KAHVENİN HİKAYESİ
Herkes bilmese de kahvenin tarihi aslında çok uzun bir geçmişe dayanıyor. Bugün farklı damak zevklerine hitap eden, kendine has lezzeti ve kokusu ile en güzel sohbetlere tat katan pek çok farklı kahve çeşidi bulunuyor. Peki hem lezzeti hem de sunumu ile gönülleri fetheden kahvenin bugünlere ulaşma hikayesi nasıl olmuştur?
MS. 800’lü yıllarda bugün Etiyopya dediğimiz Habeşistan’ın Kaffa şehrinin yüksek yaylalarında keçilerini otlatan Kaldi isimli bir çobanın birgün dikkatini ilginç bir şey çekti.
Yüksek tepelere çıkarken yorulan keçiler, bir ağacın kırmızı küçük meyvelerini yiyince canlanıyor, yerlerinde duramıyor, hatta uyuyamıyorlardı.
Çoban, “neden” diye sordu kendi kendine, sonra “bu meyveden olmalı” diye düşündü.
O meyvelerden kendisi de yedi. Kısa sürede güçlendiğini ve daha enerji dolu olduğunu fark etti. İşte o meyve kahveydi.
Kahve adı da bulunduğu şehrin adı Kaffa’dan geliyor.
Ünü kısa sürede bölgeye yayıldı. Özellikle Arap yarımadasında bir tutku oldu.
Araplar bu mutluluk hormonuna “Qahva” dediler, İngilizler, Coffe.
Etiyopya’da keşfinden sonra ünü ilk olarak Arap yarımadasına ulaşan kahve, bu bölgede epey popüler hale geldi. Öyle ki 15. yüzyılın başlarından itibaren Yemen’de kahve yetiştirilmeye başlandı. Ünü Yemen’den Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Avrupa’ya, oradan da Amerika’ya taşındı.
Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarının genişlemesi ile birlikte Osmanlı halkı da kahveyle tanışmıştır. Hatta 15. yüzyılın sonlarına doğru dönemin Yemen Valisi Özdemir Paşa, kahve lezzetini Osmanlı Sarayı’na sunmuştur. Böylece tarihte ilk kez Yemen’den İstanbul’a kahve ticareti de başlamış olur. Türk kültüründe Kahve Yemen’den gelir, suyu çemenden gelir diye türkülere, şarkılara, şiirlere girmiştir.
Zamanla kahve, sarayın en önemli içeceklerinden biri haline gelmiş; kırk kişilik kahve ustaları tarafından pişirilmeye başlanmış, hatta saray çalışanlarına bu ekibi yöneten “kahveci başı” adlı bir rütbe de eklenmiştir. Osmanlı Sarayında “Kahvecibaşı”nın tek işi padişaha kahve pişirmekti.
Kahve tüketimi Osmanlı’da sadece saray halkı ile sınırlı kalmamış, evlerde de pişirilmeye başlandı. Yine aynı dönemde halkın bir araya geldiği “qahveh khaneh” olarak adlandırılan meşhur kahvehaneler de kuruldu.
Kahveyi Afrika’dan Arap yarımadasına taşıyanlar Müslüman dervişlerdi. Amerika ve uzak doğuya taşıyanlar ise Hıristiyan keşişler oldu. Keşişler de kahvenin farklı türlerini geliştirdiler. Mesela Cappucino adı keşişlerin giydiği “kapşon”lu elbiseden geliyordu. Koyu kavrulmuş kahveden yapılana “Espresso” dediler. Bazıları Ekspresso dese bile orijinali Espresso. İspanyolca preslemek, sıcak anlamında. Süt üzerine espressoyu dökünce ortaya “Macchiato” çıktı. Macchiato İtalyanca benek demek. Sütün üzerinde kahve benekleri anlamında. Espresso’nun üzerine sıcak su eklenince “Cafe Americano” oldu. Espresso, süt ve kakao karışımına da “Mocha” dediler. İsmi Yemen’deki El Mocha limanından geliyordu.
Dervişler de kahveyi tek tip içtiler, tozunu sıcak su ile kaynattılar. Türk kahvesi dediğimiz de böyle yapılanlardan.
Aradan yıllar geçerken kahve tüketimi yalnızca İstanbul ile sınırlı kalmadı ve farklı ülkelere yayıldı. Avrupa coğrafyasında ilk olarak Venedik’te kahve tüketimine başlanması,1615 yılında Venedikli tüccarlar sayesinde oldu. Böylece kahve kültürünün en önemli ülkelerinden biri olan İtalya da kahve ile tanışmış oldu.
Avrupa’daki ilk kahvehane Polonyalı bir adam tarafından açılmış, burada kahve Viyana Kuşatması’nda Osmanlıların bıraktığı kahve tohumlarının demlenmesi yoluyla yapıldı. 1700’lü yılların ortalarına kadar Batı Avrupa’da İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerde ünlü yazar ve bestecilerin uğrak yeri haline gelen kahvehaneler çoğaldı.
Kahve İngiltere’ye ilk kez bir Türk tarafından getirilmiş, bu lezzeti çok beğenen üniversite öğrencileri ve çalışanları tarafından Oxford Kahve Kulübü kuruldu. Yine aynı dönemde “Angel” isimli ilk kahvehane açıldı. Londra’da gün geçtikçe yaygınlaşan kahvehanelerde şairler, yazarlar, sanatçılar, politikacılar ve yazarlar buluşmalar gerçekleştirmeye ve kendi aralarında uzun soluklu sohbetler yapmaya başladı.
Kahve tüketiminin yaygınlaşması ile bu zamana kadar yalnızca Arap yarımadasında yapılan kahve üretimi, artan talebi karşılama noktasında yetersiz kaldı. Bu doğrultuda farklı coğrafyalarda da kahve üretimine dair çalışmalar yapıldı:
- 17 yüzyılın ortalarında Hollanda’da kahve yetiştiriciliğine başlandı.
- Hollanda’da üretilen kahve tohumları Hindistan’a da ekildi fakat istenilen verim elde edilemedi.
- Son olarak Endonezya’daki Java adasına önce Liberica sonra da Robusta kahve çekirdekleri ekildi ve başarılı sonuç alındı.
Bu kahve ağacı tohumu sayesinde yalnızca yarım asırda milyonlarca kahve ağacı yetiştirildi. Kahvenin tarihi, Amerika’da, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerine göre daha geç başladı. Her ne kadar 1600’lü yıllarda tıpkı Avrupa’da olduğu gibi Amerika’da da kahve evleri sayıca çoğalmış olsa da bu dönemde çay, Amerika’nın en popüler içeceği olmaya devam etti. Amerika’nın bağımsızlığını kazanmasındaki en önemli olaylardan biri olan Boston Çay Partisi’nin ardından kahve, Amerika’da da ün kazanmaya başladı. Hatta öyle ki bir fincan kahve “Cup of Joe” olarak adlandırıldı ve bugün Amerika’nın ulusal içeceği haline geldi.