DEPREMDE ÖLMEK KADER MİDİR ? Dr. İlhami Pektaş

 

Deprem, Türkiye’nin üzerinde bulunduğu toprakların kaderidir ve bizler milyonlarca yüzyıldır bu gerçekle birlikte yaşıyoruz. Doğa’nın bu gerçeğinin değiştirilmesi mümkün değildir. Depremi meydana getiren fay tabakalarının oluşumu ve deprem olgusu bizim irademiz dışındadır. Bu toprakların insanı da bunu bilerek tarih boyunca depremle birlikte yaşamış ve bedelini on binlerce insanın hayatını kaybetmesiyle derinden acılar çekerek ödemiştir.

Bilim insanları, yer bilimciler, mimarlar, mühendisler Türkiye topraklarının hemen hemen tamamının deprem tehdidi altında olduğunu ve gerekli tedbirlerin alınması gerektiği konusunu yıllardır defalarca gündeme getirerek yetkilileri uyardılar.

Ülkemizi baştan başa geçen fay hatları ve bu fayların tarih içinde kırılması nedeniyle yarattığı depremler,  bu depremlerde kaybettiğimiz on binlerce insan, milyarlarca dolarlık maddi ve manevi kayıplarımız bulunuyor.

Peki bu kadar acı tecrübeye rağmen niçin bunlardan bir ders alarak gerekli tedbirleri almıyoruz, akıllanmıyoruz ve bir zaman sonra tüm bu acıları unutuyoruz. Nasıl böyle bir şey olabiliyor?

Deprem nedeniyle ölmek kimse için bir “kader” değildir ve olamaz. Bilinen fay hatları üzerinde dayanıksız beton yığını tabut binalar inşa etmek ve buna izin vermek asla kader değildir.

Deprem yeryüzünün kaderidir, fakat insanın kaderi değildir. Çünkü insan aklı, bilgisi, deneyimi ve denetim mekanizmaları ile depremi veri olarak alıp yer ve zemin seçimi üzerinde uygun inşaat sistemi ile kendi geleceğini, yani kendi kaderini şekillendirebilir. Çünkü ölümlere neden olan deprem değil, bilgisizlik, çıkarcılık, menfaat ve rant üzerine inşa edilen beton yığını tabut binalardır. Fay hatlarının nereden geçtiğini bildiğimiz halde niçin şehirlerimizi, sanayimizi bu hatların üzerine kuruyoruz.  Fay hatlarından başka dere yataklarında, bataklık alanlarda yapılan inşaatların da bir zaman sonra sel altında kalacağı bilinmiyor mu? Heyelan bölgelerine yapılan inşaatların zamanla kayacağı bilinmiyor mu? Bunların hepsi biliniyor ama maalesef gerekli tedbirler alınmıyor ve inşaat yapılmasına izin veriliyor.

Deprem ve afet bölgesi gerçeğini bilerek gerekli olan önlemleri almak devletin, belediyelerin, kamu kurumlarının ve bu ülkede yaşayan herkesin görevi, birbirine karşı yerine getirmesi gerekli olan insani ve vicdani bir borçtur.

Peki, bir deprem bölgesi olan Japonya, sık sık yaşadığı doğal depremlere rağmen aldığı tedbirler sayesinde doğal afetleri hasarsız yada en az hasarla atlatmayı nasıl başarıyor?

Japonya’nın bilime, eğitime, yeniliğe uyum sağlama, ahlaki değerlere önem verme ve geçmiş hatalardan ders alma yeteneği, onu dünyada yaşanan depremlere en hazır ülke haline getirdi. Japonya, yaptığı yasalara, deprem yönetmeliğine, eğitime, teknolojiye ve denetime çok önem veriyor. Ülkedeki tüm yapılar en son teknolojiye uygun olarak depreme dayanıklı olarak inşa ediliyor ve düzenli olarak denetleniyor. Yapıların çoğu, deprem sarsıntısına maruz kaldığında esnek hale gelecek şekilde tasarlanıyor. Japonya’daki her akıllı telefonda deprem ve tsunami acil durum uyarı sistemi mevcut. Yolcuların güvenliğini sağlamak için ülkedeki tüm trenlerde gerektiğinde durmasını sağlayacak deprem sensörleri mevcut. Eğitim kurumları, küçük yaşlardan itibaren çocukları, bir deprem bölgesinde önlem almanın ve güvende kalmanın yolları konusunda sürekli eğitiyor ve ayda bir kez düzenli deprem tatbikatları gerçekleştiriyor. Yılda binden fazla depremin meydana geldiği Japonya, artık depremle yaşamayı öğrenmiş ve tedbirini alıyor. Japonya’da 6 ay kaldım ve bu süre içinde yaşadığım tüm depremleri alınan tedbirler sayesinde hiç hissetmedim.

Allah (C.C.), kazalardan, belalardan ve her türlü musibetten korunmamız için diğer canlılardan farklı olarak bizlere akıl nimeti vermiştir. Bu nedenle depreme karşı önlem almak, can ve mal kayıplarını önlemek bizlerin elindedir. Dolayısıyla bizler önlem almazsak, kaderimizde tedbir almadığımızdan dolayı depremden zarar göreceğimiz, eğer tedbir alırsak tedbir aldığımız için depremde hasar görmeyeceğimiz yazılı olacaktır. Biz ülke olarak bir deprem bölgesinde yaşıyoruz. Bu konuda Dünya’ya en güzel örnek olarak deprem bölgesinde bulunma kaderini yaşayan Japonya’nın yaptığı gibi siyasete bulaşmadan, işi ehline vererek , yer ve zemin etüdü yaparak, her türlü yasal tedbiri alarak depreme dayanıklı konutlar inşa ettiğimizde, ilkokuldan itibaren çocuklarımızın eğitimine önem verdiğimizde depremleri kimsenin burnu dahi kanamadan hasarsız yada en az hasarla atlatarak kaderimizi yaşamak mümkün hale gelecektir.

Dr. İlhami Pektaş