MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİ KURULMADAN DÜZEN OLMAZ
Sn. Cumhurbaşkanı, Eğitim Sisteminin bozukluğundan şikayet ediyor. 20 yıllık siyasi iktidarı döneminde, Milli Eğitim Bakanı görevinde bulunanların tamamı ”Milli Eğitimden” şikayetçi olmuşlardır. 2002 den önceki dönemin Milli Eğitim Bakanları da, aynı şikayeti yapıyorlardı. Görev başına gelen en yetkili kişiler neden ”MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİNDEN” şikayet ediyor?
Bu sorun, 27 Aralık 1949 tarihinde imzaladığımız Fulbright Anlaşmasından kaynaklanıyor. Amerikan Senatörü William Fulbright, Latin Amerikayı sömürgeleştirme amacıyla kurguladığı eğitim sistemini, Türkiyeye kabul ettirdi. O günden beri, Milli Eğitim Sistemimiz düzen tutmuyor.
İkinci Dünya Savaşından sonra Rusya, Kars ve Ardahanı geri istiyor. Boğazlarda hak iddia ediyordu. Türkiye mecburen, savaş galibi Amerikaya yaklaşmak zorunda kaldı. Bu zaruret yüzünden, Amerikan kültür emperyalizminin dikte ettiği anlaşmayı imzaladı. Daha sonra anlaşmayı imzalayan Rahmetli Cumhurbaşkanı İnönü ”Bir işin yapılmasını emrediyorum, haberi Amerikan elçisinden öğreniyorum” diye şikayet ediyor, ülkeye uzman adına giren Amerikalıların faaliyetlerinden ”rahasızlığını” dile getiriyordu. Fakat iş işten geçmişti.
Fulbright Anlaşmasına göre Milli Eğitim Komisyonu kuruldu. Komisyon 8 kişiden oluşuyor. Dördü Türk, dördü Amerikalı. Başkan Amerikalı. Başkanın iki oyu var. Dolayısıyla, kararları Amerikalılar alıyor. Komisyon Milli değil. Komisyon halen görev başında. Başkanı, Rothschild Bankası ING’nin Genel Müdürü. Başkan gündemi hazırlıyor. Komisyon, sadece gündemi kabul etmekle kalıyor.
”Komisyon ne yapıyor” sorusuna cevap çok basit. İçinde yaşadığımız EĞİTİM SİSTEMİNİN düştüğü felaket cevabı veriyor.
70 yıl içerisinde MİLLİ DEĞERLERDEN yoksun bir kuşak yaratıldı. Eğitim sistemi yoluyla ”okumuş cahiller üreten” başka bir Avrupa ülkesi yok. İnsanımız okuyor ve fakat tarihini bilmiyor. Okuyor, meslek sahibi olamıyor. İmam Hatip dahil tüm liselerimiz ”mesleksiz insan” yetiştiriyor. 18 yaşına gelen ve liseyi bitiren genç ”mesleği olmadığını” fark ediyor. Büyük bir gayret ile Üniversiteye girmeye çalışıyor. Ne acıdır ki, Üniversitelerin bir kaçı dışında hiçbirisi meslek kazandırmıyor.
Komisyon, Milli Eğitimi Türk Kültürüne yabancılaştırmakla kalmadı. Kendine uygun insan potansiyelini de yarattı. Komisyon ”Amerikan okullarında okutmak amacıyla” burs veriyor. Yetenekli ve zeki gençleri Amerikaya taşıyor. Eğitiyor ve kendine bağımlı hale getirip, ülkedeki makamlara yerleştiriyor.
Bu yöntemi en çok Fransa, sömürgelerinin yönetiminde kullanıyordu. Amerika ”kendi çıkarına uygun” eğitim anlayışıyla Fransayı geçmiştir. Tarihe not düşen kararı 1972 yılında ABD Başkanı Nixon vermiştir. Nixon, Rusyayı güneyden kuşatmak amacıyla uygulamaya koyduğu ”Yeşil Kuşak Projesi” için dini eğitime önem verilmesini emretmişti. Uygulama başarı ile sürdürüldü.
1990 yılında Rusya sistem değiştirdi. SSCB dağıldı. Ama, eğitim sistemimiz laik eğitimden uzaklaşan düzeni devam ettirdi. Amerika, bu uygulamadan memnun. Zira, ”okumuş cahiller” sorgulamıyor, kolay biat ediyor.
Sonunda siyasi iktidar, milli eğitimden şikayet etmeye başladı. Türkiye sosyo-ekonomik yapısına uygun Milli Eğitim Sistemini kurmak mecburiyetinde. Bunun sıkıntıları yaşanıyor.