ÇİN ÜRETİMLE BÜYÜYOR BİZ İTHALATLA ÇÖKÜYORUZ.
Türkiye’de sanayi artık üretimle değil, mukavemetle ayakta kalıyor. Bir sanayici için üretmek, artık ekonomik bir eylem değil, ideolojik bir direnç halini aldı. Ve bu direnişin karşısında; düşük kaliteli ama devlet destekli Çin malları, yüksek enflasyon, maliyet krizi, sessiz kalan kamu kurumları ve kırılgan KOBİ yapısı var.
Bu tabloyu sadece “küresel ticaretin sonucu” olarak yorumlamak kolaycılıktır. Gerçek şu ki, Türkiye’de sanayi stratejik korumasız, üretici yalnız, pazar ise kontrolsüz biçimde işgal altında.
Çin’in Modeli: Devlet Destekli Yayılmacılık ve Pazar İşgali
Çin’in hedefi sadece rekabet etmek değil, alanı domine etmektir. Tüm imalat sektörlerinde Çin Devlet destekli sübvansiyonlar, Sıfır faizli ihracat kredileri, Lojistik ve navlun teşvikleri, Sahte belge ve sertifikalarla serbest dolaşım, vb
gibi yöntemlerle pazarlarda sistematik olarak boşluk yaratılmakta, sonra da bu boşluk doldurulmaktadır.
Bu, sadece ucuz mal satmak değildir. Bu bir ekonomik stratejidir. İşlevsiz bırakılmış rakip sanayilerin, Çin’e bağımlı hale getirilmesidir.
Türkiye’deki Manzara: Sessiz Bürokrasi, Yalnız Sanayici
Bugün Türkiye’de üretici:
Krediye ulaşamıyor, Enerji maliyetleri altında eziliyor, İthal ürünle rekabet edemiyor ve yerli ürününü kendi pazarında satamıyor.
Dönüm Noktasındayız: Üretimden Vazgeçen Ülke, Geleceğinden Vazgeçer
Bugün Çin’den yarı fiyatından daha düşük fiyata ithal edilen ürünler, Türk sanayicisinin rasyonel rekabet şansını ortadan kaldırmaktadır. Bu gidişle:
Kalifiye mühendis işsiz kalacak, Ar-Ge duracak, Küçük ve orta ölçekli üreticiler kapanacak, Türkiye, dışa bağımlı bir montaj ülkesine dönüşecektir.
Politika Önerileri: İthalat Değil, Yerli Üretim Desteklensin
a) Anti-Damping ve Gümrük Reformu
Çin menşeli ürünlere yönelik acil anti-damping soruşturmaları açılmalı, sahte belge ve standart dışı ürünlere karşı etkili gümrük denetimi sağlanmalıdır.
b) Yerli Üreticiye Özgü Kredi ve Teşvik Paketleri
Düşük faizli uzun vadeli yatırım kredileri, OSB’lerde enerji ve kira destekleri,
RG ve otomasyon modernizasyon hibeleri, İhracata dayalı teşvikler artırılmalıdır.
c) Kamu Alımlarında Yerli Önceliği
Savunma sanayi haricinde kalan kamu ihaleleri ve KOBİ destekleri de yerli üretimi öncelemeli; bu husus bir “tavsiye” değil, “zorunluluk” olmalıdır.
d) STK’lara Yasal Yetki ve Temsil Gücü
STK’lar, Kümelenmeler, yalnızca sektör temsilcisi değil, kamu politikası ortağı olarak konumlandırılmalıdır. Bu amaçla özel temsil mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Sonuç: Bu Bir Ekonomik Mücadele Değil, Milli Egemenlik Meselesidir
Sanayi yalnızca bir üretim biçimi değildir. Sanayi; bağımsızlık, egemenlik ve gelecek demektir. Stratejik sektörlerin Çin’e teslim edilmesi, sadece üreticinin değil, Türkiye’nin kendi oksijenini dışa bağımlı hale getirmesi anlamına gelir.
Bugün susarsak, yarın üreticinin sesi değil, ülkenin sanayi hafızası silinir.
Kaynak: Murat Alişiroğlu/KOMSAD