HAYATIMIZI İSTEDİĞİMİZ GİBİ YAŞAYABİLİYORMUYUZ ?
Yaşamak için zaman kalmıyor. Ölüm değil beni korkutan ! Boş bir yaşamın ardından varacağım yer olması sıkıyor canımı. Nedir ki? Kırklı yıllar, ellili yıllar, altmışlı ve yetmişli yıllar gelmesi hiç de uzun değil!
Ne bekler yaşam bizden? Hoyratça tüketiyoruz yaşamımızı. Yedi yaşında başlarsın okula, sonra yıllar yılı gider gelirsin, kara tahtalı değirmene, zamanını öğütmek için.
Yirmi iki yaşında alırken diplomanı, tüketivermişsindir yaşamının üçte birlik zamanını… Ama diploma yetmez!!, “İyi bir iş bulmak lazım !
Askerliğini de yap, sonrada evlilik hazırlığı. ” Askerlik, iş, evlilik derken bir on yıl daha uçuveriyor aniden yaşamımızdan. Bir de bakıyorsunuz yaş oluveriyor otuz beş!
35 yaş gerçekten yarısı mıdır yolun? Bu arada “Yaptığımız borçlarımızı ödeyelim, sonra daha iyi yaşarız. Biraz daha sabır !
Önce bir arabam olmalı daha sonra bir de başımızı sokacak bir yuvamız olsuna geliyor sıra. Biraz da onlara borçlanalım. Nasıl olsa öderiz, oda gelir geçer diyoruz.
Zaman geçtikçe bir bakıyorsun sağlık da artık eskisi gibi değil, Gözlük takmaya başlıyorsun, kilo sorunları başlıyor. Kalan on yılın birkaç yılı da hastalıkla geçiyor. Gerisi de varsa torunların peşinde geçecek.
“Hani biraz daha yaşayacaktık!!! ” diyorsunuz. Nedir yaşamın kısır döngüsü, iyi yaşayabildik mi acaba diyorsun? Bak herşeyimiz var, çocuklar da büyüdü artık, ne derdin olabilir ki?
Evlilik, birkaç çocuk, bir ev ve araba, işte yaşamın bilançosu. Bu mu hayat, bu mu yaşamın amacı acaba!
Şimdi sıra yaşlanmayı, ölümü bekleme de. Doğru ya bu kadar yaşadık. Peki boşa geçen bir yaşamın ardından nasıl gidilir oraya? Özgürce çizmeliydim yaşamımı, özgürce ulaşmalıydım sonuma. Kanaviçe gibi dokumalıydım, tüm hayatımı. Fakat bir ömür rüzgar gibi geldi geçti.
Tüketmek için bunca acele ettiğimiz takvim yapraklarına, onca hızla çevirdiğimiz akreplere yelkovanlara, içine gönüllü daldığınız o insafsız zaman çarkına..
Söyle bir uzaktan baktığınızda, ne hissediyorsunuz? “Ne kadarı benim hayatım, doya doya yaşadım mı acaba ” diye soruyor musunuz? Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime, ne kadarını da ben başkalarının ?. Aynadakinin ne kadarı benim, ne kadarı oynadıklarım?
Sevgiyi koydum, kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine.
Çünkü sadece bir tek sevgi var elimizde kalan; bunca yıllardan damıtılıp gelen..
Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarımızdan geriye. Ötesi yalan…
Acaba yaşamımız gerçekten sevgi içinde geçti mi ? Hayatımızın her anında sevgiyi doya doya yaşayabildik mi ?
Giderken geriye güzel şeyler kalıcı eserler bıraktık mı, bırakabiliyormuyuz ? Budur önemli olan. Gerisi boş, gerisi yalan.
İlhami Pektaş.