TATLI DİLİN ÖNEMİ

İnsanın kişiliğine yön veren üzerinde taşıdığı makam, mevki, bedenine giydiği birbirinden güzel elbiseler ve taktığı takılar değildir. Onun güler yüzü, tatlı dili, hoş sohbeti ve cömertliğidir. Öyle insanlar vardır ki, yürekleri kan ağlasa da yüzlerinden tebessüm hiç eksik olmaz; bu insanlar çevrelerine ışık olup ortamı güzelleştirirken, yumuşak huyları, tatlı sözleri de çevresine huzur saçar. Dil vardır bütün kapıları açar, dil vardır açılanı bile kapar. En büyük yara ise dil yarasıdır; nedense bir türlü geçmez.

Güler yüz “Müslümanın Müslümana sadakası“ diyen Peygamberimiz; “Aranızda selâmı yayın ki tanışıp kaynaşasınız, aranızda hediyeleşin ki muhabbetiniz artsın; Sizin en hayırlınız, yumuşak huylu ve güzel ahlâklı olanınızdır.“ buyurmuştur.

İnsanoğlu diliyle kendisini topluma kabul ettirir, diliyle çevresinden uzaklaşır yada uzaklaştırır. Diliyle sever ve sevilir, saygınlık kazanır yada nefret ettirir…

Atalarımız da; “Sükut-u lisan, selameti insan!”, “Söz var, iş bitirir; söz var baş yitirir.” demekte, Hz. Mevlana ise ; “Dili sözü bir olmayan kimsenin, yüz dili bile olsa, yine dilsiz sayılacağını belirterek nerede nasıl konuşulması ve dil ile gönlün bir bütün olması gerektiğine ışık tutmuşlardır. Dil ile gönlün bir olması yani insanların sözlerinde özden ve samimi olması çok önemlidir. Bununla ilgili bir güzel hikaye vardır :

Bir zamanlar bir ülkede geçimini bal satarak sağlayan genç bir insan yaşıyordu.

Her sabah erkenden dükkânını açıp besmele ile işine başlıyordu. Dükkânı pırıl pırıldı. Kendisi de dükkânıyla uyum içindeydi. En büyük özelliği de gelen müşterilerine çok iyi davranmasıydı. Onları güler yüzle karşılamak, memnun etmek onun en büyük gayesiydi ve yaptığı işten büyük bir zevk alıyordu. Her müşteriyi kendisine Allah’ın gönderdiği birer rızık vesilesi olarak görüyordu. Genç adamın davranışları karşısında müşterilerinin sayısı da gün geçtikçe artmaktaydı. Öyle ki, genç adam kısa zamanda çok zengin bir tüccar oldu. İşleri onunki gibi gitmeyen tüccarlar, ona özeniyorlar, başarısının sırrını anlamaya çalışıyorlardı. Bu tüccarlardan biri de, genç balcının dükkânının karşısında başka bir işle uğraşan komşusuydu. Bir kişi, genç adamın başarısını onun bal satmasına bağladı. İşini değiştirerek o da bal satmaya başladı. Adamın ilk günlerde işleri iyi gitmişti. Fakat bu durum uzun sürmedi. Dükkâna bir gelen bir daha gelmiyordu. Adam şaşkınlık içindeydi. İnsanların niçin balı genç adamın dükkânından almaya devam ettiklerini bir türlü anlamıyordu. Sonunda durumu alim bir kişiye açarak ondan yardım istedi.

Yaşlı bilgin birkaç gün adamı inceledi ve Adamın başarısızlığının nedenini anladı. Ona şöyle dedi: “Bunda şaşılacak bir şey yok. Gerçi sen de bal satıyorsun, ama senin yüzün sirke satıyor. Başarılı olmanın sırrı tatlı dil ve güler yüz ama onlar da sende yok.

Dr.İlhami Pektaş