıldı.
- Hafif, orta ve ağır sınıf İKA projelerinin geliştirme faaliyetlerine devam edildi, teslimatlarına başlandı.
- BARKAN I ve BARKAN II güvenlik güçlerinin kullanımına sunuldu.
- KAPGAN’ın 12,7 milimetre ağır makineli tüfekle ilk atış testleri başarıyla tamamlandı. Hava Savunma Sistemleri, Füze ve Mühimmat Projeleri
-
- KORKUT Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemi teslimatlarına devam edildi.
- GÖKDENİZ Yakın Hava Savunma Sistemi gemilerimize entegre edilmeye başlandı.
- SİPER Ürün 1 ve Hisar Hava Savunma Sistemleri Projeleri seri üretim sözleşmeleri imzalandı.
- Dünyada ilk kez bir SİHA’dan (Bayraktar Akıncı) seyir füzesi (Çakır) atıldı.
- Bayraktar Akıncı’dan ateşlenen Hassas Güdüm Kiti – 82 (HGK-82) test atışı başarı ile tamamlandı.
- Akıncı’dan ateşlenen TRG-230-İHA füzesi test atışı başarı ile tamamlandı.
- Tayfun Füzesi test atışları başarı ile gerçekleştirildi.
- Kuzgun Füzesi’nin ilk test atışı, Aksungur SİHA’dan başarıyla tamamlandı.
- GÖKTUĞ Projesi kapsamında BOZDOĞAN ve GÖKDOĞAN Füzelerin atış testleri başarıyla tamamlandı.
- Millî Torpido AKYA, TCG PREVEZE Denizaltısı tarafından gerçekleştirilen harp atışında hedefi tam isabetle vurarak imha etti.
- KARAOK Kısa Menzilli Tanksavar Füzesi atış testleri başarı ile gerçekleştirildi.
- Genişletilmiş Uzun Menzilli Tanksavar Füze LUMTAS-GM, uzun menzilli ilk atış testini başarıyla tamamladı.
- GÖZDE güdüm kiti, F-16 ve Bayraktar AKINCI platformlarından atıldı.
- KEMANKEŞ mini akıllı seyir füzesi ilk atış testini başarıyla tamamladı.
Uydu – Uzay Projeleri
- GÖKTÜRK Keşif Gözetleme Uydu Sistemi Projesi kapsamında Yörüngede Kabul 3 aşaması tamamlandı.
- KILIÇSAT Küp Uydu ve İMECE Yer Gözlem Uydusu uzaya fırlatıldı.
- İlk yerli sonda roketi 136 kilometre irtifaya çıkarak, uzayın sınırı kabul edilen 100 kilometre çizgisini aştı ve uzaya çıkan ilk Türk aracı oldu.
Elektronik Harp, Radar ve Muhabere ve Elektronik Sistem Projeleri
- AESA Burun Radarı Geliştirilmesi Projesi kapsamında radarın F-16’lara entegrasyonu için sözleşme imzalandı. Akıncı TİHA’ya ve F-16’lara entegrasyon testleri için ilk iki AESA Burun Radarı firmalara teslim edildi.
- MERTER Taşınabilir Elektronik Taarruz Sistemi envantere girdi.
- YENER Modern Mayın Tespit Sistemi Projesi kapsamında ARMA 8X8 versiyonu ilk kez Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine girdi.
- Keşif-gözetleme ve hedefleme fonksiyonlarını yerine getiren yeni nesil millî hedefleme podu ASELFLIR-500’ün seri üretimine başlandı.
Ar-Ge, Sanayileşme, İhracat, Diğer Gelişmeler
- Geleceğin Harekât Ortamını Şekillendirecek Teknolojiler “GHOST” Çalıştayı kapsamında kuantum, yapay zekâ, robotik, otonomi, sürü sistemler gibi alanlarda hazırlık çalışmalarına başlandı.
- Deprem felaketinde ilk kez baz istasyonu entegre edilen Aksungur İHA görev yaptı ve uçuşlarıyla telefon iletişimine katkı sağladı.
- ANKA İHA’ya yerli-millî ULAK 4.5G baz istasyonu entegre edildi ve ilk test uçuşunu gerçekleştirdi.
- “Yenilikçi ve İleri Teknolojiler Katılım Girişim Sermayesi Yatırım Fonu” kuruldu ve ilk yatırım yapıldı.
- Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) ilk 100 savunma sanayii şirketi listesine ASELSAN 60, Baykar 76, Türk Havacılık Uzay Sanayii 82 ve Roketsan 100. sıradan girdi.
- 2023 yılın savunma ve havacılık ihracatı geçtiğimiz yıla oranla %27’lik artış göstererek 5,545 milyar dolar olarak gerçekleşti.
- KALFA Programı ilk mezunlarını verdi.
- Savunma Sanayii Yapay Zekâ Yetenek Kümelenmesi (SAYZEK) kuruldu.
KAYNAK:
1.SSB
2.Ahmet Murat KÖSEOĞLU, MİLLİ SAVUNMA SANAYİİNDE YENİDEN YAPILANMA VE SOSYAL POLİTİKALARA ETKİSİ , DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ Doktora Tezi,