BU LÜKS, BU ZENGİNLİK NEREDEN KAYNAKLANIYOR ? Dr. İlhami Pektaş.

Memleketimizin üç tarafı denizlerle çevrili fakat balık tutmayı bilmiyoruz, denizlerimizden faydalanamıyoruz, gemi nakliyatı yok denecek kadar az,
Memleketimizin her tarafı tarım arazisi fakat eken yok, biçen yok, tarım yok, ziraat yok, üreten yok, teşvik eden yok. Hollanda örneğini örnek almamız bir an önce Gıda vadileri kurmamız gerekiyor.
Memleketimizin her yanı hayvancılığa müsait fakat hayvancılık gelişmemiş, dünyada en pahalı et tüketen toplum olduk, hayvancılıkla uğraşan yok,
Ülkemiz Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip ama en fazla işsize sahip ülkeyiz,
İhraç ettiğimiz ürünlerin kilosu 1.5 USD, ARGE’de Gayrisafi yurtiçi harcaması AB ülkelerinde GSYH’nin 3’ü iken bizde GSYH’nin 0.95’i kadar, yüksek teknoloji ürünlerinin AB ülkelerindeki payı % 20 iken bizim ihracatımız içindeki payı sadece % 3.7,
Yükseköğretim görmüş yetişkinlerin oranı, gençlerimizin bilim performansı, bilim ve mühendislikteki doktora mezuniyeti açısından da dünyadaki en alt sıradaki ülkeler arasındayız,
Kendi uçağımızı, tankımızı, trenimizi, metro araçlarımızı, otomobilimizi, motorumuzu, cep telefonumuzu, bilgisayarımızı henüz üretir durumda değiliz,
G.Kore’li Samsung firmasının yıllık cirosu yaklaşık 200 milyar USD, ABD’li Apple firmasının cirosu 468 milyar USD, Amazon’un cirosu 500 milyar USD, Microsoft’un cirosu 212 milyar USD. Türkiye’nin toplam ihracatı ise 260 milyar USD.
Benim anlayamadığım husus şu ;
Üretim yok, Teknoloji yok, Dünyada tanınmış milli bir markamız olmadığı gibi günlük hayatımızda satın aldığımız ve kullandığımız ürünlerin büyük bir kısmı da yabancı marka, yani tüketim ekonomisine sahip bir toplum olduğumuz halde bu zenginlik, bu kaynak, bu lüks, bu israf cesareti nereden kaynaklanıyor.
Ortalama dört beton duvar yani bir daireye insanlar nasıl 2.000.000 ile 20.000.000 TL arasında para verebiliyor. Çocuklarını ana okulları için yılda 40.000- 150.000 TL, ilkokullara 150.000-300.000 TL, Orta okullara 150.000-350.000 TL, Liselere 200.000-400.000 TL, Üniversitelere 400.000- 1.200.000 TL arasında yüksek paralar ödeyerek nasıl gönderebiliyorlar.
Bindikleri otomobillere nasıl 500.000- 5.000.000 TL, yazlıklara 2.000.000-10.000.000 TL arası paralar ödeyebiliyorlar. Benzin fiyatına ise yetişilmiyor.
Herkesin maaşı belli. Asgari ücretle çalışan yaklaşık 5 milyon kişinin aylık ortalama ücreti 17.000 TL, 10 milyon emeklinin maaş ortalaması 12.500 TL, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 20.000 TL, yoksulluk sınırı ise 65.000 TL, 2.4 milyon devlet memurunun ortalama memur maaşı açlık ve yoksulluk sınırı içinde ve 35.000 TL., 400 bin kamu işçisinin ortalama maaşı 40.000 TL, 18 milyon özel sektör işçisinin ortalama maaşı 25.000 TL., 780 bin öğretmenin maaş ortalaması 35.000 TL, 250 bin askeri personelin ortalama maaşlarının 50.000 TL olduğu göz önüne alınırsa,
Ev, yazlık, özel otomobil, çocukların eğitimi, mutfak masrafları, giyecek, sağlık gideri, telefon, elektrik, su, internet, yakıt, aidat vb. hesapladığınızda “Asgari geçim sınırı 17.000 TL olan ülkemizde bu maaşlar nasıl her şeye yetiyor.
Peki maaşlar belli ve geçinmeye bile yetmiyor iken üretimi olmayan, milli markaları olmayan yüksek teknoloji ürünleri ihracatı yapamayan bir ülkede bu kadar tüketim nasıl yapılıyor?
Bu bolluk, bu zenginlik, bu bitmeyen kaynak, bu korkusuz tüketim güveni nereden geliyor ?
Yoksa sadece kendimiz değil, çocuklarımız, torunlarımız, geleceğimiz büyük bir borç batağının içinde mi? Her şeyimiz ipotek altında mı? Yarın çocuklarımız bize ne diyecekler?
Bunun en güzel örneğini komşumuz Yunanistan krizinde gördük. Üretmediler, yediler, içtiler, lüks içinde yaşadılar, şımardılar ve bir gün geldi ülke iflas etti. Avrupa Birliğine dilenci durumuna düştüler..
Yine Avrupa onları bir şekilde AB kanatları altında koruyor. Peki biz böyle bir duruma düşersek bizi kim koruyacak ?
Allah yardımcımız olsun.