İmalat-ı Harbiye’den SSB’ye
Cumhuriyetin ilanından bugüne kadar son 100 yıllık sürece bakıldığında da savunma sanayiinde çok önemli kırılma noktaları yaşandığı görülmektedir.
Cumhuriyet, Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı’dan çok güçlü bir savunma sanayii devralmamıştır. Özellikle İstanbul’daki fabrikalarda bulunan malzemelerin Anadolu’ya geçirilmesi ve 10 Ocak 1921 tarihinde Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğünün kurulması büyük önem taşımaktadır. O tarihte Milli Müdafaa Vekaleti bünyesinde Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğü ve Sevkiyat ve Nakliyat Umum Müdürlüğü kurulmuştur. Türk İstiklal Savaşı’nın cephelere kadar uzanan lojistik ve silah sistemlerini sağlayan bu iki genel müdürlüktür.
Dolayısıyla cumhuriyetin ilanıyla birlikte, Askeri Fabrikalar Umum Müdürlüğünün bünyesinde, yoğun olarak Ankara ve Kırıkkale bölgesinde askeri fabrikalar kurulmaya başlanmıştır.
Yabancı firmalardan alınan makine ve malzemeler de buraya getirilerek, savunma sanayiimizin cumhuriyetin ilk yıllarındaki altyapısı kurulmaya çalışılmıştır. Bunun ötesinde, Mustafa
Kemal Paşa’nın bu dönemde yapmak istediği en önemli işlerden bir tanesi de özel sektörü
bu alana sokmak olmuştur. Bu girişimlerden en önemlisi 1925 yılında Şakir Zümre’nin ilk fabrikayı kurmasıdır. Bu fabrikada üretilen bombalar 1937 yılında Yunanistan’a ve Polonya’ya
ihraç edilmiştir.
Cumhuriyet döneminin ikinci kırılma noktası, yine o günün zor şartlarında, Cumhuriyetin ilanından üç yıl sonra Kayseri’de Tomtaş’ın kurulmasıdır. Alman Junkers firmasıyla ortak atılan bu adım da uzun soluklu olmamıştır. Tomtaş, Kayseri Tayyare Fabrikası’na evrilmiş, sonrasında ise bakım fabrikasına dönüştürülmüştür.
Bir başka özel sektör girişimi, 1930 yılında Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Killigil’in kurduğu tabanca üretimi yapılan fabrikadır. 1940’da Nuri Demirağ bir uçak fabrikası kurmuştur. 1926 yılında Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden biri olan Selahattin Reşit Alan, Atatürk tarafından Fransa’ya dört yıllığına mühendislik eğitimi için gönderilmiştir. Selahattin Alan’a telgraf çeken Atatürk; “Ben sizi bir kıvılcım olarak yolladım, ateş topu olarak bekliyorum” demiştir. O
günün şartlarında cumhuriyetin ilk yıllarında iki elin parmakları kadar mühendisimiz ya var ya
yoktur ama bugün savunma sanayiinde ASELSAN’da, HAVELSAN’da, ROKETSAN’da binlerce mühendisimiz etkin bir şekilde faaliyetlerini sürdürmektedirler.
1940’larda Ankara’da Etimesgut Uçak Fabrikası ve Uçak Motor Fabrikasının açılışı ve faaliyetleri bir başka kırılma noktasıdır. 1950’de askeri fabrikaların Makine ve Kimya Endüstrisi
Kurumuna devriyle birlikte bu uçak fabrikalarının devri de gerçekleşmiştir. 1951’de Etimesgut
Uçak Fabrikasında ürettiğimiz uçak Danimarka’ya ihraç edilmiştir. Bu fabrikada hem planör
hem nakliye uçağı hem de eğitim uçağı üretilmiş, ancak 1968 yılında burası maalesef tekstil fabrikasına dönüştürülmüştür.
1954 yılında Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Ar-Ge Daire Başkanlığı kurulmuştur. 1970 yılında
ise MSB Teknik Hizmetler Daire Başkanlığı hizmete girmiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra uygulanan ambargo ise bize kendi uçağımızı yapmaya giden yolun açılmasını sağlamıştır.
1980’lerde Özal döneminde izlenen liberal ekonomi politikaları çerçevesinde özel sektör ön
plana çıkmaya başlamıştır. 1983 yılında kurulan Savunma Donatım İşleri Genel Müdürlüğü,
1985’te Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığına (SAGEB) evrilmiştir. 1989’da Savunma Sanayii Müsteşarlığının (SSM) kurulması ise bu dönemin en önemli
adımlarından bir tanesidir. 1991’de Savunma Teknolojileri, Mühendislik ve Ticaret Anonim
Şirketinin (STM) kuruluşu da savunma sanayii açısından önemli bir tarihtir.
1998 yılında Bakanlar Kurulu tarafından “Türk Savunma Sanayii Politikası ve Stratejisi
Esasları” kabul edilmiştir. Burada caydırıcılık, kriz yönetimine askeri katkı, ileri savunma ve
kolektif güvenlik unsurlarına dayanan yeni strateji ortaya konulmuş; yerli ve yabancı sektöre
açık, dinamik, yeni teknolojilere kolay adaptasyonu olan milli projelere geçiş için savunma
sanayiinin stratejik planları hazırlanmıştır.
2006 yılından itibaren bugünkü anlamda modern savunma sanayiine geçiş ve Savunma
Sanayii Müsteşarlığının 2011 yılından itibaren uygulamaya başladığı 2012-2016 Stratejik
Planı ve 2017-2021 Stratejik Planı tarihsel süreçteki en önemli dönüm noktaları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Savunma sanayiindeki gelişmeler Türk milletinin en önemli moral gücüdür. Çünkü 17’nci yüzyıldan itibaren Batı’nın gerisinde kalmış olmamız yeni yetişen nesillerde bir kompleks yaratmıştır. Ama özellikle son 10 yılda yapılan hamlelerle bu tablo değişmeye başlamıştır. Milli Muharip Uçağımızın uçurulması, Anadolu gemimizin envantere girmesi, İHA ve SİHA’larımızın
sağladığı başarılarda olduğu gibi halkımızın morali bir hayli artırmış ve kendimize güvenimiz yerine gelmiştir.
Bulunduğumuz coğrafyada, jeopolitik ve stratejik konumumuzdan dolayı en hassas noktamız
savunma sanayiidir. Kaynaklarımız, ekonomimiz, finansımız yetersiz olabilir, fakat savunma
sanayiimizden vazgeçtiğimiz anda bu coğrafyada barınma şansımız her geçen gün düşecektir. Dolayısıyla sonuna kadar savunma sanayiinin her türlü alanına eğilmemiz gerekmektedir.