PAKİSTAN NÜKLEER SİLAHINI NASIL GELİŞTİRDİ
Pakistan’ın nükleer silah geliştirme süreci, dönemin başbakanı Zülfikar Ali Bhutto döneminde hız kazandı. 1974 yılında Hindistan’ın gerçekleştirdiği ilk nükleer deneme, Pakistan için bir dönüm noktası oldu.
Butto, bu gelişmeye sert bir şekilde karşılık vererek ülkesinin de nükleer silah sahibi olması gerektiğini savundu. Bu programı yalnızca askeri bir proje olarak değil, “ulusal varlığın garantisi” olarak tanımladı.
Bu süreçte kilit rol oynayan Abdülkadir Han’dı… Hollanda’da, Urenco ile bağlantılı bir tesiste çalışan Han, uranyum zenginleştirme teknolojisinin en kritik bileşenlerine erişim sağladı.
Elde ettiği bilgileri Pakistan’a taşıyan Han, 1976’da Rawalpindi yakınlarında nükleer araştırma tesisleri kurulmasına öncülük etti. Bu tesisler, silah yapımında kullanılabilecek yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum üretmeye başladı.
Bu dönemde Çin’in sağladığı teknik destek ve Soğuk Savaş dengeleri de Pakistan’ın programını hızlandırdı. ABD ise başlangıçta karşı çıkmasına rağmen Sovyetler’in Afganistan’ı işgali sonrası Pakistan’a yeniden yaklaşmak zorunda kaldı.
1998 yılına gelindiğinde Hindistan’ın yeni nükleer denemeler yapması, Pakistan’ı da harekete geçirdi. Aynı yıl Pakistan, Belucistan’daki testlerle resmen nükleer güç statüsü kazandı.
Ancak Han’ın faaliyetleri sadece Pakistan ile sınırlı kalmadı. 1980’lerden itibaren İran, Libya ve Kuzey Kore’ye nükleer teknoloji, ekipman ve tasarım sağladığı uluslararası bir ağ kurdu.
İran özelinde bu iş birliği dikkat çekiciydi. Ruhullah Humeyni her ne kadar nükleer silahları dini açıdan sakıncalı bulduğunu açıklasa da perde arkasında İran yönetimi bu kapasiteyi geliştirmek istiyordu.
İran’ın eski Cumhurbaşkanı Akbar Hashemi Rafsanjani, yıllar sonra yaptığı açıklamalarda Pakistan ile nükleer teknoloji konusunda görüşmeler yapıldığını doğruladı. Pakistan’dan gönderilen santrifüjler ve teknik belgeler, İran programının temelini oluşturdu.
Pakistan’ın nükleer programına en sert tepki veren ülkelerden biri İsrail oldu. MOSSAD, Han’ı uzun yıllar boyunca izledi ancak faaliyetlerinin tam kapsamını erken dönemde ortaya çıkaramadı.
1980’lerde İsrail’in, Hindistan ile birlikte Pakistan’daki Kahuta tesisine saldırı düzenlemeyi planladığı iddia edildi. Bu plan, dönemin Hindistan başbakanı Indira Gandhi tarafından onaylansa da son anda iptal edildi.
2004 yılında Abdülkadir Han televizyona çıkarak faaliyetlerini kabul etti. Ancak tüm sorumluluğu tek başına üstlendiğini ve Pakistan devletinin bu süreçte rolü olmadığını savundu.
Abdülkadir Han, nükleer silahları bir saldırı aracı değil, güçlü bir caydırıcılık unsuru olarak görüyordu. Ona göre nükleer kapasiteye sahip ülkeler dış müdahalelere karşı daha güvendeydi…