TÜRKİYENİN SAVUNMA SANAYİNDE BAŞARISI

Türkiye, son 20 yıl içinde gelişmiş askeri teknolojisinin neredeyse tamamını ithal eden bir ülkeden, silahlı insansız hava araçları, deniz platformları, zırhlı araçlar ve giderek daha sofistike elektronik harp ve füze sistemleri üreten dünyanın önde gelen ülkelerinden biri haline geldi.

2000 yılında Türkiye savunma teçhizatının yaklaşık yüzde 80’ini ithal ediyordu. ABD’den F-16 savaş uçakları, Almanya’dan Leopard tankları, Avrupa tersanelerinden deniz platformları satın alıyordu. Hatta temel zırhlı araçlar ve hafif silahlar bile çoğu zaman yabancı üretim ya da çok düşük yerli katkıyla lisans altında monte ediliyordu. Türkiye’de savunma sanayi şirketleri vardı ama bunlar esas olarak montaj faaliyetleri ve bakım için kurulan tesislerdi.

2000 yılından sonra artık bedeli ne olursa olsun, ne kadar sürerse sürsün, yerli savunma sanayi inşa etmeye karar verildi. Bu dönüşüm bir gecede gerçekleşmedi. Yıllarca süren yatırım, planlama ve sistematik geliştirme gerektirdi. Ancak sonuçlar artık inkar edilemez ve giderek daha etkileyici seviyeye ulaşmış durumda.

Türk savunma sanayisinin en görünür başarısı silahlı insansız hava araçlarıdır. Buradaki asıl önemli nokta, Türkiye’nin işlevsel bir insansız hava aracı (İHA) üretmiş olması değil. Birçok ülke bunu yaptı. Önemli olan, kabiliyet, maliyet etkinliği ve sahadaki operasyonel başarının birleşimidir. Türk İHA’ları gerçek muharebe şartlarında benzer performans sunan Amerikan muadillerinden çok daha düşük bir maliyete sahip. Bir Amerikan MQ-9 Reaper İHA’sı yaklaşık 30 milyon dolar tutarken, bir Türk Bayraktar TB2’nin maliyeti yaklaşık 5 milyon dolar. Dolayısı ile hem kalite hem de maliyet faktörü öne çıkıyor. Türkiye şimdi 20’den fazla ülkeye İHA ihraç eder hale geldi.

Türk Deniz Kuvvetleri’nin amfibi gemisi TCG Anadolu’ da özellikle dikkat çekici. Türkiye, 20 sene önce böyle bir gemi inşa etmeyi hayal dahi edemezdi. Şimdi ise deniz araçları konusundaki uzmanlığını başka ülkelere ihraç ediyor. Türkiye, savunma sanayisinin ileri mühendislik ve karmaşık üretim gerektiren en zor alanlarında da önemli başarılar elde ettiğini ve füzeler, roketler, elektronik harp sistemleri ve haberleşme ekipmanları geliştiriyor. Türkiye’nin başarısı öncelikle büyük ölçekli devlet yatırımlarına ve ardından her şeyi sıfırdan icat etmek yerine entegrasyon ve sistem mühendisliğine odaklanması ile gerçekleşmiştir.

Türk İHA’larında bazı yabancı bileşenler kullanıldı. Başlangıçta Avusturya motorları, Kanada sensörleri. Ancak bu bileşenleri etkili bir sistem haline getiren kritik entegrasyon ve tasarım Türkiye’ye aitti. Bu akıllıca bir stratejidir. Gerçek yerli kabiliyete sahip olmak için her bileşeni yerli olarak üretmeniz gerekmez. Tasarım ve entregrasyonun kontrolü mutlaka sizde olmalıdır.  Türkiye bunu başarırken bir yandan da sistemlerindeki yerlilik oranını kademeli olarak artırarak % 20’lerden %80’lere getirdi.

Türkiye, savunma sanayisindeki başarısında bir diğer etken de rekabetçi bir yerli savunma sanayi ekosistemi oluşturulurken aynı zamanda ihracat yapılarak yeni gelişmeleri finanse etmek oldu. Böylece yerli silahlarla güçlenen Türkiye bölgenin baskın askeri gücü haline geldi. Bu sayede Libya’da iç savaşın dengesini değiştirdi, Suriye’de çekişmeli ortamlarda faaliyet gösterme kabiliyetini ortaya koydu ve Azerbaycan-Ermenistan savaşında etkili roller oynadı. Karadeniz de değişti. Türkiye, Boğazlar üzerinden erişimi kontrol ediyor ve artık yerli deniz ve İHA kabiliyetleriyle bu stratejik su yolunda baskın bir güç haline geldi.

Modern savaş uçaklarını başarıyla geliştirebilen ülke sayısı çok azdır. Türkiye, bu alanda da milyarlarca yatırım yapmaya ve ilerleme kaydetmeye kararlı. Beşinci nesil savaş uçağı KAAN, Türkiye’yi yerli gelişmiş muharebe uçağı üretebilen son derece seçkin bir ülke grubuna dahil edecek. Türkiye, sadece diplomatik ya da ekonomik olarak değil, yerli kabiliyetlerle askeri açıdan da caydırıcı ve ambargolar ya da yaptırımlarla önü kesilemeyecek bir güce erişecek.

Türkiye, yabancı askeri tedarikçilere bağımlılıktan kurtulmayı hedefledi ve bunu başardı. Ancak  başarmakla da kalmadı. Kendi başına önemli bir askeri sanayi gücü haline geldi. Türkiye’nin savunma sanayi devrimi, son 20 yılın en önemli askeri teknolojik gelişmelerinden biri olarak gösteriliyor.