YAŞLILIKTA YAPILACAKLAR
Altmış yaşına ulaştıysanız, paraları saymayı bırakın ve anları saymaya başlayın.
Çünkü siz “her ihtimale karşı” tasarruf etmeye devam ederken, “her ihtimale karşı” durumlar dişlerini bileyliyor, yorulmanızı bekliyorlar ki kendinize izin vermediğiniz şeylerden faydalanabilsinler.
Zaten çalıştınız, çocuklarınızı büyüttünüz, acı çektiniz.
Şimdi sıra sende; şafağı sakin bir şekilde izle, hep ertelediğin şeyleri kendine ısmarla, en pahalı kahveyi vicdan azabı çekmeden ve gülümseyerek iç.
Çılgın girişimlere bulaşmayın ve her zaman “harika bir fikri” olan ama asla fatura ödemeyen “girişimci” oğlunuza kanmayın.
Ve lütfen çocuklarınızla birlikte yaşamayın.
Onları ziyaret edin, onlara sarılın, ama kapınızı ve huzurunuzu koruyun.
Kimsenin sorunlarını omuzlamayın.
Torunlar gülmek için vardır, büyütülmek için değil; çocuklar sevilmek için vardır, ihtiyaçlarının karşılanması için değil.
Bu yaşta vücudunuza, ama özellikle de zihninize iyi bakın.
Hastalıklar veya ilaçlar hakkında çok fazla konuşmayın; seyahatlerden, şarkılardan, mutlu anılardan bahsedin. Ve eğer biri size “artık işe yaramazsın” derse, zarifçe gülümseyin…
Ve bu kişinin henüz kimseye borçlu olmadan çok yol kat etmenin ne demek olduğunu anlamadığını hatırlayın. Gülün, yaşayın ve başkalarının istedikleri gibi kırgınlaşmalarına izin verin.
Zaten kazandınız: hâlâ buradasınız, dimdik ayakta duruyorsunuz, bir hikayeniz ve tarzınız var.
Ve bu, gerçekten de bir ayrıcalık!
Gabriel García Márquez
Edebiyat Ödülü sahibi dünyaca ünlü Kolombiyalı yazar.
Yaş yetmiş, iş bitmiş diyorlar
Böyle bir şey olabilir mi ?
Yaş ilerleyince koltuğa oturdum, geçmişi gözden geçirerek tek tek değerlendirdim :
Bir zamanlar bütün kalbimle inandığım ve uğruna emek harcadığım pek çok şeyin aslında birer yanılsama olduğunu gördüm.
Çocuklar mı? Onların kendi hayatı var.
Sağlık mı? Delik bir kovadan akan su gibi, farkında olmadan tükeniyor.
Emeklilik mi? Haberlerde geçen rakamlar ve şantaflı vaatlerden ibaret.
Yaşlılık acımaz. En çok can yakan yerden vurur: Umut.
Kendi sonuçlarımı çıkardım acı, gerçek ama insanı ayakta tutan sonuçlar.
1. Çocuklar sizi yalnızlıktan kurtarmaz.
Hayat boyu şöyle düşünürüz:
“Çocuklar büyüyünce yaşlılığım güzel geçecek. Onlar, yanımda olacaklar, destek olacaklar.”
Kulağa hoş geliyor. Ama gerçek farklı.
Çocukların kendi dertleri var: İş, güç, borç, kendi ailesi, kendi çocukları…
Ve sen, bir telefon bekler gibi onları beklersin.
Sanki bayram gelecekmiş gibi…
Telefon haftalarca susar.
Sonra bir gün kısa bir mesaj gelir:
“Baba, Anne, her şey yolunda mı var mı bir sıkıntı”
Ekrana bakarsın… iyi olduklarına sevinirsin.
Ama içindeki boşluk geçmez.
Şunu anladım:
Çocuklar yalnızlığa karşı garanti değildir.
2. Sağlık sonsuz değildir.
Eskiden düşünmeden gittiğin yerlere artık gitmek istemediğinde anlarsın:
Sağlık görünmez bir kaynak değil. O, senin asıl sermayendir.
3. Emekli maaşı ve para
Emekli maaşı hayat değildir çoğu zaman bir harçlık gibidir.
Sadece ona güveniyorsan, kendi kuyunu kazıyorsun demektir.
Yıllarca şöyle düşündüm:
“Bizi bırakmazlar.”
Bırakırlar. Hem de hiç düşünmeden.
Bir maaş, faturaya ve ilaca ancak yeter.
Gerisi mi? Kendin halledeceksin.
Bu yüzden kendi kurallarımı koydum.
Masal değil bunlar onurlu yaşamak için gerekenler.
Hayat için 5 dürüst kural
Kural 1: Para, çocuklardan daha güvenilirdir.
Kırılma ama gerçek bu.
Çocuklar sevgidir, mutluluktur… ama emeklilik planı değildir.
Sonuç net:
Kendin için biriktir.
Kenara koy.
Çalış.
Geleceğini düşün.
Az bile olsa özgürlüktür.
Kural 2: Sağlık senin asli işindir.
Birinci hedef: Ağrısız kalkabilmek.
Hareket et.
Yürü.
Egzersiz yap.
biraz daha az tuz, daha az şeker…
Basit görünür ama işe yarar.
Hastalık zengin fakir ayırmaz.
Kendine bakmayanı bulur.
Kural 3: Kendi kendinle mutlu olmayı öğren.
Beklemek en büyük düşmandır.
Telefon bekleme.
İlgi bekleme.
Hediye bekleme…
Sonu genelde hayal kırıklığıdır.
Mutluluğu kendin üret:
İyi bir yemek, güzel bir kitap, bir yürüyüş, sevdiğin bir müzik…
Sevinç, üzüntüye karşı en güçlü aşıdır.
Kural 4: Yaşlılık zayıflık sebebi değildir.
Bazıları sürekli şikayet eder:
“Her yerim ağrıyor… herkes suçlu…”
Sonuç?
En yakınları bile uzaklaşır.
Zayıflık merhamet değil, yorgunluk yaratır.
İnsanlar zor zamanda bile güçlü kalana saygı duyar.
Kural 5: Geçmişi bırak.
En tehlikeli tuzak: “Eskiden…”
Eskiden çimler daha yeşildi…
Çocuklar daha söz dinlerdi…
Hayat daha kolaydı…
Ama “eskiden” yok artık.
Sadece “şimdi” var.
Ben de bunu öğreniyorum:
Hayatı olduğu gibi kabul edip içinde yaşamayı.
Özgürlük ve güç senin elinde
Yaşlılık bir sınavdır.
Kimse senin yerine vermez bu sınavı.
Ya hayatı olduğu gibi kabul edip yeniden kurarsın…
Ya da koltukta oturup şikayet eder, birinin gelip seni kurtarmasını beklersin.
Kimse gelmeyecek.
Ama başını kaldırıp derin bir nefes alır, kendine gülümsersen…
Şunu fark edersin:
Yetmişten sonra da hayat var.
Ve o da iyi bir hayat olabilir.