ESKİNİN VE GÜNÜMÜZÜN GENÇLERİ

Eskiden “Kışlık zahra” diye bir olgu vardı
İnsanlar 1 çuval şeker, üç beş teneke vita yağı, bir iki çuval bulgur, makarna, salça, tarhana, kuruluk ve bir de durumu olanlar üzümden yapılan şekerli yiyeceklerden stoklardı.
Kış boyunca tek yediğimiz bu stoklardı.
Kış boyu bir daha markete uğramazdık.
Dışardan yemek siparişi vermezdik. İnternet, telefon, elektrik vb gibi fatura masraflarımız da yoktu.
Okul harçlığı diye bir şey bilmezdik.
Servis zaten yoktu.
Pirinç pilavı lükstü.
Kışın manav masrafı da şimdiki gibi olmazdı. Yoktu çünkü.
Durumu iyi olanlar sabahları fırından ekmek alır, olmayanlar yazdan hazırladığı ekmeği yerdi. Fırından aldığımız ekmeğin adı “Çarşı ekmeği” idi.
Fırının yanındaki marketten de ara sıra poşette yoğurt ve külahda zeytin alırdık.
Ben ilk okulda okurken sınıf arkadaşlarımın bazılarının evinin kapısı ve penceresi dahi yoktu. Pencerede naylon, kapıda kilim olurdu.
1 mahalleye neredeyse 1 televizyon düşerdi.
Çamaşır makinesi, buzdolabı çocukken görmedim.
Oturma grubu görmedim.
Benim babam memurdu. Ev bizimdi ve tarlamız vardı.
Evimizde,
Tahtadan somya vardı.
Yiyecekler için Telden dolap vardı.
Ailece Tek odada yer/içer, oturur, bütün çocuklar yan yana hep birlikte tek odada yer yatağında yatardık.
Köylerde sabahları tarhana çorbası yada katıklı aş ekmek, öğlenleri bulgur pilavı varsa ayranla yufka ekmeği, akşamları yine çorba yufka ekmek olurdu. Gündüzleri tarlaya giderken katıklı as soğan yada tarlada ateş üzerinde pişirilen bulgur pilavı, arada patates yemeği de yapılırdı.
Evde yetiştirilen tavuk yumurtasını yiyemezsin biriktirip şehire götürüp sıvı yağ alabilirsek alırdık. Yazın süt toplanırdı bir bardak süt içemezdik toplanıp peynir yapılırdı kısa hazırlık için, yazın bahçede yetiştirilen patates ve pancarlar toprak altına gömülürdü kışın azar azar çıkartılır yenirdi anlatmayla bitmez.
Zamanın gençleri geçmişi bilmedikleri, Soğukkuyu lastik ayakkabı veya yamalı lastik ayakkabı giymedikleri, tarlada düven sürmedikleri, iki küçükbaş, büyükbaş hayvan gütmedikleri, kuru ekmek, kuru soğan yemedikleri için kendi yaşadıkları onlara zor geliyor.  Bir çoğu yurt dışına kaçmayı düşünüyor.
Bu günün en fakiri bile o günün zengininden daha iyi yiyip içiyor, daha güzel evlerde yaşıyor ve daha lüks yaşıyor ama farkında değiller. Türkiye’de 3 tane marketin bile şube sayısı bugün 35 bin oldu. Bugünün gençleri ellerinde bilgisayar, cep telefonu, kahvelerini yudumlatıp hayatı beğenmiyor. Tabi onları da  suçlamamak lazım.  Her şey yetiştirilme tarzı ve eğitime bağlı.