ÇOCUK YETİŞTİRMEK
“Anne ve babalar “Çocuklarımız bizim yaşadığımız zorlukları yaşamasın” diyor.
Oysa o insanlar, kendilerini başarılı görüyor ise, o noktaya getirenin, yaşadıkları zorluklar olduğunu düşünmüyorlar. Benim en yaygın olarak söylediğim bu. Ve psikolojik bağışıklık sistemi gelişmeyen, beş seçenekli sınav sistemiyle esir alınmış ve başarıyla zehirlenmiş çocuklar, gençler ortaya bu şekilde çıkıyor ve bu çocuklar ileride bu okulları okusalar da önlerindeki bütün engeller, anneleri babaları tarafından, çoğunlukla da anneleri tarafından kaldırıldığı için, hayatın zorlukları karşısında korunmasız oluyorlar.
Mutluluğun zorluk yaşamamak olmadığını anlamamız ve çocuklarımıza anlatmamız gerekiyor. Çünkü zorluk yaşamamak bir anlamda haz dolu bir hayat yaşamaktır. Haz dolu hayat ise paranın satın aldıklarıyla mutlu olarak gerçekleşir. Güzel yemekler yemek, alışveriş yapmak, spaya giderek masaj yaptırmak, cinsellik, ‘eller havaya’ eğlenmek iyi ve haz dolu bir hayattır. Kısacası zorluğu olmayan hayattır ve böyle bir hayata parayla ve paranın satın aldıkları aracılığıyla alınır.
Bunun ötesindeki ikinci düzeydeki mutluluk, kişinin yaptığı işte zamanı unutmasıyla gerçekleşir. Buna psikologlar “akış hali” derler. Çetin Altan’ın gençliğimde okuduğum bir yazısındaki ifade bana rehber olmuştur: “İnsanın bir işi yaparken aldığı zevk, o işten kazandığı parayı harcarken aldığı zevkten fazlaysa, o gerçek mutluluktur”. İşte bu daha farklı bir mutluluktur.
Üçüncü düzeyde mutluluk da kendi dışındaki dünyaya kendini borçlu hissedip, insanlara veya bir konuya hayvana, doğaya emek vermesiyle olur. Bu düzeydeki mutluluk, “kendini aşan bir amaca hizmet etmekle” mümkündür. Kendini aşan bir amaca hizmet, din aracılığı ile olacağı gibi, biraz önce belirttiğim gibi din dışı yollarla da olabilir. Günümüzde çocuklar sınav başarısı ve bu başarının getirmesi beklenen hayat başarısı ekseninde yetiştiriliyor. Çocuğumuza sınav ve hayat başarısını nasıl tanımlıyorsak, onun yaşamında da bu tanım para kazanmak ve mevki sahibi olmak olarak biçimleniyor.
Genelde çocuklarımıza vicdan ve erdem kazandırmak için çaba sarf etmiyoruz. Erdem dediğim zaman bile aslında çok soyut bir şey söylüyorum. Belki eski kavram haliyle söylemem daha doğru olur. Çocukların fazilet kazanmasına ihtiyaç var. Fazilet kavramı “fuzuli” den geliyor. Bir başka ifadeyle “olması şart olmayandan” kaynağını alıyor. İşte bu olması şart olmayan şeyi kazandırmıyorsak, o zaman ister istemez maddi değerler peşinde koşan, dışsal motivasyonla yaşayan, kendini dünyanın merkezi zanneden ve nedeni belli olmaksızın dünyadan kendini hep alacaklı gören, hakkının yendiğine inanan gençler yetiştirmiş oluyoruz.
Bu durum tüm yaşamda; evliliklerde, iş yaşamında her yerde kendini gösteriyor. “Ben tekim…, biriciğim…, özelim…” diyen gençler bir araya geldiğinde oluşan toplulukta yaşam uyumu sağlanamıyor ve sürekli doyumsuzluk yaşanıyor.
Hiç şüphesiz hepimizin sevgiye, paraya, itibara, güce ihtiyacı var ancak bunları hak etmek kaydıyla. Hak etmemiz gerektiğini düşündüğümüz zaman, hayata ve yaşadığımız dünyaya karşı sorumluluklarımız hatırlamaya başlarız.”
KAYNAK: Prof. Dr. Acar Baltaş