ZENGİN TOPRAKLARIN FAKİR KÖYLÜLERİ
Hepimizin bildiği gibi dünya üzerindeki fakir ülkelerin % 90’dan fazlası Müslümandır. ABD, Kanada, Japonya, Rusya, İngiltere, Almanya, İsrail, Fransa ve AB ülkeleri rahatlık ve huzur içinde yaşarken Müslüman ülkelerde yaşayanların büyük bir kısmı neden açlık ve sefalet içinde yaşarlar.
Sadece Basra Körfezi, bölgesinde dünya petrol rezervlerinin üçte ikisini içermektedir. Yapılan araştırmalara göre yalnızca Suudi Arabistan’ın tespit edilmiş 262 milyar varil petrol rezervi mevcuttur. Bu miktar dünya petrolünün % 25.4’ü demektir. Dünya petrol rezervlerinin % 11’i Irak, % 9.6’sı Birleşik Arap Emirlikleri, % 9.2’si Kuveyt, % 8.6’sı İran, % 13’ü diğer OPEC ülkeleri ve geri kalan % 22.6’sı dünyadaki diğer ülkelere aittir.
Bu doğal kaynakların normal koşullarda bu coğrafyada yaşayan Müslümanlara ekonomik refah getirmesi, hatta tüm Müslümanlara da bu refahın yansıması gerekir. Ama maalesef tüm göstergeler bunun tam tersini işaret etmektedir.
ABD Enerji Bakanlığı’nca yapılan araştırmalar, Körfez Bölgesi’nin petrol ihracatının daha da artacağını ve Petrol fiyatının daha da göstermektedir. Bunun anlamı 2020’li yıllarda bu bölgenin çok önem kazanacağı ve patlamaya hazır bomba gibi olacağıdır.
Günümüzde olduğu gibi gelecekte de dünya enerji ihtiyacı yine büyük oranda Müslüman
Coğrafyadan sağlanacaktır. Petrole ilaveten, Ortadoğu’nun dünya gaz rezervinin yaklaşık % 40’ına sahip olduğu jeolojik araştırmaların ortaya koyduğu bir başka bir gerçektir. Bunun % 35’i Körfez bölgesindedir. Öte yandan Cezayir, Libya ve diğer bazı Kuzey Afrika ülkelerinin toplam rezervi ise dünya rezervinin % 4 civarındadır.
Ayrıca de Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri doğal gaz ve petrol açısından bir hayli zengindir. Kazakistan’ın tespit edilmiş petrol rezervi 17. 6 milyar varildir. Doğal gaz kapasitesinin ise 58-83 trilyon m3 arasında olacağı tahmin edilmektedir. Türkmenistan’ın doğalgaz yataklarındaki rezerv miktarı ise 98-155 trilyon m3 arasındadır ve bu ülke dünyanın en büyük dördüncü doğal gaz üreticisidir. Ancak bu yer altı kaynaklarının ya ABD, ya Rusya, ya Çin ya da İngiltere, Fransa, Almanya, İsrail gibi Avrupa ülkelerinin kontrolündedir.
Maalesef Müslümanlar, “zengin toprakların fakir köylüleri” durumundadır.
Özbekistan ve Kırgızistan altın üretiminde dünyanın önde gelen ülkelerinden olmasına rağmen insanlarının hayat standartları ise neredeyse dünyanın en gerisindedir. İslam ülkeleri fakirdir çünkü özellikle G7 ülkeleri ve yandaş ülkeler dinimizin içine fitneyi, fesadı sokmakta ve bunu çok iyi başarmaktadırlar. Bugün İslam dünyası çok başlıdır. Dünyanın pek çok yerinde meydana gelen Müslüman mezhep kavgaları, emperyalistlerin ve haçlı projesi kapsamında Müslümanlara karşı projelerinin bir parçasıdır. Müslümanlar bugün ülkelerini kavuran kavimcilik, ırkçılık, mezhepçilik vb. gibi her biri ayrı bir fitne başı olan haçlı seferi oyunları ile içten içe dinden ve zenginliklerinden uzaklaştırılmaktadırlar.
Bugün halen başta Afganistan, Irak, Suriye, Mısır, Libya, Myanmar, Somali, Mali, Kuzey Nijer, Moritanya ve Çad olmak üzere pek çok ülkenin askeri yada kendi askerleri ve kışkırtılmış topluluklar bu bölgelerde Müslüman halka zulmetmeye devam ediyor. Başta ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, İsrail, Almanya olmak üzere bu bölgelerde önce iç savaşların planlanıp uygulamaya konulması daha sonra barış götürme bahanesiyle milyonlarca Müslüman katledilmiş, esir edilerek zulme uğratılmışlardır.
Diğer taraftan yoksulluğun ve kuraklığın hâkim olduğu diğer Afrika ülkeleri; Fransızlar, ABD, Rusya, İngilizler, Portekizler, İtalyanlar, Hollanda, Belçika, İsrail tarafından her türlü fitne, fesat ve kışkırtmalara alet olmakta, çıkartılan iç karışıklar ve kardeş kavgaları arasında tüm hızıyla sömürülmektedir. Yıllardan beri çöl ve kuraklık etkisiyle zaten fakir olan Afrika halkı, oraya gelen dış güçlerin petrol ve maden kaynaklarına el koymasıyla kıtlığa ve sefalete maruz bırakılmıştır.
Türkiye’ye bakacak olursak, Türkiye cumhuriyetten sonra ne zaman kalkınmaya, gelişmeye başlasa 1960 yılından sonra her 10 yılda bir darbe, terör, PKK saldırıları, Ermeni saldırıları, mezhep kışkırtmaları, gibi dış ve iç odaklı emperyalist güçlerin kurgularıyla gelişmesi engellenmeye çalışılmış ve çoğunda gelişmesi engellenmiştir. Çünkü kontrol altına alamadıkları ve güçlü bir Müslüman ülkenin varlığına asla izin vermek istememektedirler.
İran’ın sahip olduğu 6000 kg düşük zenginlikteki uranyum, 5 atom bombası üretmeye yeterlidir. Bu durum bölgesel gerilimi ve istikrarsızlığı daha da artırmış, batılı emperyalist ülkelerin bölgeye kalıcı olarak yerleşmesi için adeta iştahları kabartmıştır.
Rusya’nın en fazla silah satışı yaptığı ülkeler arasında Suriye, Hindistan, İran ve Latin Amerika ülkeleri yer alıyor. ABD’nin en çok silah sattığı ülkeler arasında S.Arabistan, Birleşik Arap Emirliği, Mısır, Cezayir ve Libya dikkat çekiyor. Çin’in silah ihraç ettiği ülkelerin başında % 55 ile Pakistan, % 8 Myanmar, diğerleri ise Bangladeş, Cezayir, Fas’tır.
Dünyanın en çok silah satan ülkesi ABD’nin yıllık silah ticaret hacmi 67 milyar dolardır. Dünyanın en büyük silah alıcısı da Suudi Arabistan’dır. Suudi Arabistan’ın 2012’de aldığı silahların toplam bedeli yaklaşık 34 milyar dolardır. Yani ABD silah sanayinin ürettiği silahların % 50.2’si Suudi Arabistan almıştır. Körfez ülkeleri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman rekor seviyelerde Amerikan malı silah alarak ordularını güçlendirmişlerdir. Yani Arapların petrolden kazandıkları paralar yine ABD’ye aktarılmaktadır.
Görüldüğü gibi ABD’nin ve yandaşlarının petrol zengini Arap bölgelerinde savaş çıkarmasının nedeni silah satışı ile para kazanması, Müslümanların fitne, fesat, iç savaşlar, kardeş çatışmaları ile birbirine düşman edilerek yok edilmesi ve buradaki doğal kaynakların kendi kontrollerinde olmasının sağlanması içindir.
Dünyadaki savaşları ve haksızlıkları korumakla görevli Birleşmiş Milletlerin daimi üyeleri de, ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’dır. İşin İlginç yanı, Dünyaya en çok silah satışı ile dünyada karışıklık çıkararak bulanık sudan balık avlayan yine bu ülkelerdir. Hristiyan ve Emperyalist Batılı ülkelerin Müslüman ülkeler üzerinde sürekli fitne, fesat, mezhep kışkırtmaları ile geri kalmışlık ve cehalet içinde bırakarak, gerektiğinde korkutarak Müslümanları parçalaması, bölmesi, sürekli baskı, yokluk ve cehalet içinde kalan bu ülkeleri ve bölgeleri kontrol altına alarak, haçlı seferleri ile Müslüman coğrafyasının gelişmesine engel olmak ve tüm doğal kaynaklarını sömürmektir.
SONUÇ : Müslüman ülkeler bu fitne, fesat, mezhep kışkırtmaları ile kendilerine kurulan bu tuzakları görmedikçe, Eğitime önem verip cahillikten kurtulmadıkça, Müslümanlığı gerçek anlamda doğru anlayıp uygulamadıkça, birlik ve beraberlik içinde olmadıkça bu iç çatışmalar devam edecek ve Hristiyan emperyalist güçler, Müslümanların elindeki tüm doğal kaynakları çıkarılan bu kasıtlı kargaşa ortamlarında sonlandırıncaya kadar sömürmeye devam edecek, Müslümanların gelişmesine asla izin vermeyeceklerdir. Ne yazık ki Müslümanlar kendi topraklarında kiracı durumundadırlar.