BİR EV İÇİN BİR ÖMÜR HARCANIR MI?
Düşünün bir kere bir insan ömür boyu çalışıyor ve başını sokacak bir evi ancak alabiliyor. Ev sahibi olmak için çalışırken yapımı yıllarca sürecek bir yapı kooperatifine giriliyor yada emekli olunduğunda alınan kıdem tazminatı ile bir ev ancak alınabiliyor. Günümüzde artık emeklilik yada tasarruflarda ev almaya yetmiyor artık. Diyelim ki başını sokabilecek bir ev alabildi. Sonra insan yaşlanıyor, sağlığını kaybediyor ve yıllarca bütün imkanlarını kullanarak zor zar alabildiği evi mirasçılara bırakarak doğru dürüst yaşayamadan bu dünyadan göç edip gidiyor. Peki bunun için bir ömür harcamaya değer mi?
Barınmak basit bir şeydir. Pahalı bir hapishaneyi kendi ellerimizle inşa etmek ve bu finansal yatırım için ömür boyu çalışmak nasıl tanımlanabilir. Önce başımızı sokacak bir ev olsun sonra elimize biraz daha para geçince olabilen en iyi ev ve sonra kazancımıza paralel içi eşya dolu ve içinde sadece yatmak için kullanılan atıl mekanlar, güzel vitrin köseleri, TV seyretmek için özel koltuklar, kahve keyfi için teraslar, balkonlar… Hele ki bu yatırım asansörle mesela 25. Kata ulaşmak yani eve girebilmek için bile dakikalar harcamaya gerek olan, topraktan uzak, steril ve beton yığını kopuk bir eve yapılırsa bunun üzerine hakikat ne olabilir…
Birde işin deprem ve doğal felaket boyutu var ki.. Kurallara uyulmadan, imar planına uyulmadan fay hatları üzerine yapılmış, en ufak bir sarsıntıda, heyelanda ve selde insana mezar olacak kontrolsüz, dayanıksız beton yığını mezar evler… Alın terimizle kazandığımız tüm kazancımız bir anda toprağa gömülebiliyor. Ülkemizde bunun bir çok örneklerini yaşadık.
Yabancılara baktığımızda genellikle kirada otururlar ama kazandıkları paraya kitap alırlar, hepsi üniversite mezunudur, kurslara, eğitimlere giderler kendilerini geliştirirler, dünyada gezmedik görmedik yer bırakmazlar, spor veya yürüyüş yaparlar, araba yerine bisiklete, motosiklete binerler, tiyatro, müzik, sergiler, festivaller vb nasıl mutlu oluyorlarsa o şekilde yaşarlar mutlu olmak için tüm sosyal faaliyetleri takip ederler.
Biz ise evimiz olsun daha büyük evimiz olsun, yazlığımız olsun, daha büyük arabamız olsun, marka yiyecek-giyeceklerimiz, son teknoloji telefonlarımız, TV’lerimiz olsun, %30’nu dahi kullanmadığımız daha çok eşyalarımız olsun, hiç kullanmadığımız koltuk takımlarımız, vitrinlerimiz vb. olsun….Herkes görsün. Herkes vay be desin.
Bütün paralarımızı kazancımızın büyüklüğüne göre buralara harcıyoruz.
Tamam gönül ister ki çok zengin olalım, kazancımız bol olsun ve o kazançla rahatlıkla arabamızı, evimizi gerekli kılık kıyafetlerimizi alabilelim ama yetecek kadar, abartmadan. Sağlığımızı bozacak kadar kendimizi kaptırmadan.
Bu konuda Peygamber efendimiz bize her zaman örnek olmuştur. O yaşamında sade bir hayat sürdürmüştür. Hangi konu olursa olsun, sınırı aşmak, ölçüsüz hareket etmek israftır. “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz…” buyurarak israfı yasaklamıştır. Akan bir nehrin kenarında bile olsan, normal bir miktarın üzerinde su kullanman israfa girer.” buyurur.
Yeterli kazancımız yoksa o zaman paramızla ev, araba, eşyalar almak yerine bizleri mutlu edecek güzel şeyler yapalım. Ömür kısa dünyaya bir daha gelmeyeceğiz. O zaman bu kısa ömrü sağlıklı geçirmemiz gerekiyor. Gerekirse kirada oturup, bisiklete binip ama kendimizi geliştirecek eğitimler alarak, sağlığımıza dikkat ederek, bol bol kitaplar okuyarak, yurt içi, yurt dışı seyahatler yaparak, farklı kültürdeki insanlarla tanışarak değerlendirelim. Tüm işlerimizde fazla masraf yapmayalım. İsraf etmeyelim. Ömür boyu sürecek hayatımızı sarsacak bizleri borç batağı içinde yaşatacak konut, araba, eşya vb alımlarına girmeyelim. Bunun yerine bizleri mutlu edecek faaliyetlerle ilgilenelim. Eğitim, Kurs, Spor, Sanatsal ve Teknolojik sergiler, Tiyatro, Festival, vb etkinliklere katılalım. Arkadaşlarla, dostlarla sık sık biraraya gelelim. Basit ama kendimizi mutlu edecek işler yapalım. Hayatı dolu dolu yaşayalım. Bu dünyaya bir daha gelmeyeceğiz. Etrafımıza faydalanamadığımız bunca mal, mülk, miras bırakıp fakir olarak göçmeyelim. Kendimize yatırım yapalım.
Dr.İlhami Pektaş