NEDEN MUTLU OLAMIYORUZ?
Bağırıp çağırmayı, stres yapmayı, kaba davranmayı, önyargılı olmayı, hüzünlenmeyi eleştirmeyi, hep kötü şeyler beklemeyi alışkanlık haline getirmişiz, iyimserlikleri raflara kaldırmış, dolaplara saklamışız…
Asık suratla yaşamayı tercih ediyoruz, basit bir gülümsemeyi kendimize ve çevremizdekilere çok görüyoruz.
Geçmişle ilgili aklımıza hep yaşanan köyü şeyleri getiriyoruz. Yaşanan güzellikler nedense unutulup gidiyor.
Olumsuzluk üretilen meclisleri terk edip kalmak yerine, orada oturup onları dinlemeyi ve onlara katılmayı tercih ediyoruz.
Hep oturuyoruz, hep daracık evlere ve ofislere sıkışmış kalmışız. Aklımıza doğaya çıkmak, parka gitmek, bir akşam yürüyüşü yapmak nedense gelmiyor.
Birilerinin evine gittiğimizde kendi evimizle onun evini karşılaştırıyoruz. Ya ne güzel bak gezmeye gitmişsin stresini atsana… Hayır! illa kendi evimizdeki eksiklikler kafamıza takılıyor. Evimizdeki fazlalıkları nedense kafaya takmıyor, şükretmesini bilmiyoruz.
Kendimize bakmıyoruz aksine çoğu zaman kendimizi salıveriyoruz. Daha sonra aynanın karşısına geçip eksikliklerimize odaklanıyoruz.…
Birkaç kişi bir araya geldiğimizde her şeyin çok güzel olduğunu söyleyen birine rastlamıyoruz. Olumlu bir konuşma yok. Herkes hayat denizinde nasıl boğulduğunu anlatıyor. Ruhlarımızı dindiren bir sohbet yapmıyoruz. Paramız yok, geçimimizi zor sağlıyoruz, hepimiz hastayız, kayınvalidem, kayınpederim neler çektiriyor, ülkenin durumu, hayat beni bu aralar boğuyor, sürekli kavga halindeyiz, vs…
Ev sahibi değilken hep evimiz yok diye sızlanıyorduk. Başımızı sokabileceğimiz bir ev aldık, daha büyük bir ev alsak ne olurdu diyoruz. Allah onu da nasip ediyor bize, Şimdide keşke birde yazlığımız, kışlığımız, karavanımız olsa diyoruz…
İkinci el bir arabamız olsun ayağımızı yerden kessin yeter diyoruz. Dileğimiz yerine geliyor ama rahat durmuyoruz bu kez de neden sıfır araba, daha sonra en üst model olsun diye yakınıyoruz…
Karşımızda bir hata yapan var ise onu affetmek yerine cezalandırmayı tercih ediyoruz.
Komşumuza rahatlayalım diye gezmeye gidiyoruz… Yeni aldıkları plazma televizyonu görünce birden huzurumuz kaçıyor… Gezme boyunca onu kafaya takıyoruz bizim niye yok diye… Rahatlayalım diye gittiğimiz gezmeden iyice rahatsız olup evimize dönüyoruz…
Basit bir hastalığa yakalanıyoruz hayata lanet okuyoruz. Başkaları niye hastalanmıyor diye sızlanıyoruz. Bizlerden daha kötü, iyileşme umudu olmayan hastalar var onları düşünüp nedense halimize şükretmiyoruz. Hastanelerin onkoloji bölümünde yatan sürekli kemoterapi ve radyoterapi gören kanser hastalarını düşünmüyoruz…
Birisinin bir hareketini hemen üstümüze almaya hazırız, onunla kavga etmeye, ona küsmeye, onu kırmaya programlamışız beynimizi… En ufak bir tartışmayı kafaya takıyoruz ve günlerce onu düşünüyoruz.
Olaylardan çabuk kurtulmayı beceremiyoruz veya becermek istemiyoruz…
Çarşıda bir giysi almaya çıkıyoruz, maalesef ne alacağımıza karara veremiyoruz. Hayatımız hep kararsızlıklarla geçiyor, hayatı hatasız yaşamak istiyoruz. Hayatı hep sağlıklı geçirilecek bir olgu olarak düşünüyoruz. Mükemmeliyetçi olarak yaşamanın daha iyi olduğunu zannediyoruz.
Kafamıza çok basit şeyleri takıyoruz…
Yine ev dağınık. Bu perdenin ucu niye eğri duruyor, bir hafta sonra günüm var şimdiden temizliğe başlayayım, bahar da yaklaşıyor en az on gün evi temizlemem lazım, sehpanın örtüsü azıcık kıvrılmış onu düzeltmem lazım, ya mutfakta iki kirli bardak kalmış kalkıp onları yıkayayım, yarın ne yemek yapsam acaba. Diş macununun kapağını kim kapatmıyor, kâğıt havlu böylemi koparılır… Komşularımızla birlikte bir araya geldiğimizde hep ağlatan programlar seyredip, batsın bu dünyayla başlayan şarkılar dinliyoruz. Daha neşeli, insanı motive eden, eğlendiren, güldüren programları seyretmiyoruz. Nedense hüzünden melankoliden hoşlanıyoruz.
Çocuklarımıza iyi bir eğitim veremediğimizi onlarla yeterince ilgilenmediğimizi, onlara her istediğini almadığımızı düşünüp hayıflanıyoruz…
Çocuk yuvalarında annesiz ve babasız, bakıcıların elinde büyüyen bebek ve çocukların hallerini düşünmüyoruz…
Aslında mutlu olmamız için o kadar çok ve güzel şeyler var ki yeter ki beynimizi lüzumsuz kaygı ve streslerden uzak tutalım ve bizde var olan etrafımızdaki güzellikleri görebilelim…
Olumlu düşünelim, olumlu bir hayat yaşayalım.
Sadece niyet meselesi….
Bu sabah kalktığımda 2 seçenek var hayatımda; Bugün tüm yaşayacaklarıma olumlu çerçeveden bakmak, mutlu, huzurlu olmak yada her şeyden yakınarak dert sahibi olmak, üzülmek.
Ben olumlu ve huzurlu olmayı seçiyorum,
Dr.İlhami Pektaş