HAYAT DERSLERİ

YAŞAMIN İÇİNDEN-HAYAT DERSLERİ

 

KEŞKE BUNLARI ÖNCEDEN BİLSEYDİM

Andrew Galasetti

1. Fırsatları siz yaratmalı ve kovalamalısınız:
Fırsatlar çok nadiren kendisini aramayan birilerinin kapısını çalar. Fırsatları siz yaratmalı ve kendiniz aramalısınız. İnisiyatifi ele alıp işleri sizin yürütmeniz ve kapıları sizin açtırmanız gerekecektir.
2. Olumsuz düşünce size sadece daha fazla olumsuzluk getirir:
Olumsuz düşüncelere odaklandığınızda bütün görüp göreceğiniz nimet olumsuzluğun kendisi olacaktır. Hayatta olumlu şeyleri aramazsanız, olumlu şeyler başınıza gelse bile siz onun sadece olumsuz yanlarını görebiliyor olabilirsiniz.
3. Bulunduğunuz konum, sizin neler yapabileceğinizi belirlemez:
Evsiz biri de olsanız, konaklarda da yaşasanız, zengin veya fakir de olsanız veya hatta üniversiteden tam notla mezun da olsanız veya sınıfta kalmış olsanız bile; bunların gelecekte bir etkisi yoktur. Bu görüş açısını destekleyecek çok fazla sayıda başarı öyküsü vardır. Eğer azminiz ve yeteneğiniz varsa ulaşamayacağınız nokta yoktur. Kendi sınırlarınızı ve ufkunuzu siz kendiniz tayin edersiniz.
4. Başkalarına yardımcı olamıyorsanız, kendinize de faydanız yoktur:
Sadece başkaları için kapıyı tutmak veya buna benzer basit bir jest bile olsa sizin hayatınızda mucizeler yaratır. Hem kendinizi harika hissedecek hem de yaptığınız iyilik hayat yolunda bir şekilde size geri dönecektir, siz fark etseniz de fark etmeseniz de… Başkalarına yardım etmiyorsanız, onlar da size yardım etmeyeceklerdir ve aslında yardım etmeleri de gerekmiyor demektir.
5. Kişisel tutkunuzu takip edin, para da sizi takip edecektir:
Tutkunuz varsa ve işinizi yaparken keyif alıyorsanız ben buna “iş” demem. O işte yeni bir şeyler yaratmak için odaklanın ve daha fazla tutkuyla davranırsanız eninde sonunda para size gelecektir. Eğer sadece paraya odaklanırsanız, para size gelmeyecektir çünkü siz sadece miktara odaklanmışsınız demektir, kaliteye değil.
6. Kendinizden keyif alın:
Mümkün olduğunca hoşça vakit geçirin, her şeyi ciddiye almayın. Endişelerinizi kenara itin ve keyifli şeyleri yakınınıza çekin.
7. Eğer kolay olsaydı herkes yapardı:
İşte bu yüzden “çabucak zengin olma” reçetelerinin hiçbiri işe yaramaz. Eğer bu kadar kolay ve çabuk yoldan zengin olmam mümkün olsa o zaman herkes milyoner olurdu. Para kazanmak ve size verilen görevi başarmak sıkı çalışmayı gerektirir ama harcadığınız çabaların karşılığını en sonunda alırsınız.
8. Planlı olmak iyidir ama spontan olmak da iyidir:
İş hayatında ve özel hayatta geleceği planlamak önemlidir ama bu planı çabucak değiştirebilecek durumda olmak da önemlidir. Bazen çeşitli insanlar ve olaylar planlarınızla sizin aranıza girecektir, işte o yüzden yeri gelince planlarınızı değiştirmeniz veya iptal etmeniz gerekecektir. Arada bir spontan olun, o zaman hayat çok daha ilginçleşecektir.
9. Pek çok yeteneğiniz var:
Yetenekli bir atlet veya müzisyen olabilirsiniz ama belki de sizin bilmediğiniz on tane daha yeteneğiniz olabilir. İnsanlar iyi yapabildikleri bir şey bulunca genellikle ona odaklanırlar ve daha başka hangi alanlarda yetenekleri olabileceğini düşünmezler.
10. Ödül almaksızın sıkı çalışmayın:
Eğer hayat yolunda kendinize iyi davranmıyorsanız, rüyalarınız gerçekleştirmek için sıkı çalışmanın anlamı nedir? Büyük veya küçük başardığınız her zorluğun uygun bir ödül olmalıdır, bir günlük tatil veya bir dilim kek gibi…
11. Para mutluluk getirmez:
Dediğim gibi, peşinde koştuğunuz asıl amaç para olmamalı ama para kazandığınız zaman bir şeyleri başarmış olduğunuzu bilirsiniz. Bunu bilmek de güzel bir histir ve size mutluluk verir çünkü kendi istediklerinizi yapacak daha fazla zaman ve özgürlük kazandığınızı da bilirsiniz.
12. Başka birinin başına her zaman daha kötüsü gelmiştir:
Bazen kötü bir gün geçirmişsinizdir ama kötümserliğe kapılmadan önce durun ve düşünün, her gün sizden daha kötü bir gün geçirmiş milyonlarca insan var şu dünyada.
13. Başkalarına ihtiyacınız var:
Elinizden geldiğince dost kazanın, arkadaş edinin. Ve asla köprüleri yakmayın. Başarı için başka insanlara ihtiyacınız olacaktır.
14. Açık fikirli olmak, daha fazla bilgi edinmenin anahtarıdır:
Dünya hakkında daha fazla şey öğrenmek için açık fikirli olmanız gerekir. Herşeye bir şans verin.
15. Başarısızlık çok iyidir:
Başarıya giden en önemli adım değilse bile en önemli adımlardan biri başarısızlıktır. En azından bir kere başarısızlığa uğramanız şarttır ama bir kaç defa başarısızlığa uğrarsanız daha iyidir. Başka türlü öğrenmeniz mümkün olmayan bir sürü şeyi başarısızlıklarınızdan öğrenirsiniz. Ve bir gün nihayet başarıya ulaştığınızda bunun değerini daha iyi anlayacaksınız.
16. Pek çok insan gerçekten iyidir:
Bu gerçeği çok yakınlarda fark ettim. Pek çok insan iyidir ama bunu yabancılara pek göstermezler. Siz onları tanıdıkça ve onlar da sizi tanıdıkça muhtemelen ne kadar iyi insanlar olduklarını göreceksiniz.
17. Sözler ve düşünceler her şeyi kontrol eder:
Söylediğiniz veya düşündüğünüz şeyler eninde sonunda gerçekleşir. Başarısız olacağınızı söylerseniz başarısız olursunuz çünkü bunun gerçekleşmesi için nasıl olsa bir yol bulacaksınız demektir. Başarılı olacağınızı söylerseniz de aynı şey olur, bunu gerçekleştirmek için nasıl olsa bir yol bulursunuz.
18. Bakış açınız gerçekliğin ta kendisidir:
Bir olayı veya durumu nasıl görüyorsanız, o da öyle var olur. Bir şeyi trajik veya olumsuz olarak görüyorsanız, onun sizin için anlamı odur. Eğer bir şeyi heyecan verici ve olumlu olarak görüyorsanız, o zaman onun sizin için anlamı da öyle olacaktır.
19. İlham ve motivasyon her yerdedir:
Nerede olduğunuzun hiç önemi yok, orada mutlaka size ilham verecek veya sizi motive edecek bir şeyler vardır. Çok uzaktaki bir ülkede savaşa girmiş ve kendinizi korkunç şartlar bulmuş olabilirsiniz ama gene de orada sizi hayatta tutacak ve daha iyi bir şeyler için çabalamanızı sağlayacak bir şeyler olacaktır. Size düşense o sebebi görüp tanımak ve asla kaybetmemektir.
20. Dünyayı değiştirebilirsiniz:
Her bir insanın doğrudan veya dolaylı olarak dünyayı değiştirebilme gücü vardır. Kendi hayatınızı değiştirdiğinizde doğrudan veya dolaylı olarak dünyayı da değiştirmiş olursunuz. Kendi hayatınızı veya etrafınızdaki insanların hayatını değiştirdiğinizde dünyayı değiştirmişsiniz demektir. Yaptığınız küçük şeylerin dünyada büyük etkileri olabilir.

YAŞAMIN KURALLARI

Cherie Carter-Scott

Doğarken dünyaya bir kullanma kılavuzu ile gelmediniz; aşağıdaki kurallar yaşamınızı daha iyi kılmak içindir.

1. Size bir vücut verilecektir. Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz, ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır.
2. Dersler öğreneceksiniz. “Yeryüzünde Yaşam” isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen’dir..
3. Hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. Büyümek bir deneyim sürecidir. “Başarı” kadar “yenilgiler” de bu sürecin bir parçasıdır.
4. Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir. Bu ders, ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır. Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz..
5. Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar. Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır. İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir. Acı, evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.
6. Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız.. Bilgelik egzersizdir. Bir şeyin bir parçası, hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.
7. “Bura”dan daha iyi bir “orası” yoktur. “Orası” dediğiniz yer “burası” olduğu zaman gene “bura”ya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir “orası” olacaktır.
8. Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.
9. Yaşamınız size bağlıdır. Yaşam size tuvali sunar, resmi siz yaparsınız. Yaşamınıza sahip çıkın, yoksa başkası sahip çıkacaktır.
10. Daima ne isterseniz onu alırsınız. Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri, deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler — dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir. Kurbanlar yoktur, yalnızca öğrenciler vardır.
11. Doğru ya da yanlış yoktur, ama sonuçlar vardır. Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz. Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir. Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.
12. Cevaplar kendi içinizdedir. Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça “Ruhun Yasaları”nın yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan, okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır. Yapmanız gereken yegâne şey bakmak, dinlemek ve güvenmektir.
13. Tüm bunları unutacaksınız.
14. Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz.

HUZURLU BİR YAŞAM İÇİN KURALLAR

Kural 1: Asla kendinden şüphe etme… Sen ne hissediyorsan o her zaman yalnız senin için doğrudur. Dünyadaki bütün insanlar toplansa ve sana aksini söylese bile senin hissettiklerin senin için doğrudur. Onlar farklı hissedebilir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir. Sezgilerini dinlemeyi öğren, kendine güven, hata yapmaktan korkma, hata yap ve düzelt.
Kural 2: Asla farklı olduğun için utanma. Eğer çevrende senin gibi düşünen, seni anlayan insanlar yoksa o zaman çirkin ördek yavrusu hikâyesini hatırla… Muhtemelen sen yanlış yerde, yanlış insanlarla birlikte olduğun için seni anlamıyorlardır. O halde hedefin, ait olduğun yeri bulmak olmalıdır. Asla muhteşem bir kuğu olduğun gerçeğini unutma ve ördek olmak için uğraşma.
Kural 3: Geçmişte yaptıkların için pişmanlık duyma. Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu kendine hatırlat. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi özenle incele, olayda yaptığın hataları ve yeniden aynı durumda olsan nasıl davranacağını iyice düşün ve gelecek olaylar için kendini hazırla. Kırılan vazo tamir edilemez ama gelecekte başka vazoların kırılması önlenebilir
Kural 4: Mümkün olduğunca kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının haklı olabileceğini de unutma. Bu hayat senin ve istediğin gibi yaşamaya hakkın var, fakat başkalarını dinle ve onların bakış açısını anlamaya çalış.
Kural 5: Ailen dışındaki insanlarla ilişkilerinde, asla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma ve kendini hayallerle kandırma. Her zaman ama her zaman önce sen gelmelisin. Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih etme. Sen kaldırabiliyorsan, onlarda kaldırabilir. Karşındaki insan senin mutluluğunu düşünmüyorsa ve senin üzülmene yol açıyorsa, o zaman o insan sana değer vermiyor demektir. Bu kişileri değiştireceğini ya da sana zamanla önem vereceğini düşünme. Sana karşılıksız sevgi veren ve senin için her şeyi göze alabilecek tek insanlar ailendir.
Kural 6: Asla kaybetmekten korkarak, sırf inanmak istediğin için karşındaki insanın sevgi sözcüklerine inanma. Sevgi insanın kalbindedir, gözlerindedir, davranışlarındadır, ses tonundadır, sana verdiği önemde ve değerdedir, senin için yaptığı fedakârlıklardadır. İnsanlar çok kısa zamanda sevgi sözcüklerini umarsızca dağıtmaya başlarlar. Bunları dinle ama gerçek sevgiyi karşındakinin davranışlarına bakarak bul. İnanmak istediğin için değil, gerçek olduğu için karşındaki insanın sözlerine inan…
Kural 7: Her zaman ama her zaman, mutlaka kalbini dinle. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısıyla içindeki sesle konuşmayı öğren. Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle. Başka şekilde hissetmek için ikna etmeye değil, gerçekten ne hissettiğini bulabilmek için dinlemeye çalış. Bazen içindeki ses sana çok zor geleni yapmanı söyleyebilir ya da duymak istemediklerini söyleyebilir. Korkma ve içindeki sesi dinlemeye devam et…
Kural 8: Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran. Kendini sev, şefkatle yaklaş. Yanlış yaptığında acımasızca kendini eleştirip üzme… Aksine başını okşa, kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini söyle. Üzgün olduğunda, kırıldığında, acı çektiğinde, mutsuz hissettiğinde kendine özen göster, tıpkı hasta bakar gibi kendine bakım uygula. Yapmaktan hoşlandığın aktivitelerle meşgul ol ve bu durumdan çıkarak kimsenin seni incitmesine, üzmesine izin vermeyeceğini göster.
Kural 9: Hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu asla unutma ve bedel ödemekten istemediğin için kendini boşlukta bırakma. Örneğin bir insanı incitmişsen, ödeyeceğin bedel o insanın güvenini yitirmektir. Eğer seni sevmeyen biriyle birlikteysen, yalnız kalmaktan korkup ilişkini sürdürme, çünkü bunun bedeli sevgisiz bir hapiste yaşamaktır. Eğer farklı olmaktan korkuyorsan ve başka insanları taklit edip onlar gibi olmaya çalışıyorsan, ödeyeceğin bedel kendine olan saygını yitirmek olacaktır. Diğer taraftan bazen kendin gibi olmanın bedelinin de yalnız kalmak olduğunu unutma. O halde yaşamda her zaman bir bedel ödeyeceğini hatırla. Bir adım atmadan önce mutlaka ödeyeceğin bedeli bil ve kazanacaklarına değip değmediğine bakarak kararlarını ver.
Kural 10: İnsanlara karşı nazik ve sevecen ol, ne olursa olsun asla bir başka insanı kırmak için konuşma, bilinçli olarak üzmeye çalışma ve kendi acını hafifletmek için bir başkasını yaralama.
Kural 11: Hayatta en büyük dostun sen olabileceğin gibi hayattaki en büyük düşmanın gene sen olabilirsin. Seçimini yap ve kendin için dostun mu yoksa düşmanın mı olacağına karar ver. Yaşamdaki tüm acıları atlatabilirsin, her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin, istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin. İstersen kendine yeni bir hayat kurabilirsin. Eğer sen kendinin dostu olabilirsen…
Kural 12: Asla tecrübe kazanmaktan kaçma… Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ve yola devam et. Hayatı öğrenmek için o tecrübelere ihtiyacın var. Kalbin aşk acısı ile yaralanmış ise, sonsuza kadar kendini aşka kapatma. Ruhun insanların acımasızlığı ile incinmiş ise, hayata küsüp kendini karanlık bir dünyada yaşamaya zorlama. Bedenin çok büyük acılar çekmişse, kendini uyuşturup bırakma. Unutma bilge insan hayatı yaşayandır.

HAYATTAN ALDIĞIM 45 DERS

Regina Brett

1.Hayat haksızlıklarla dolu ama yine de güzel!!.
2.Şüphede kalma, ikinci bir adım daha at!
3 Hayat, nefrete harcayacak kadar uzun değil !…
4.Hastalandığında sana işin değil, ailen, arkadaşların bakacak. Onlarla ilişkini koparma!
5.Her ay kredi kartlarını ödemeyi unutma.
6.Her tartışmayı kazanacaksın diye bir şey yok! . Fikir farklılıklarını kabul et!!.
7.Ağlayacaksan, bir başkası ile birlikte ağla! Tek başına ağlamaktan evladır..
9.İlk maaşından başlamak üzere, emekliliğine para ayır..
10 Söz konusu çukulataysa, direnmenin anlamı kalmıyor. .
11 Geçmişinle barış ki, bugününün içine etmesin!.
12 Çocukların seni ağlarken görsün! Bundan kaçınma..
13 Hayatını başkaları ile mukayese etme, ötekilerin neler çektiğini bilmiyorsun!
14.Bir ilişki gizli olacaksa, sen içinde olmamalısın!.
16.Derin bir nefes al, kafanı sakinleştirir.
17.Güzel ve yararlı olmayan, seni mutlu etmeyen her şeyi çöpe at!! Düşünce kalıplarında dahil!….
18 Her ne yaşıyorsan, seni öldürmediği müddetçe, güçlü kılar.
19.Mutlu bir çocukluk geçirmek için geç kalmış değilsin de, bu sadece ve sadece sana bağlı!!
20.Hayatta sevdiğin her ne ise, peşinden giderken asla “hayır” sözcüğünü cevap kabul etme.
21.Mumları yak, değerli yatak takımlarında uyu, kendine pahalı iç çamaşırları satın al…. Bunlar için özel fırsatlar bekleme, bugün zaten özeldir!!
22.Önce hazırlan, sonra da kendini akıntıya bırak.
23.Şimdiden egzantrik ol! Kırmızı giymek için yaşlanmayı bekleme.
24.En önemli sensin ve çok özelsin….
25.Mutluluğun için senden başka sorumlu yoktur! .
26.Her yaşadığın felaketin ardından kendine şu soruyu sor: “Beş yıl sonra bunun benim için ne önemi olacak??”
27.Daima yaşamı seç.
28.Herkesi, herşeyi affet.
29.Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez! .
30.Zaman her imkana sahip.. Zaman tanı!
31.Durum ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, değişecektir..
32.Kendini fazla ciddiye alma, kimse almıyor ki zaten!.
33.Mucizelere inan!!.
35.Hayatı denetlemeyi bırak!.Öne çık, kendi hayatını kendin yarat.
36.İki seçeneğin var “Erken ölmek” ya da “yaşlanmak”..
37.Çocuklarınızın, yaşayacak başka çocukluk dönemi yok!.
38.Sonuçta gerçekten önemli olan sevmiş olmandır!!.
39.Her gün dışarı çık.. Mucizeler her yerde seni bekler!.
40.Dertlerimizi bir torbaya doldurup, milletinkilerle birarada görsek, bizimkileri geri toplardık..
41.Kıskançlık zaman kaybıdır. Zaten ihtiyacınız olan herşeye sahipsiniz!!
42.Herşeyin en iyisini daha yaşamadın!!.
43.Kendini nasıl hissedersen et, kalk, giyin ve dışarı çık!
44.Yol ver!
45.Hediye paketinde olmasa bile, hayat yine de bir hediyedir!!. “

HAYAT DERSLERİ ;

1. Bilgi size güç verir; ancak saygıyı karakterinizle kazanırsınız.
2. Her zaman KENDİNİZ olun, KENDİNİZİ ortaya koyun ve KENDİNİZE inancınız olsun. Sakın dışarıdaki dünyadan başarılı bir kişilik seçip, onu taklit etmeye kalkmayın!
3. En katı ağaç, aynı zamanda en kolay kırılan ağaçtır. Buna karşın bambu ve söğüt ağaçları, rüzgara göre eğilerek hayatta kalmayı başarırlar.
4. Bir şeyi sahiplenme duygusu, önce kafada başlar.
5. Acılar, en iyi eğitmendir. Gözyaşı, teleskoptan daha uzak ufukları gösterir.
6. Konsantrasyon, bütün üstün yeteneklerin temelidir.
7. Kendini tanımanın en iyi yolu, başkalarıyla birlikte eyleme geçmekte yatar.
8. Yenilgi, sadece bir ruh halinden ibarettir. Yenilgiyi bir gerçeklik olarak kabullenmediği sürece, kimse gerçekten yenilmiş sayılmaz.
9. Eğer bir şeyi çok fazla düşünmeye başlarsanız, hiçbir zaman gerçekleştiremezsiniz. Hedefinize doğru, en azından her gün bir kararlı adım atın.
10. Sadelik; ihtişamın anahtarıdır.
11. Korku, belirsizlikten ileri gelir ve içimizdeki korkuyu ancak kendimizi daha iyi tanıyarak yenebiliriz.
12. Kolay bir hayat dilemeyin; zor olana dayanabilecek güç isteyin.
13. Ölümsüzlüğe giden yol, hatırlanmaya değer bir hayat yaşamakla başlar.
14. Fiziksel ya da başka türlü, eğer yaptığınız herşeye bir sınırlama getirirseniz, bu bir süre sonra işinize ve tüm hayatınıza yayılır. Limit diye birşey yoktur; sadece ilerlemenin durduğu noktalar vardır. Ve bu noktalar kalmak için değil; aşılmak içindir.
15. Öğretmen size gerçeği sunan kişi değildir. O sadece bir kılavuzdur. Onun işaret ettiği gerçeği, her öğrencinin kendi başına bulması gerekir.
16. Yararlı olan ne varsa özümseyin; olmayanları ise hayatınızdan çıkarın. Ve bu formüle tamamen kendinize özgü olan birşeyler de ilave edin.
17. Niyetiniz yüzme öğrenmekse, direkt suya dalın. Karada durmaya devam ettiğiniz sürece, hiçbir düşünce size yardım edemez.
18. Hayatı seviyorsanız, vaktinizi boşa harcamayın. Çünkü hayat, zamandan ibarettir.
19. Hatalar affedilmez değildir; yeter ki onları kabullenecek cesaretiniz olsun.
20. Her birimizin içinde savaş verdiğimiz şeytanlar vardır. Bunlar korku, nefret ve öfkedir. Bu şeytanları yenemezseniz, 100 yıllık hayat bir trajediden ibarettir. Yok eğer alt etmeyi başarırsanız, tek günlük bir hayat bile zafer sayılır.

SANDIĞININ İÇİNDE SANDIĞINDAN FAZLASI VAR

Senai Demirci

Bugün güneş Senin için doğdu.
Gün senin için özel olarak gönderildi.
Pencerenden uzanan sıcacık ve tazecik gün ışıkları,
“Sen mühimsin” mesajını getiriyor sana.
Yaratıcın seni yeni bir “bugün”le önemsiyor.
Varlığımızı hissetmeyiz çoğu kez.
Varedildiğimizi sık sık unuturuz.
“Sıradan” günlerin içinde “olağan” sıkıntıların kıskacında,
“Günübirlik” telaşların girdabında adeta sürüklenerek dahil oluruz günün içine.
Varedenin varlığımızın her zerresinde her an sürdürdüğü eşsiz dokunuşa köreliriz.
Tıpkı üzerinde yıllar boyu oturup dilendiği sandığın,
Kapağını kaldırmayı aklına getiremeyen dilenci gibiyiz.
İçi mücevher dolu bir sandık var yanımızda,
Ancak dönüp bakmadığımız için yoksul belliyoruz kendimizi,
Boş sanıyoruz sandığı.
Bu sabah aynaya baktığında göreceğin yüz ne kadar tanıdıksa,
O kadar da farklıdır.
Senin yüzün yeryüzünde geçmiş ve gelecek bütün yüzlerden farklıdır.
Sana özeldir, bir tek senin içindir.
Bu sabah aynada, ayrı ve özel olarak yaratıldığını ve ayrıcalıklı “bir”i olduğunu gördün.
Şimdi yüzününün tüm detaylarında varedildiğini seyret.
Gözlerinin görmek üzere sana özel verildiğini gör.
Kulaklarının işitmek üzere sana verildiğini duy.
Ağzının seni konuşturmak üzere sırf sana verildiğini söyle.
Burnunun yalnız sen koklayasın ve nefes alasın diye sana verildiğinin kokusunu al.
İki dudağın arasında kıvranıp saklanan sade ve içten bir tebessümün,
Varedenin doğrudan sana lütfu olduğunu fısılda.
Varedenin, tenindeki sıcacık ve tanıdık yaratış dokunuşlarını duyumsa.
Nabızlarında O’nun hayat verişine dokun.
Şimdi burada olduğunu duyumsa,
Vareden’in emriyle”Ol!”durulduğunu bil;
Varedildiğini, bugüne gönderildiğini, bugünün gönderildiğini anımsa.
Bugün bi’tanedir.
Sen bi’tanesin.
Ve sen başkasın.
Unutma! Sandığının içinde sandığından fazlası var…

 

NE KADARSAN O KADERSİN!

Senai Demirci

Kader deyince, sizin aklınıza da, yaşayışımızla ilgisini kaybetmiş, gecemizi gündüzümüzü ciddiye almayan, ne çektiğimizi unutmuş, ilgisiz ve duyarsız, değiştirilemez ve dokunulmaz kalın ve koyu yazılar geliyor mu? Böylesine uzak ve ilgisiz bir kader, haliyle “kötü” oluyor, “zalım felek” diye anılabiliyor.
Üzerimize bir kâbus fotoğrafı gibi iliştiriyoruz kaderi. Bizi biçimden biçime sokuyor, bize format atıyor, bizi oradan oraya sürüklüyor ama biz ona hiç itiraz edemiyoruz, tek satırını değiştiremiyoruz.

Bu yüzden, hep kadere karşı direndiğimizi iddia ediyoruz. Yazgımıza karşı çıkıyoruz kendimizce. “Kırışıklık kaderin olmasın!” diyebiliyoruz meselâ. Sanki -bir şekilde olacaksa- kırışıksız halimizi kaderden kaçırıyormuşuz gibi. Ya da “Düş yakamdan ey kader!” dercesine ilgisizliğe mahkûm edildiğimizi varsayıyoruz. Başına acılar üşüşmüş bir kız çocuğuna bakıp “ah kadersizim!” deyiveriyoruz. Belki de “Ne halin varsa gör!” vurdumduymazlığı ile yazgımızla boğuşmaya terk edildiğimizi düşünüyoruz. Hapse düşmüşsek, “kader mahkûmu” sayıyoruz kendimizi. Madalya alanın kaderle işi yok sanki… Şampiyon olanlar kadere rağmen şampiyon oluyor gibi. “Kaderin hükmü” değil altın madalyalar. Başarıdan başarıya koşan kaderini bozuyor, yazgısının kara kutusunu parçalıyor sanki. Dik duranlar alın yazısını siliyor. Burnunun doğrusuna giden, inatçı, vurdumduymaz, aldırışsız, acımaz, karagözlüklü bir adam gibi hayal ediyoruz kaderi. Tekdüze davranışlar, muhataplarını sıradanlaştırmalar… Detayları önemsememeler. Durup da bakmaz bir çocuğun gözlerinin içine… Paçalarını sıyırıp da ayağını sulara sokmaz kader… Büyük işlerin adamı, ince işlerden habersiz… Ara sıra geri dönüp de el sallamaz ardı sıra bakana… Siyah takım elbiseli. Kopkoyu camlı bir arabasıyla kalabalığı dağıtır gibi.

Kader, yapıp ettiklerimizi de edemediklerimizi de, elimizden gelenleri de gelmeyenleri de, kazandıklarımızı da kaybettiklerimizi de hep birlikte kuşatan, sarıp sarmalayan şeffaf bir örtüdür oysa. Kader de bizimle birlikte nefes alıp veriyor. Göğsümüzün iniş kalkışlarına eşlik ediyor. Kalbimizin kıpırtılarınca kıpırdıyor. Eğiliyor gözlerimizin içine. Parmak uçlarımıza kadar dokunuyor. Elini omzumuza koyuyor usulca. Yokuşlarda bizimle birlikte yoruluyor. Ter döküyor yanı başımızda. Kalabalıkta gelip buluyor bizi. Kuyrukta beklerken yanaşıyor yanımıza. Ayağımız kaydığında o da kanıyor günaha. Parmakları sızlıyor bizimle birlikte. Soğukta kartopu oynuyoruz çocukça. Bizimle acıkıyor, bizimle susuyor. Seviniyor yarım çiğnenmiş çikletimizi yeniden bulduğumuzda.

Yo, yo, öyle uzak değil bize kader. Öyle habersiz geçmiyor yanımızdan. Öyle kaygısız değil dertlerimize. Güneş ne kadar uzak görünür bize. Oysa, göz bebeklerimizin tâ içine sızmaktadır, tenimizin her noktasına dokunmaktadır. Güneş ne kadar kaygısız durur kederlerimize. Oysa, her ışıltısı sevinç bahşeder gönlümüze, göğsümüze. Ne kadar da küçümser gibidir hayatımızı güneş. Oysa, her köşeye, her kıvrıma, her gölgeliğe ve aydınlığa sarılıverir. Sıcacık. “Bu kadar!” dediğimiz her köşede bekler bizi kader. Nefeslerimizi kesen “Buraya kadar!”ların eşiğinde tebessümle bakar bize kader.

Kaderden ayıracağımız/ayıklayabileceğimiz bir şey yok ki… Kaderin bize ilgisiz kaldığı bir an yok ki.. Dediği gibi şairin: “Kader beyaz kağıda sütle yazılmış yazı/Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı.” (Necip Fazıl) Beyaz kâğıt ne kadar canlı ve somutsa elimizde, “sütle yazılan yazı” o kadar taze, o kadar sıcacık. Beyazlarımızın hepsi sütün içine akıyor. Süt, beyazlarımızın hepsini içinde ağırlıyor.

Kırışıksızlık kaderden kaçırılmış bir şey değildir meselâ. Kırışıklığı düzeltecek ilaç bulma becerisi de kaderin içinde. Herkese rağmen sivrilip ayakta durmak da, direnip sağ kalmak da kaderin hükmüne dahil. Şampiyon da mahkûm kadar “kader mahkûmu”. “Kitabın anası benim yanımda” diyor Rabbimiz. “Dilediğimi değiştiririm, dilediğimi sabit bırakırım.” Hakkımızda, kaderimizi bile değiştirebilir sandığımız bir kaderin takdir edilmesi ne kadar sabitse, değiştiremeyeceğimizi sandığımız sabit kaderlerimizin de değiştirilebilirliği o kadar sabit. Sabit olan O’nun dilemesiyle değişebilir; değişebilen O’nun dilemesiyle sabitleşebilir. Ne olursa olsun, hep O’nun dileme sınırları içinde yürüyoruz. Yazgının anası, kaderin aslı O’nun dilemesidir. Olan olmuşsa, O’nun dilediğidir. Olmamışsa, O’nun neyi dilediğini bilemeyiz. Dilemesini bekleriz. Öyleyse, ne unutulduk, ne gözden çıkarıldık ne de bir yazının soğukluğuna mahkûm edildik. Kader hep bizimle akıyor. Bizimle yazılıyor. Bize O’nun dilediği kendi dilediğimizce yazılıyor.

HAYAT

Friedrich Nietzsche

Gidene kal demeyeceksin. ..
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yaraşır.
Hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer verme,
yoksa… değersiz hep sen olursun…
Düşün…
Kim üzebilir seni, senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır, sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter…
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme,
tükettirme içindeki yaşam sevgisini…
Ya çare sizsiniz, ya da çaresizsiniz.
Öyle bir hayat yaşadım ki
cenneti de gördüm, cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki
tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
kendimi bir sahnede buldum, Oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki
okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine;
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan, düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan.
Anladım.

HAYAT SEÇENEKLERDEN İBARETTİR

Spencer Johnson

Her sabah kalktığımda kendime diyorum ki:
Bu gün iki seçeneğin var: Ya iyi bir ruh halinde olabilirsin ya da kötü bir ruh halinde, seçimini yap…
Ben de iyi bir ruh halinde olmayı tercih ediyorum. Kötü bir şey olduğunda, ya kendimi kurban olarak görebilirim ya da bu durumdan bir şey öğrenebilirim. Ben de bir şey öğrenmeyi tercih ediyorum.
Ne zaman birisi bana derdini anlatsa, onu sadece dinleyebilir ya da hayatın olumlu taraflarını gösterebilirim. Ben de ikincisini tercih ediyorum…
Hayat seçeneklerden ibarettir…
Gereksiz ayrıntıları bir kenara bıraktığında her durumun bir seçenek olduğunu görürsün.
Olaylara nasıl tepki vereceğini sen seçersin…
İnsanların senin ruh halini nasıl etkileyeceğini kendin seçersin…
Nasıl bir ruh hali içinde olacağını kendin seçersin…
Hayatını nasıl yaşayacağın da senin seçimine bağlıdır…

BİLMEMİZ GEREKEN GERÇEKLER

1. Başkalarında nefret ettiğimiz şeyler, kendimizde görmekten kaçtığımız taraflarımızdır.
2. Başkalarına güvenemeyen insanların kendileri de güvenilmezdir. Kendi içlerinde güvensizlik yaşayan insanlar, çoğunlukla, diğerlerini inciterek kendilerinin incinmemesini sağlarlar.
3. Diğer insanları etkilemeye ne kadar çok çalışırsanız, o kadar başarısız olursunuz. Kimse zorlanmaktan hoşlanmaz.
4. Ne kadar çok başarısızlığa uğrarsak, başarıya giden yolumuz o kadar açılır.
5. Bir şey sizi ne kadar çok korkutuyorsa, onu yapmanız o kadar gerekli olabilir.. Buna tabi ki hayati tehlikesi olan ekstrem sporları ya da kendinizi bir fabrikanın içine hapsetmek gibi bir şeyi katmıyoruz… Birisi ile dürüstçe konuşmak, sıradışı bir fikri ifade etmek gibi konularda korktuğunuz şeyi yapmak sizde yeni açılımlar oluşturacaktır.
6. Ölümden korkmak, hayattan zevk almamanıza sebep olur. Hayattan zevk almak, cesaretimizle bağlantılıdır.
7. Ne kadar çok öğrenirsek, ne kadar az bildiğimizi daha çok anlarız.
8. İnsanlara zalimce yaklaşanlar, kendilerine de öyle yaklaşıyordur. Diğerlerine karşı gösterdiğimiz tutum, kendimize gösterdiğimiz tutumun işaretidir.
9. Herkesle ve her şeyle ne kadar çok irtibattaysak, yalnız, izole ve depresif hissetme oranımız da o kadar yüksektir.
10. Başarısızlıktan ne kadar çok korkarsak, başarısızlığa uğrama ihtimalimiz o kadar artar.
11. Bir şeyi ne kadar zorlarsak, yapmamız o kadar zorlaşır. Bir şeylerin nasıl olacağına karar veren biziz.
12. Birşey ne kadar el altındaysa, onu isteme ve değerini bilme durumunuz o kadar azalır.. İnsanların çoğu el altında olan şeylerin kıymetini bilemezler.
13. Yeni birisi ile tanışmanın en güzel hali, böyle bir buluşmaya ihtiyaç duymama halindeyseniz gerçekleşir. ihtiyaç üzerine kurulu olan ilişkiler, kişileri bir süre sonra boğmaya başlar. en güzel ilişkiler, kişilerin derin duygusal ihtiyaçlarının kendileri tarafından tamamlandığı ilişkilerdir.
14. Kendi defolarınız hakkında ne kadar dürüstseiniz, kişiler sizin o kadar mükemmel olduğunuzu düşünürler…
15. Bir insanı kendinize ne kadar çok yakın tutmak isterseniz, onu o kadar uzağa itersiniz.
16. Bir insanla ne kadar çok tartışırsanız, onu ikna etme ihtimaliniz o kadar düşer. Çünkü, tartışmaların sebebi çoğu zaman duygusaldır; kişinin tartıştığı konu ile ilgili duygusal olarak takıldığı bir durum vardır ve bunu tartışarak yok edeceğini düşünür. Halbuki tartışmak bir nevi boş enerji kaybıdır.
17. Ne kadar çok seçeneğiniz varsa, seçtiğinizden o kadar az haz alır olursunuz. İnsanlara fazla seçenek sunulunca, seçtikleri hakkında bir türlü emin olamazlar ve akılları diğerlerinde kalır.
18. Bir insan, haklı olduğu konusunda ne kadar iddialı ise, haksız olma ihtimali o kadar yüksektir.
19. Kesin olan tek şey, hiçbir şeyin aslında kesin olmadığıdır.
20. Sabit olan tek şey değişimdir!

BASİT YAŞAYACAKSIN BASİT

Basit yaşayacaksın. Basit
Mesela susayınca su içecek kadar basit…
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazin; tek bir düğme, tek bir cümle gibi…
Sevince lafı dolandırmadan soylediğin ‘seni seviyorum’ gibi.
Kabak çekirdeği verecek sana rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak en değerli kağıdın -hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek, iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman, ve yola çıkman arasında geçen süre;
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını; bakışların bile anlatabilecek kendini.
Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını; ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz aşk romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın nasıl oturacağını bilemediğin sofrada, parmakların en kıymetli çatalın.
Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana kontrplak bir gitarda doğru basılmış bir ‘fa diyez’in mutluluğunu.
Makyajı ilk ‘a’ sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün.
‘Bilmiyorum’ diyebileceksin bilmediğinde ve
Çok normal olacak ‘onu da’ bilemeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek, bir ‘istemiyorum’ diyebilmeye,
Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.
Saatin, sadece saati gosterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak ‘bilgini’ en hızlı ‘sayan’.
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit…

 

TANRIDAN İSTEMEK
(Steve Goodier -Bir Dakika Hayatınızı Değiştirebilir kitabından)

Tanrıdan gururumu yok etmesini istedim.
Tanrı ‘Hayır dedi.
Gurur benim yok edebileceğim bir şey değil, Senin bırakabileceğin bir şeydir.’ dedi.
Tanrıdan sakat çocuğumu iyileştirmesini istedim.
Tanrı ‘Hayır, dedi
Onun ruhu sağlam, vücut o kadar önemli değil, O geçici bir şeydir.’ dedi.
Tanrıdan Bana sabır vermesini istedim.
Tanrı ‘Hayır, dedi
Sabır büyük acılar çekilerek öğrenilebilecek bir şeydir. Sabır verilmez, hak edilir.’ dedi.
Tanrıdan Beni mutlu etmesini istedim.
Tanrı, ‘Hayır, dedi
Ben sadece nimetlerimi sunarım, Mutlu olmak sana bağlı…’ dedi.
Tanrıdan Beni çektiğim acılardan kurtarmasını istedim.
Tanrı ‘Hayır, dedi
Çektiğin acılar günlük kaygılarının önemsizliğini anlamanı, onlardan uzaklaşmanı ve bana daha çok yaklaşmanı sağlar.’ dedi.
Tanrıdan Ruhumu olgunlaştırmasını istedim.
Tanrı ‘Hayır, dedi
Kendi kendine olgunlaşmalısın, ama meyvelerini alman için yardım edeceğimden emin olabilirsin.’ dedi.
Tanrıdan Hayatı sevmemi sağlayacak her şeyi istedim.
Tanrı, ‘Hayır, dedi
Ben sana hayatı vereceğim. Böylece hayata dair her şeye ancak sen sahip olabilirsin.’ dedi.
Tanrıdan,
Tanrıya duyduğum sevgiyi, başkalarına da duyabilmeyi istedim.
Tanrı söyle dedi:
‘Ohhh! Nihayet doğru bir şey istedin.’
Ruhu olgunlaşmamış bir kul Tanrıya hep ‘bana… ver’ ile biten dualar eder.
Olgunlaşmış bir ruh ise ‘… vermemi sağla’ diye bitirir dualarını…

Lâ TAHZEN / ÜZÜLME...

Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, 
haset edenin diline düşürür.
Üzülme
Çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, 
kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez.
Üzülme
Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, hayatını mahveder.
Üzülme
Eğer günah işlediysen tövbe et, istiğfarda bulun, 
yanlış yaptıysan düzelt, O’nun rahmeti sonsuz, kapısı hep açıktır.
Üzülme
Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme… Ne maziye takıl kal, ne de gelecek kaygısı içinde ol. Bulunduğun anaın farkında ol.
Üzülme
Her zorlukla birlikte kolaylık vardır. Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır.
Bir başka ifade ile; Kolaylık, zorluk zannettiğimiz şeyin ta kendisidir !

Lâ TAHZEN / ÜZÜLME…

KALİTE

‘Kalite bir erdemdir!
O kendini;
Mekandaki yaşantıda,
Düşüncedeki derinlikte,
Sevgideki cömertlikte,
İfadelerdeki gerçeklikte,
İdaredeki düzende,
Seçimlerindeki isabette,
Ürettiğin üründe,
İşindeki detaylarda,
Davranışlarındaki asalette,
Eylemlerindeki sevgi ve etkide,
Doğru zamandaki doğru harekette gösterir.”

İTİBAR ve KARAKTER

İtibarı, içinde yaşadığın ortam belirler ;
Karakteri, inandığın doğrular…
İtibar, sandığın şeydir ;
Karakter, olduğun şey…
İtibar, fotoğraftır ;
Karakter, ise yüz…
İtibar, dışardan gelir ;
Karakter, içerden…
İtibar, yeni bir topluluğa girdiğinde sahip olduğundur;
Karakter, giderken bıraktığın…
İtibarın, bir anda olur ;
Karakterin, ömür boyunca…
İtibarın, bir saatte öğrenilir ;
Karakterin, bir yılda ortaya çıkmaz…
İtibar, mantar gibi büyür ;
Karakter, sonsuza kadar sürer…
İtibar, zengin veya fakir yapar ;
Karakterse, mutlu ya da mutsuz.
İtibar, insanların mezar taşına kazıdıklarıdır ;
Karakter, meleklerin ALLAH huzurunda senin için söyledikleri.

HIRSIN SONU

Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır.
Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar yürüyerek yada koşarak ulaştığın bütün yerler senindir fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. Seni başladığın yerde görmek istiyorum. Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”der.
Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir arazi dikkatini çeker orayı da almak için koşmaya başlar.
Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Vakit epey geçmiş. Daha hızlı Koşar, koşar, ama artık kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. Nihayetinde hepsi yok olur gider. Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur.
Dünya hayatı, sahte kazanımdan başka bir şey değildir.
Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…
Bazı insanların 15-20 yıl boyunca ödemek kaydıyla faizli banka kredisi çekmesi neyin alametidir… Bazen insan ömründen daha çok borç biriktirir. Bazen de elinde olan ama fark etmediği nimetleri hoyratça harcar durur.
Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından…
Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir, ömür tüketir…
Benlik biriktirirken, benliğini de tüketir…
Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çaya, zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz.
Doldurabildiği bir cüzdanı olmasa da, bir evi muhabbetle, kanaatle dolduran bir kadının, akşamları evine gelen, ekmek getiren, eline sağlık diyen bir erkeğin, iman dolu bir yüreğin zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız?
Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar fakiriz hepimiz.
Aldığı maaşı yetiremeyenlere, modayı takip edemeyenlere, evini beğenmeyenlere, mekanı dar bulanlara, daha çok para için, hesabı daha fazla kabartmak için çırpınanlara da yeter toprağın altı. İhtiraslarımız, bitip tükenmeyen arzularımız için, daha az bir toprağa ihtiyaç var sadece…Mezarımız kadar.

HAYATTA KAYBETMEMEMİZ GEREKEN 5 ÖNEMLİ ŞEY ;

1. AİLENİ KAYBETME ; Maalesef bu stresli hayatta bizler yıpranırken, onları da çok yıpratıyoruz. İş hayatı olsun, gündelik telaşlar olsun bizi geren ve sinirlendiren her şeyi onlara yansıtıyor ve bununla da kalmayıp onları üzüyoruz. Bir şeylerin tekrarı olabilir. Ama aile çok farklı ve özeldir. Yerine yenisini koyamayacağın özel insanlardan oluşur. İnsan nereye giderse gitsin sonuçta dönüp geleceği, huzur bulacağı tek yer ailesidir.
Bunun için ailemize çok önem vermeliyiz.
2. İNSANİ DEĞERLERİNİ KAYBETME ; Günümüzde artık İnsani değerlerimiz çok azaldı. Ama bu hayatın gerçek anlamı insani değerleri korumak ve onları güçlendirmekten geçiyor. Merhamet, Vicdan, Sevgi, Saygı, Hoşgörü, Kardeşlik, Adalet , Dayanışma, Yardımlaşma gibi insani duygularımız, bizi biz yapan değerlerimiz. İnsani değerlerimizi korumalıyız.
3. SAĞLIĞINI KAYBETME ; Sağlık bir insanın sahip olduğu en önemli şeylerden biridir. Sağlıklı insanlar sağlıklarını kaybetmeden onun değerini bilmezler. Sağlıklı olmak olabilecek en güzel şeydir. Çünkü sağlığın olmadığında hiç bir şeyin önemi kalmaz.
Sağlığını kaybetme
4. İÇİNDEKİ ÇOCUĞU KAYBETME ; Onlara ne zaman büyüyeceksin derler ya? O insanlar muhteşemdir. Çocuk ruhlu ve iyilik severlerdir. Onları yüzlerindeki gülümsemeden tanıyabilirsiniz. Mutluluğun sırrı onlardadır. Hayatın sırrı onlardadır. İçindeki Çocuğu kaybetme…
5. KENDİNE OLAN İNANCINI KAYBETME ; Hayat enerjisi ve kendine olan inanç çok önemlidir. Her şey seninle başlar ve seninle biter. Sen huzurlu olmazsan hiçbir şeyin de değeri olmaz.İnsan kendine olan inancını kaybettiği zaman ne yazık ki hayat bağlarını da kaybeder. Korku ve kaygı çevresini sarar ve onu ele geçirir. Hayatınız zor, çileli ve sıkıntılı olabilir ama her durumda kendinize mutlaka inanmalı ve güvenmelisiniz. Çünkü sen özelsin.
Bu nedenle kendinize olan inancınızı asla kaybetmeyin.

HAYATIN GERÇEKLERİ

Karamsar yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı ve de gelecek treni görür.
Zenginlik ve şeref herkesin istediği şeylerdir. Eğer bunlar doğru bir yolda kazanılmazsa çabuk kaybedilir.
Karakter ağaç ise, şan ve şöhret de o ağacın gölgesi gibidir. Hep gölge düşünülür, oysa ki hakikat ağacın kendisidir.
Başkası düştüğü zaman çürük tahtaya basmasaydı deriz, kendimiz düşünce, bastığımız tahtanın çürük olduğundan şikâyet ederiz.
Geriye dönüp baktığında yaptığın değil, yapmadığın şeyler için pişmanlık duyacaksın.
Eğer Allah istediğimiz her şeyi vermiş olsaydı, elimizdeki en büyük mükafatı almış olurdu; işi başarmanın zevkini.
Kararlılık keskin bir bıçağa benzer, keskin ve düzgün keser, kararsızlık ise kör bir bıçak gibi kestiği her şeyi parçalar ve yırtar.
İnsanoğlunun en büyük zayıflığı, hayattayken insanlara onları ne kadar sevdiğini söylemekte tereddüt etmesidir.
İdeal denen şey bir yıldıza benzer, ona hiçbir zaman yetişemeyiz ama tıpkı denizcilere olduğu gibi, bize yolumuzu gösteren de o dur.
Alışkanlık bir halata benzer. Biz her gün onu oluşturan ince iplerden birini dokuruz ve sonunda bir daha koparamayız.
Bu dünyaya anlaşılmak için değil anlamak için geldik. Anlaşılmamanın üzüntüsünü duyacağımıza, bütün ruhumuzla başkalarını anlamaya çalışsak hayat ne güzel olurdu.
Bir değişimin önünde gidenler lider, ortasında gidenler durumu kavramış, sonunda gidenler sürüklenmiş olurlar; ama karşı çıkanlar mutlaka yok olurlar.
Büyük işler başarmak için sadece harekete geçmek yetmez, ne yapmak istediğinizin rüyasını da görmek gerek; sadece rüyasını görmek yetmez uyanmak ve rüyanın gerçekleşeceğine de inanmak gerek.
Nerede karşılıklı sevgi ve saygı varsa, orada itimat ve itaat vardır. İtimat ve itaatin olduğu yerde disiplin vardır. Disiplinin olduğu yerde huzur, huzurun olduğu yerde başarı vardır.
Kötülük yapmak, sizi düşmanlarınızdan daha aşağı dereceye düşürür. İntikam almak, onunla aynı derecede bırakır. Bağışlamaksa sizi ondan daha yükseğe çıkarır.

BİR KARAR HERŞEYİ DEĞİŞTİREBİLİR..

Bir ağaç bir ormanın başlangıcı olabilir.
Bir kuş, baharın müjdecisi olabilir.
Bir gülümseme bir dostluğu başlatabilir.
Bir tokalaşma moralinizi yükseltebilir
Bir yıldız, denizde bir gemiye yön gösterebilir.
Bir tek kelime, büyük bir ideali anlatabilir.
Bir huzme güneş ışığı, bir odayı aydınlatabilir.
Bir mum , karanlığı yırtabilir.
Bir gülüş, hüznü fethedebilir.
Bir adım, uzun bir yolculuğu başlatabilir.
Bir dua, bir kelimeyle başlar.
Bir umut ışığı ruhumuzu besleyebilir.
Bir dokunuş, ne kadar önemsendiğinizi hissettirebilir.
Bir ses, bilgelikle konuşabilir.
Bir, yürek gerçek olanı anlayabilir.
Bir yaşam çok şeyi değiştirilebilir.
Görüyorsun ya.
Her şey sana bağlı!.
Ne kadar önemli olduğunuzu asla unutmayın.

Margo Daniel

BUDA GELİR BUDA GEÇER

Gelir ve geçer her şey nasıl olsa…
Neler geçmedi ki şu ana dek hayatında? Neler yaşamadın ki? Ne zorluklar, ne engeller, ne çelmeler, ne iftiralar, ne ihanetler, ne hastalıklar, ne kayıplar, ne acılar, ne dertler kederler, ne ağlayıp sızlanmalar, ne yalnızlıklar ve daha neler neler..
Ne güneşlerde yanmadı ki bu ten? Ne ateşler kavurmadı ki bu canı? Hangi rüzgarlar aldı savurdu senden seni de, yine de sökemedi hayata bağlayan köklerini..
Ne yağmurlar ıslatmadı, ne dolular vurmadı ki başına? Kaç kez kaldın karanlıklarda kim bilir? Ve kaç kez buldun o en zifiri an’da bile yolunu.. Umut beslediğin ve elimi tutar dediğin kaç el bırakmadı ki sendelediğinde elini senin? Ve kaç defa kaybetmedin ki yolunu? Unuttun o an’da “vefa”nın anlamını? neydi ki vefa, unuttun mayasını..
Ama hala hayattasın.. Hala nefes alıyorsun ve hala sahnedesin.. O yüzden anlamalısın ki, bu da geçer..
Geçecek.. Geçmeye mahkum.. Çünkü her “geleceğin” içinde vardır “geçmiş” olmak..
Dik dur.. Dik durmasını bileceksin..
Bükülmedin hiç, eğilmeyeceksin şimdi de..
Sıkı sıkıya tutundun umutlarına..
Sarıldın sadece hayallerine..
Çünkü inandın, bu yola baş koyan kendine..
Ve sarıl yine şimdi, içindeki kendine.. Ve bil ki, karşılaştığın her insan, sana bir şeyler öğretiyor.. Yaşadığın her olay, sana bir hediye bırakıyor “tecrübe” paketinin içinde..
Nasıl olsa bir gün bitecek.. Ama o gün, bugün değil!
Dert etme .. Nasıl olsa kapanacak bir gün bu sahnenin perdesi de.. Ve kapanan perdeyle yok olacak, var olduklarını zanneden insanların suretleri ..
Sonra diyeceksin ki, “ben bir rüya gördüm!”.. Ve hatırlayacaksın bu rüyada yaşadıklarını, o an ki gerçekliğinde.. Sonra, “hayrolsun” diyeceksin, bu hayatı gerçekten yaşadığını unutarak ve bunun bir rüya olduğunu anlayarak..
Anda geçer, devranda geçer..
Buda gelir buda geçer…

Internet Business – Target Clients On-Line

HAYAT DENEYİMLERİ

1. “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”
2. “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”
3. “Parayla ilgili üç yetenek vardır: Onu kazanmak, elde tutmak ve büyütmek. Bunların üçü de birbirinden çok farklı yeteneklerdir.”
4. Çocuk sahibi olmak muhteşem bir şeydir.
5. “Bu konudaki tüm bilimsel çalışmaları bir kenara bırakarak söyleyebilirim ki, sekiz saatlik bir uyku çok önemlidir.”
6. “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”
7. “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin.
8. “İletişim kurduğunuz herkesi sanki kendi çocuğunuzmuş ve yarın ölecekmiş gibi hayal edin. Böylece dinlemeyi ve nâzik olmayı öğrenirsiniz.”
9. “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”
10. “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”
11. “Her gün yaratıcılığınıza belirli bir zaman ayırın. Yaratıcılık bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir.
12. “Minnettarlık ve şikayet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”
13. “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”
14. “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 25 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 20’yi çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”
15. “Başarının % 99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”
16. “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”
17. “Yazarken, sanki canı çok sıkılmış bir insanla konuşuyormuşsunuz gibi düşünün ve her cümlenizle onun dikkatini üzerinizde toplamaya çalışın.”
18. “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”
19. “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”
20. “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”
21. “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”

HER GÜN 5 BASİT ŞEY

İngiltere’de 400’den fazla bilim insanı araştırmaları sonunda ‘günde beş basit şey’ yapıldığında insanların daha sağlıklı bir ruh haline sahip olduklarını buldu. İsterseniz bu listeden başlayabilirsiniz:
Günde beş basit şey…
1. Her gün insanlarla iletişim halinde olun Güçlü aile ve arkadaşlık bağları duygusal destek ve mental uyarılma sağlar.
2. Her gün mutlaka bir fiziksel aktivite yapın Fiziksel aktivite fit olmanızı sağlayarak genel sağlığınıza ve mutluluğunuza katkıda bulunur.
3. Kendinizi ifade etmenin yollarını bulun Örneğin bahçeyle uğraşmak etrafınızdaki dünyayla iletişime girmeye yardımcı olur. Ya da şiir okumak duygularınızın farkına varmanıza yardımcı olur. Yazı yazmak enerjinin çıkmasına yardmcı olur.
4. Her gün yeni bir şey öğrenmeye çalışın
Örneğin yeni bir dil veya yemek pişirmeyi öğrenmek için zaman ayırın. Hayat boyunca devam eden öğrenme hem zekanızı keskin tutmaya yarar hem de eğlencelidir.
5. Başkalarına yardım edin

Yardım kuruluşlarına arkadaşlarınıza ailenize veya yabancılara yardım edin. Vermenin kendi başına bir ödül olduğunu göreceksiniz.

HAYAT EMANETTİR…..

Bir gün…
Eninde sonunda bir süre sonra,
”Nimetlerine bir türlü doyamadığımız” bu fani dünyayı
Bırakıp gideceğimizi asla düşünemiyoruz…
O yüzden de,
Arkamızda kalacak insanların gönüllerine bir aydınlık pencere açacak şeyleri hep ihmal ediyoruz;
Sevdiğimiz insanları her fırsatta bağrımıza basmak gibi şeyleri mesela…
Üzdüğümüz için üzgün olduklarımızdan özür dilemek gibi…
Yüz vermemek, iktidarımızı korumak adına bir kol boyu uzak tuttuklarımıza,
Onlara çok değer verdiğimizi ve onlarsız bir hayatı düşünmek bile istemediğimizi söylemek gibi…
Komik olmaktan korkmadan dalga geçmek gibi kendi aptallıklarımızla…
Ve hatalarımızı itiraf etmek gibi…
Eleştirip durduğumuz insanlara, söylemeyi ihmal ettiğimiz özel ve güzel yanlarından da bahsetmek gibi…
Evimizi paylaştığımız ya da birlikte çalıştığımız insanlardan, ekmeğimizi aldığımız bakkala, çöpümüzü toplayan belediye işçisine kadar, sesimize ses, elimize el veren, hayatımızı kolaylaştıran ve katlanılır hale getiren herkese, gönülden bir teşekkür etmek gibi…
Çok kırıldığımız ve sırtımızı döndüğümüz insanları, bir daha görmesek bile Allah huzurunda onlarla hesabımızı kapatmak ve onların yol açıklığı için dua etmek gibi…
Bir zamanlar bizi bırakıp gidenlerin bize yapmış olmalarını çok isteyeceğimiz şeyleri, BİR TÜRLÜ YAPAMIYORUZ!
AMA BİZ;
Daha farklı bir yol seçebiliriz…
Çocuklarımız başta olmak üzere, etrafımızdaki herkese bir nefes,
bir umut, bir güzel anı, bir insanlık örneği, bir sevgi çiçeği bırakabiliriz…
Çok fazla bir şeyimiz olmayabilir paylaşılacak,
Ama gönül mirasımızla besleyebiliriz bir sürü gönülü…
Ve çok daha huzurlu bir vedalaşma yaşayabiliriz hayatla
Üstelik bunun için yaşlanmayı beklememize de gerek yok!
Bu mirası dağıtmaya, hemen bugün,
İçinde bulunduğumuz bu mübarek ramazanda başlayabilir,
Ve kendimize asla pişman olmayacağımız bir hayat hediye edebiliriz.

HİÇBİR ŞEYE BENİMDİR DEME

Hayatta hiçbir şey için “BENİMDİR” deme.
Sadece de ki: Bir süre benim yanımda, benimle beraberdir.
Ne sevgili,
Ne eş,
Ne çocuk,
Ne ev – bark,
Ne hayat,
Ne huzur,
Ne de keder,
Çünkü ne para,
Ne mal ve mülk,
Ne arsa, ne eşya,
Daima seninle kalmaz.
Bunlar sadece misafirdir bu dünyada
Senin de misafir olduğun gibi.
Elindekilerin tadını çıkar ve ŞÜKRET…….

ÇALIŞ, İYİLİK YAP, ŞÜKRET

”Bütün psikologların üzerinde fikir birliğine vardıkları üç mutluluk formülü var: Şükretmek, iyilik yapmak ve yaptığın işi sevip daha çok konsantre olmak!
Şükretmek, hayattan duyduğun memnuniyeti ifade etmek, hatta bunu düzenli olarak yazmak ve söylemek, sadece insanın keyfini yerine getirmekle kalmıyor. Fiziksel sağlığı düzeltiyor, enerji seviyesini yükseltiyor, acı ve yorgunluğu azaltıyor!
İyilik yapmak, sözgelimi düzenli olarak bir huzurevini ziyaret etmek, bir komşuya yardım etmek, bir sevdiğine yada yakın akrabalarınıza telefon etmek mutluluk derecesini ani ve dramatik biçimde artırıyor!
Ne para, ne mülk, ne makam.
Yaptığınız işi sevip, o işe bütün konsantrasyonunuzu ve enerjinizi severek vermek de, mutluluğun formüllerinden biri. Marangoz olsanız da, mühendis yada doktor olsanız da böyle.
O kadar araştırma, yazışmalar, toplantılar, istatistikler…
Psikologlar yine bize ana okulunda öğretilenlerle kutsal kitaplarda yazılanları bulmuşlar:
“Mutlu olmak için ÇALIŞ, İYİLİK YAP, ŞÜKRET.!…

BAHANE

Âlem bahanedir varlığın için,
Çiçekler, yapraklar, dallar bahane.
Kendini kendinden gizledin niçin?
Arılar, petekler, ballar bahane.
Bilinmek istedin âlem yarattın,
Kendi suretinde Âdem yarattın,
Havva’yı Âdem’e hemdem yarattın,
Âdem, Havva adlı kullar bahane.
Hem derd oldun, hem deva oldun derde,
Hem gizlendin, hem göründün her yerde,
Sıfatın Zâtına olmuş da perde,
Görünen yeşiller, allar bahane.
Kastin var âşıkı nâlân etmeğe,
Gönlünü gözünü giryan etmeğe,
Aşkını kendine ilân etmeğe,
Leylâlar, Mecnûnlar, çöller bahane.

Zeynep Arıcan.

ÇABANIN ÖNEMİ

Bir gün, kozada küçük bir delik belirdi; bir adam oturup kelebeğin saatler boyunca bedenini bu küçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı izledi. Ardından sanki ilerlemek için çaba harcamaktan vazgeçmis gibi geldi ona. Sanki elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi.
Böylece adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline küçük bir makas alıp kozadaki deliği büyütmeye başladı. Bunun üzerine kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu. Adam izlemeye devam etti. Çünkü her an kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiç biri olmadı! Kelebek, hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı.
Adamın iyi niyeti ve yardım severliği ile anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çabanın, Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve Bu sayede de kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda uçmasını sağlamak için seçtiği yol olduğuydu.
Bazen yaşamda tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır.
Eğer Allah, yaşamda herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi, o zaman bir anlamda sakat kalırdık. O zaman olabileceğimiz kadar güçlenemezdik. Asla uçamazdık..
Güçlü olmak istedim… Ve Allah beni güçlendirmek için zorluklar yolladı.
Bilgelik istedim… Ve Allah çözmem için sorunlar yolladı.
Başarı istedim… Ve Allah bana çalışmam icin zeka ve kas gücü verdi.
Cesaret istedim… Ve Allah bana üstesinden gelmem gereken sorunlar verdi.
Sevgi istedim… Ve Allah bana, yardımcı olmam için Sorunlu insanlar yolladı.
İyilik istedim… Ve Allah bana fırsatlar yolladı.
“İstediğim hiçbir şeyi elde edemedim… Ama ihtiyaç duyduğum her şeyi elde ettim.”
Yaşamınızı korkusuzca yaşayın, zorlukların tümüne göğüs gerin ve onların üstesinden gelebileceğinizi açıkça gösterin…

YAŞAMDA UYGULANMASI GEREKENLER

1. Vücudunuza dar gelen kıyafet giymeyin.
2. İlaçla yaşamaktan kaçının.
3. Randevularınızı önceden ayarlayın.
4. Hafızanıza güvenmeyin; mutlaka yazın.
5. Aracınızı, bozulmadan servise götürüp bakım yaptırın.
6. Her kilidin yedek anahtarını yaptırın ve belli yerlerde bulundurun.
7. Daha sık ‘hayır’ deyin.
8. Yapacaklarınızı öncelik sırasına sokun.
9. Zamanınızı israf etmeyin.
10. Akşam yemeklerini basitleştirin.
11. Kötümser insanlardan uzak durun.
12. Önemli evrakın birden fazla fotokopisini çektirin.
13. Evde çalışmayan ne varsa tamir ettirin.
14. Yapmaktan hoşlanmadığınız işler için yardım isteyin.
15. İhtiyaçlarınızı önceden belirleyin.
16. Bir defada yapılması zor büyük işleri, küçük parçalara ayırın.
17. Etrafı toplayın, dağınıklıktan kurtulun.
18. Gülümseyin.
19. Bebekleri gıdıklayın.
20. Dost bir kediyi veya köpeği okşayın.
21. Kendinizi, bütün soruların cevabını bilmekle yükümlü hissetmeyin. Bazı şeyleri de bilmeyin.
22. Karşılaştığınız insanlara, onların hoşuna gidecek bir şey söyleyin.
23. Yağmur yağmasını isteyin; yağınca yağmurda yürüyün.
24. Arada bir hamama-saunaya gidin.
25. Kendi kendinize, nerede eski günler, her şey daha güzeldi demekten vazgeçin.
26. Verdiğiniz kararın ne anlama geldiğini iyi düşünün.
27. Kendinize güvenin.
28. Nüktedan olun.
29. Sizi mutlu edecek bir şey yapmayı yarına bırakmayın.
30. Hiç tanımadığınız insanlara da merhaba deyin.
31. Eski bir arkadaşlarınızla karşılaşınca ona sıkıca bir sarılın.
32. Hava açıksa, gece yıldızları seyredin.
33. Bir şarkıyı ıslıkla çalmayı öğrenin.
34. Arada bir şiir okuyun.
35. Kendinize bir demet çiçek alın. Bir çiçek koklayın.
36. Yardım istemekten çekinmeyin; alamazsanız üzülmeyin.
37. Görünüşünüze özen gösterin.
38. Her şeyi kararında yapın; ifrata kaçmayın.
39. Nerede gerekiyorsa, orada mutlaka gerekli emniyet tedbirini alın.
40. Daima daha iyisini yapmaya çalışın, ama mükemmeliyetçi olmayın.
41. Resim ve heykel sergilerini gezin.
42. Ayakkabınızı boyatın.
43. Berbere gidin.
44. Kendi kendinize bir şarkı mırıldanın.
45. İyi bir müzik dinleyicisi olun.
46. Kendi kendinize yetmeyi öğrenin.
47. Her gün biraz spor yapın; her fırsatta yürüyün.
48. Dünyanın en yetenekli insanı olmadığınızı kabul edin, gerekiyorsa elimden ancak bu kadar geliyor deyin.
49. Yeni moda birkaç şarkıların sözlerini ezberleyin.
50. İşe erken gidin.
51. İşe her gün aynı yoldan gitmeyin.
52. Amirinizden izin alıp bazen işten erken çıkın.
53. Kırlarda dolaşın.
54. Maça gidip bağırın.
55. Başkaları dilemeden, siz onlara iyi günler dileyin.
56. Teşekkür edin.
57. Arabanıza güzel koku yayan bir alet koyun.
58. Evde kendi kendinize yemek pişirin, güzel bir sofra kurun, sonra da afiyetle yiyin.
59. Başkalarını adam etmekten vazgeçin.
60. Severken karşılık beklemeyin.
61. Sinemada film seyrederken patlamış mısır atıştırın.
62. Bir ağaç, olmazsa bir çiçek dikin.
63. Şişmanlamayın .
64. Hatıra defteri tutun.
65. Kirli bir yeri temizleyin.
66. Kağıttan bir uçak yapıp uçurun.
67. Bir derneğe veya kulübe girin, arkadaş edinin, toplantılara katılın..
68. Mutlaka yeterince dinlenin ve uyuyun.
69. Az konuşun, çok dinleyin.
70. İş arkadaşlarınıza ve dostlarınıza iltifatı esirgemeyin.
71. Bir güne yapılacak çok şey tıkıştırmayın.
72. Acelesiz yaşayın; daha önünüzde yaşanacak çok güzel günler var.
73. Stresli davranmak, doğuştan gelen değil, sonradan kazanılan kötü bir huydur; bunu unutmayın
74.Dostlarınıza, arkadaşlarınıza ve yakınlarınıza karşı hoşgörü içinde olun…
75. Son söz: Öfkeyi, kederi ve dertleri kendinize zevk edinmeyin…

İLGİNÇ BİR HAYAT FELSEFESİ

Her gün üç kişiye iltifat et…
Yılda en az bir kez güneşin doğuşunu seyret…
Insanların doğum günlerini hatırla…
Insanların gözlerinin içine bak…
Sık sık “lütfen” de…
Bir müzik aleti çalmayı öğren…
Duşta şarkı söyle…
Değerli takılarını saklama, kullan…
Her baharda çimen ek…
Ilk önce sen “merhaba” de…
Ucuz otomobil kullan ama sahip olabileceğin en iyi evi al…
Hiçbir zaman okumasan da iyi kitapların olsun…
Kendine ve başkalarına karşı bağışlayıcı ol…
Pabuçların boyalı olsun…
Hak ettiğini düşündüğünde maaşına zam iste…
Ne satarlarsa satsınlar, çocuk satıcılardan daima bir şeyler al…
Her yıl iki şişe kan bağışı yap…
Evde yapılmış tatlıları asla reddetme…
Sevinçleri erteleme…
Teşekkür mektuplarını geciktirme…
Hiçbir zaman, asla umudunu yitirme, mucizeler her gün oluyor…
Öğretmenlere, itfaiyecilere ve gece bekçilerine saygı duy…
Ülkeni koruyanlara saygı göster…
Mesleğinin dümenlerini öğrenmekle zaman yitirme, mesleğini
öğren…
Oyunu kullan…
Zekanı eğlendirmek için kullan, başkalaryıla eğlenmek için değil…
Islık çal…
Çocuklarını eğit ama sevgini göstermeyi de ihmal etme…
Asla kimseyi başkasının avukatı olmaya teşvik etme…

HASTA OLMAK İSTEMİYORSANIZ…

Duygularını anlat.
* Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar.
* Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür.
Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız!
* Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!
Karar Vermelisin..
* Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır.
* İnsanlık tarihi kararlardan oluşur.
* Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir.
* Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.
Olduğundan Farklı Yaşama.
* Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir.
* Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.
Kabullen.
* Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır.
* Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
* Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.
Çözümler Bul.
* Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler.
* Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir.
* Biz ne düşünüyorsak oyuz.
* Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.
Güven.
* Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.
Hayatı Üzgün Yaşama.
* Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir.
* Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.
* Mutluluk sağlık ve terapidir.

Dr. Dráuzio Varella

Bu 6 Özelliğe Sahipseniz Harika Bir Geleceğe Doğru İlerliyorsunuz.

1. Hayatta bir amacınız varsa
2. Sabırlıysanız
3. Zorluklar karşısında kolayca yılmıyorsanız
4. Yeni fikirlere açıksanız ve sabit fikirli değilseniz
5. Başladığınız işi bitirmeye gayret ediyorsanız ve bahanelere sığınmıyorsanız
6. Zamanınıza kıymet veriyorsanız.

EĞER HAYATA YENİDEN BAŞLAYABİLSEYDİM.

Eğer yeniden hayata başlayabilseydim;
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
İlkinde olmadığım kadar neşeli olurdum,
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik asla sorun olmazdı.
Daha fazla risk alırdım hayatta.
Daha fazla seyahat ederdim.
Daha çok güneş doğuşunu izler,
Daha çok dağa tırmanır,
Daha çok nehirde yüzerdim.
Daha çok görmediğim yere giderdim.
Daha az bezelye ve doyasıya dondurma yerdim,
Gerçek sorunlarım olurdu, hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardanım ben.
Elbette mutlu anlarım oldu ama,
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkındamısınız bilmem.
Hayat budur zaten:
Anlar sadece anlar.
Sizde anı yaşayın.
Heryere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Eğer hayata yeniden başlayabilseydim;
Yanımda hiç bir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlk baharda pabuçlarımı fırlatır atar,
Ve sonbahar bitene kadar çıplak ayaklarla yürürdüm.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım daha olsaydı, eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…
Ölüyorum……

Jorge Luis Borges

SIR ( THE SECRET )

1. Hepimiz tek bir sınırsız güç ile çalışırız.
2. Sır, Çekim Yasasıdır.
3. Zihninizden ne geçiriyorsanız, onu çekersiniz.
4. Bizler mıknatıs gibiyiz – benzer benzeri çeker. Düşündüğünüz şey olursunuz VE düşündüğünüzü çekersiniz.
5. Her düşüncenin bir frekansı vardır. Düşünceler manyetik enerji gönderirler.
6. İnsanlar arzu etmedikleri şeyleri düşünürler ve arzu etmedikleri şeylerin daha çoğunu çekerler.
7. Düşünce = yaratım. Eğer bu düşünceler güçlü duygulara bağlı ise, o duygu yaratımı hızlandırır.
8. Baskın olan düşüncelerinizi çekersiniz.
9. Her zaman hastalıktan söz edenler hasta olurlar, her zaman bolluktan söz edenler bolluk içinde olurlar, vs..
10. Bu “istekli” düşünmek değildir.
11. İçine zihnin girmediği bir evrene sahip olamazsınız.
12. Düşüncelerinizi dikkatle seçin; siz yaşamınızın şaheseri, başyapıtısınız.
13. Düşüncelerin realiteye anında tezahür etmemesi Okeydir (eğer bir filin resmini görseydik ve fil anında ortaya çıksaydı, bu çok erken olurdu)
14. Yaşamınızda kendinize çektiğiniz HERŞEY bu gerçeğin doğru olduğunu kabul eder.
15. Düşünceleriniz, hislerinize neden olur.
16. Duygularımızın arkasındaki tüm “nedenleri” karmakarışık etmeye gereksinimimiz yok. İki kategori var, iyi hisler ve kötü hisler.
17. İyi hisler getiren düşünceler doğru yolda olduğunuz anlamına gelir. Kötü hisler getiren düşünceler doğru yolda olmadığınız anlamına gelir.
18. Düşündüğünüz şey her ne olursa olsun, gerçekleşme sürecinde olanın mükemmel bir yansımasıdır.
19. HİSSETTİĞİNİZ şeyi tam olarak elde edersiniz.
20. Mutlu hisler daha çok mutlu durumları çeker.
21. Arzu ettiğiniz şeyi hissetmekle (orda olmasa bile) başlayabilirsiniz. Evren şarkınızın doğasına karşılık verecektir.
22. Düşünce ve hislerinizde neye odaklanırsanız, deneyiminize onu çekersiniz.
23. Düşündüğünüz ve hissettiğiniz şey ve tezahür eden şey DAİMA birbirine uyar. İstisna yoktur.
24. Farkındalığınızı değiştirin.
25. “Siz ilerlerken kendi evreninizi yaratırsınız” Winston Churchill
26. İyi hissetmek önemlidir.
27. Neşeli olan bir şeyi düşünerek veya bir şarkı söyleyerek ya da mutlu bir deneyimi hatırlayarak anında duygunuzu değiştirebilirsiniz.
28. Bunun usulünü öğrendiğinizde, onu bilmeden önce, yaratıcı olduğunuzu BİLİRSİNİZ.
29. Yaşam olağanüstü olabilir ve olmalıdır ve siz Çekim Yasasını bilinçli olarak uyguladığınız zaman, yaşam olağanüstü olur.
30. Evren kendisini buna göre yeniden – düzenler.
31. Tüm arzularınız için şu cümleyi kullanarak başlayın: “Şimdi çok mutluyum ve minnettarım”
32. Evrenin kendisini NASIL yeniden düzenleyeceğini bilmek zorunda değilsiniz.
33. Çekim Yasası, basitçe ona ŞİMDİ sahip olma pozitif hislerini üreten şeyi kendiniz için anlamaktır.
34. Arzu ettiğiniz şeye daha hızlı ulaşmanıza yardım edecek ilham edilmiş bir düşünce veya fikir alabilirsiniz.
35. Evren SÜRATİ sever. Ertelemeyin, ikinci bir tahminde bulunmayın, şüpheye düşmeyin.
36. Fırsat çıktığında EYLEME GEÇİN.
37. İstediğiniz her şeyi çekersiniz- para, insanlar, bağlantılar. Önünüze neyin getirildiğine DİKKAT EDİN.
38. Hiçbir şeyiniz olmadan başlayabilirsiniz, hiçbir yolunuz olmayabilir, size bir YOL sunulacaktır.
39. NE KADAR ZAMANDA??? Zamanla ilgili kural yoktur, pozitif hislerinize ne kadar çok hizalanırsanız, daha hızlı gerçekleşir.
40. Boyut evren için önemli değildir (arzu ettiğiniz sınırsız bolluk ise). Büyüklük ve zaman ile ilgili kuralları kendimiz koyarız.
41. Evrene göre kural yoktur: ona şimdi sahip olduğunuzun hislerini sunarsınız, evren de buna yanıt verir.
42. Çoğu insan düşüncelerinin çoğunu gözledikleri şeylere verirler (postadan gelecek faturalar, geç kalmak, kötü şansa sahip olmak, vs)
43. Farklı daha iyi bir bakış açısı vasıtası ile, farklı bir yaklaşım bulmalısınız.
44. “Olduğumuz her şey düşüncelerimizin sonucudur” – Buddha
45. Yaşamınızın gidişatını değiştirmek için tam şimdi ne yapabilirsiniz?? Minnettar olma.
46. Minnettarlık yaşamınıza anında daha fazlasını getirir.
47. Düşündüğümüz ve TEŞEKKÜR ettiğimiz şeyi meydana getiririz.
48. Minnettar olduğunuz şeyler nedir? Minnettarlık hissedin, tam şimdi minnettar olduğunuz şeylere odaklanın.
49. Zihninizde bu resimle oynayın – nıhai sonuca odaklanın.
50. VİZÜALİZE EDİN ! GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN! Geleceğinizin provasını yapın.
51. GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN !! Onu görün, hissedin ! Burası eylemin başladığı yerdir.
52. Sevinci hissedin… mutluluğu hissedin!
53. Onaylayıcı bir düşünce negatif bir düşünceden 100 kat daha güçlüdür.
54. “Bu gücün ne olduğunu söyleyemem. Tüm bildiğimi onun var olduğu” Alexander Graham Bell
55. İşimiz “Nasıl” olacağına üzülmek değildir. “Nasıl” bağlılıktan ve inançtan çıkıp gelecektir.
56. Nasıllar evrenin alanına girer. Evren her zaman siz ve rüyanız arasındaki en hızlı, en çabuk, en uyumlu yolu bilir.
57. Eğer onu evrene havale ederseniz, verilen şeye şaşırırsınız ve gözünüz kamaşır… bu sihir ve mucizelerin gerçekleştiği yerdir.
58. Onu her gün evrene teslim edin, ama bu asla bir angarya olmamalı.
59. Tüm süreçte keyifli hissedin: mutlu, coşkulu ve uyumlu.
60. Gerçekten bu şekilde yaşayan insanlar ile tek fark, onlar bunu varoluş yolu olarak alışkanlık haline getirmişlerdir.
61. Bunu her zaman yapmayı hatırlarlar.
62. Görsel bir Pano yapın: Çekmeyi arzu ettiğiniz şeylerin resimleri. Her gün ona bakın ve zaten bu arzularınızın gerçekleştiğin hissine sahip olun.
63. “İmgeleme her şeydir. Yaşamın gelen çekimlerinin ön izlemesidir” Albert Einstein.
64. Neyi arzu ettiğinize karar verin, ona sahip olabileceğinize inanın, onu hak ettiğinize inanın, onun sizin için mümkün olduğuna inanın.
65. Gözlerinizi kapatın ve arzu ettiğiniz şeye sahip olduğunuzu gözünüzde canlandırın – ve o hissi yaşayın.
66. Zaten sahip olduğunuz şey için minnettar olmaya odaklanın. Bundan zevk alın! Sonra onu evrene salıverin. Evren onu tezahür ettirecektir.
67. “İnsanın zihni neyi tasarlayabilirse, ona ulaşabilir” W. Clement Stone
68. Eğer ulaşırsanız size büyük keyif verecek çok büyük bir hedef oluşturun.
69. İlham edilmiş bir düşünceniz olduğunda, ona güvenmeli ve eyleme geçirmelisiniz.
70. Nasıl daha refah içinde olursunuz? ONA NİYET EDİN!!
71. “Postadan düzenli olarak çekler geliyor” veya banka hesabınızı arzu ettiğiniz miktara değiştirin ve ona sahip olmanın hissini duyumsayın.
72. Yaşam, TÜM alanlarda bolluk içinde olmak demektir.
73. İçsel sevinç ve huzur hissini duyumsayın, sonra tüm dışsal şeyler ortaya çıkar.
74. Bizler evrenimizin yaratıcılarıyız.
75. İlişkiler: Kendinize, başkalarının size davranmasını istediğiniz gibi davranın, kendinizi sevin, sevilirsiniz.
76. Kendinize karşı sağlıklı bir saygınız olsun.
77. Düzenli olarak etkileşimde olduğunuz ve birlikte çalıştığınız kişiler için bir not defteri edinin ve o insanların her birinin pozitif yanlarını yazın.
78. Onlarla ilgili en çok sevdiğiniz şeyleri yazın (onların değişmesini beklemeyin). Çekim Yasası, eğer frekanslarınız uyuşmazsa sizi birlikte aynı mekana yerleştirmez.
79. İyi hissetme potansiyelinizi kavradığınız zaman, iyi hissetmeniz için hiç kimseden farklı olmasını istemezsiniz.
80. Dünyayı, arkadaşlarınızı, eşinizi, çocuklarınızı kontrol etme ihtiyacının biçimsiz olanaksızlıklarından kendinizi özgürleştirirsiniz.
81. Realitenizi yaratan sadece sizsiniz.
82. Başka hiç kimse sizin için düşünemez veya hissedemez. Sadece SİZ.
83. Sağlık: kendi sağlığınız için evrene teşekkür edin. Gülün. Stressiz mutluluk sizi sağlıklı tutar.
84. Bağışıklık sisteminiz kendisini iyileştirir.
85. Bedenimizin parçaları her gün, her hafta vs değişir. Birkaç yıl içinde yepyeni bir bedene sahip oluruz.
86. Kendinizi yeni bir bedende yaşarken görün. Umutlu = sağlıklı. Mutlu= daha mutlu biyokimya. Stres bedeni olumsuz etkiler.
87. Bedenden stresi atın, beden kendini yeniler. Kendinizi iyileştirebilirsiniz.
88. Dingin olmayı öğrenin, dikkatinizi arzu ettiğiniz şeyden uzaklaştırın, dikkatinizi deneyimlemeyi arzu ettiğiniz şeye odaklayın.
89. İçinizdeki ses ve vizyon dıştaki görüşlerden daha mükemmel ve berrak olduğunda, yaşamınızın üstadı olursunuz.
90. Siz, dünyayı olmasını istediğiniz gibi yapmaya çalışmak için burada değilsiniz. Etrafınızda seçtiğiniz dünyayı yaratmak için buradasınız.
91. Ve başkalarının görmeyi seçtiği dünyanın da var olmasına izin verin.
92. İnsanlar, eğer herkes Çekim Yasasının gücünü bilirse, ortada yeterince olmayacağını düşünürler. Bu bizde kökleştirilmiş bir yalandır ve bir çok insanı açgözlü yapıyor.
93. Gerçek şu ki, yeterli olandan çok sevgi, yaratıcı fikirler, güç, sevinç, mutluluk vardır.
94. Tüm bu bolluk, kendi sonsuz doğasının farkında olan bir zihin vasıtası ile parıldamaya başlar. Herkes için yeteri kadar vardır. Bunu görün. Buna inanın. Sizin için çıkagelecektir.
95. Arzu ettiğiniz her şeyi seçerken, realitenizin çeşitliliği sizi heyecanlandırsın ve tüm arzularınızın iyi hislerinin arkasında olun (destekleyin).
96. Senaryonuzu yazın. Arzu etmediğiniz şeyler gördüğünüzde, onları düşünmeyin, onları yazın, onlarla konuşun, onları uzaklaştırın, dikkatinizi arzu edilmeyen şeylerden uzaklaştırın, arzu edilen şeylere odaklayın.
97. Bizler enerjiyiz. Her şey enerjidir. HER ŞEY !!!
98. Kendinizi bedeninizle tanımlamayın…. O evrendeki her şeye bağlı olan sonsuz bir varlıktır.
99. Tek bir enerji alanı. Bedenlerimiz dikkatimizi enerjimizden ayırdı. Bizler ortaya konan olasılıkların, yaratıcı gücün sonsuz alanıyız.
100. Düşünceleriniz sizin için değerli mi? Eğer değilse – ŞİMDİ onları değiştirmenin zamanıdır. Tam şimdi bulunduğunuz yerden başlayabilirsiniz. Bu andan ve dikkatinizi verdiğiniz şeyden daha önemli bir şey yoktur.

TEMİZLİK YAPTIM BUGÜN

Temizlik yaptım bugün…
Hem de tüm benliğimde.
Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi, kanımı ve hücrelerimi temizledim.
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.
Nasıl da çok yer kaplamışlar kalbimde inanamazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim kırgınlık yerine özenle.
Titizlikle her birinin üstüne ektim iyilik tohumlarını.
Her yere görebildiğim göremediğim her yere serptim.
Atarken kırgınlıklarıma bakmadım bile neydi onlar diye.
Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası değilmi ?
Bakmadım merak da etmedim.
Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.
Kıskançlığımı da çıkardım. Meğer ben ne az kıskançmışım.
Çok kolay oldu. Sevindim.
Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum.
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde.
Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum.
Sıra korkularıma gelmişti.
Çıkarmaya bile korktum önce.
Ne de çok alışmışım ben onlarla yaşamaya.
Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır
İçten içe bir sevgi nasıl duyulurmuş anlayamadım.
Yerini toprağını sevmiş mor bir menekşeydiler sanki.
Ee ne de olsa iyi bakmıştım onlara.
Her gün yeni yeni korkular ekleyip endişelerimle sulamıştım.
Mutluluklarımı ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an.
Bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim;
almadan verip, beklemeden sevseydim.
Her şeyden önce içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım böyle yeniden doğuş temizliklerine hiç ihtiyacım kalmazdı.
Çok zorlandım korkularımla. Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi.
Kenetlenmişlerdi adeta. Ama onları da sevgiyle çıkardım.
Ve onları yaşamaktan hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan pişmanlık duymadan çıkardım. Kızsaydım onlara bağırıp çağırsaydım yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum.
Temizlik yaptım bugün…
Yeniden doğuş temizliği.
Neşe ektim hoşgörü güven sevgi ektim. .
Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi paylaşmayı ektim.
Korkusuzlukları ektim alabildiğine…
Saatlerce ektim korkusuzluğu…
Mutluluk ektim, Huzur ektim…
Bağışlama ektim.
Sevgi ektim her hücreme.
Coşku heyecan sessizlik ektim.
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana…
Kabullenme ektim. Baş eğme değil.
Olduğu gibi kabullenme …

Edward Morrison

ŞÜKRET YİNE DE ŞANSLISIN ;

Sorunlarını evine girmeden önce geçmişler kutusuna bırak,
onları unut ve üzülmekten artık vazgeç.
Bunun yerine hayatın getirdiği güzelliklerle ilgilen,
onlardan zevk almaya çalış…

Eğer trafikte sıkışırsan; sinirlenme.
Dünyada araba kullanmanın ne olduğunu bilmeyen çok kişi,
araba kullanmanın ayrıcalık sayıldığı çok ülke var…

Eğer işte kötü bir gün geçirirsen;
Yıllardır iş bulamadan oturan perişan insanları düşün…

İlişkin kötü giderse;
Hiç sevememiş ve bu sebepten de hiç sevilmemiş insanları düşün…

Eğer işten ayrılmışsan üzülme ,
Allah bir kapıyı kapatırsa senin hayrına daha güzel kapılar açacaktır.
Bunun senin hayrına daha güzel işler fırsatlar getireceğini düşün.

Bir hafta sonu daha geçti diye tasalanırsan;
Çocuklarının rızkını çıkartmak için 3 kuruş paraya günde 24 saat, haftada 7
gün çalışan insanları düşün…

Dağ başında araban bozulur ve yürümek mecburiyetinde kalırsan;
hemen öfkelenme.
Bir adım atabilmek için her şeylerini vermeye hazır insanları düşün…

Sabah aynada saçında bir ak tel daha görürsen; tasalanma.
Saçsızlıklarını dert etmeyi akıllarına bile getiremeyen, yaşam
mücadelesi veren kanser hastalarını düşün…

Hayatta gayesiz kaldığını düşünüp karamsarlığa dalarsan; müteşekkir ol.
Senin yaşadıklarını göremeyen, genç yaşta öldükleri için senin
kullandığın hiç bir fırsata sahip olamayanlar o kadar çok ki…

Eğer insanların cahilliklerinin, bağnazlıklarının, kötülüklerinin,
aşağılıklarının, hırslarının kurbanı olursan;
Daha kötüsü olup senin de onlardan biri olabileceğini hatırla,
yinede de haline şükret…

Her şeye rağmen hayat çok güzel ve uğrunda mücadele etmeye değer.

UNUTMA

Unutma! Gerçekte sen ne hissediyorsan, o her zaman doğrudur. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu, bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısı ile içindeki ses ile konuşmayı öğren.
Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle. Tüm diğerleri farklı hissedebilir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir. Sadece, onların bakış açılarını anlamaya çalış. Hemfikir olmaya çalışma!
Her yanlışında kendini acımasızca eleştirip üzme… Gereğinden fazla üzülmek, bugünün gücünü tüketir, yarınlarının güzelliklerini çalar. Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu bil.
Kimsenin senin adına karar vermesine izin verme, ama başkalarının da haklı olabileceklerini unutma.
Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzme. Unutma! Sen kaldırabiliyorsan onlar da kaldırabilir.
Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran. Sen buna layıksın!
Yaşamdaki tüm acılarını atlatabilirsin, her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin, istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin.
Bugün, hayata yeniden başla! ilk adımın kendini bağışlamak olsun! Tıpkı kasvetli ve bulutlu bir havanın ardından kendini gösteren güneş gibi
Asla tecrübe kazanmaktan kaçma… Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ve devam et! İnan bana, o tecrübelere ihtiyacın var…
Unutma ! Her şey sende gizli. Hayatın kötü bir yola girmişse, direksiyondakinin sen olduğunu hatırla! Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnız, güçlü hissettiğin kadar güçlüsün. Seçimi yapacak olan sensin.

Daha İyi Yanılsaması

Her şeyin daha iyi olduğu bir dünya hayali ne kadar hoş değil mi? Hatta bırakın dünyayı bir kenara; Kendinizin daha iyi bir versiyonunu düşlemek, her şeyin daha iyisi ile çevrelenmiş bir yaşama sahip olmak….
Küçük bir çalışma yapalım sizinle. Kendinizle ilgili değişmesini, daha iyi olmasını arzuladığınız şeylerin bir listesini yapın. Listeyle uğraşamam diyorsanız, şimdi kendinize bu açıdan bakın ve düşünün.
Nasıl bir insan olmayı isterdiniz?
· Daha yumuşak?
· Sevgi dolu, anlayışlı?
· Verici?
· Bilge?
· Aydınlanmış?
· Neşeli?
Nasıl bir hayatınız olmasını arzulardınız?
· Acıdan arınmış?
· Bolluk dolu?
· Maddi refah?
· Tutkunuzu yaşadığınız?
· İyi bir ilişki?
Dünyanın nasıl olmasını isterdiniz?
· Savaşların olmadığı?
· Adaletin hâkim olduğu?
· Her şeyin bolluk içinde paylaşıldığı?
· Doğanın dengelerinin bozulmamış olduğu?
Yukarıda sıralanmış olan maddelere dikkat etmenizi istiyorum. Hepsinde ortak olan bir şey var. Temenniler çok güzel ve yerinde görünüyor. Evet, tüm bunların hepsini kim istemez? Hatta “the secret” kitabında tüm bu arzularınızı nasıl tezahür ettirebileceğinize dair bir sürü bilgi de verilmişti. Çekim yasası anlatılmıştı size.
Ancak sizden bu dileklerin ardına bakmanızı istiyorum. Onların ardındaki yoksunluk duygusunu, inancını görüyor musunuz? Ortak noktaları şu;
Olmasını arzuladığım şey şu an mevcut değil.
Arzuların doğasında ortak bir yan vardır. Çıkış noktalarındaki temel güdü eksiklik duygusudur. Fakat insan psişesi üzerinde müthiş bir çekim gücüne sahiptirler. Çünkü gerçekleşmeleri olasılığı insanın içinde karşı konulamaz sahte bir tamamlanma, doyuma ulaşma etkisi yaratır.
İnsan arzularının bir başka ortak yanı ise, arzu edilen şey ne olursa olsun istenilen şeyin bir tamamlanma, doyuma ulaşma, iyi hissetme, bütünleşme gibi benzerlikleri olmasıdır. İnsan bu duyguları varlığının derinliklerinde bilir. Çünkü onlar varlığın en temel, öz niteliği olan tanrısallığının renkleridirler. İnsan neyden koptuğunu, ayrı kaldığını bilincinin derinliklerinde bilir. Bu biliş zihinsel bir bilişten çok, varlıksal bir biliştir.
Ve insanın her eylemini yönlendiren güdü ( bilinçsiz olsa dahi ) bir zamanlar sahip olduğu o tamlık haline yöneliktir. Fakat insan kendi gerçek haline uyanma yolunda kendisini dışarıda arar. O hali belli şartlara bağlar ve oluşturmak için çaba gösterir.
“Daha iyi” bir yanılsamadır. Olduğun hali yadsımaktır. Aradığın tamlığa giden yol kendini olduğun halinle kabul etmeye başladığın an belirir. Bu kabul, yargının ötesine geçmekle gelen bir tavırdır.
İçindeki karanlığın “daha iyi” ile yamanmak istemiyor. Karanlığının arzuladığı şey, senin arzuladığın şey ile aynı; yuvaya dönmek!
Yuvaya açılan kapı ise sensin. Sen yuvanın kendisisin. Bu idrake varmak için karanlığın ile yüzleşmek, içindeki karanlık tünelden geçmek zorundasın. O tünelde dışladığın parçalarını bulacaksın, kimi zaman da onlar seni bulacak.
Zihnindeki yanılsamalardan özgürleştikçe kendinle bütünleşirsin. Önce, zaten özgür olduğun, arzuladığın şeylerin sana sunacağı tatminin asıl kaynağının kendin olduğunun farkına varmalısın. Kendini iyi hissetmen için yapılacak hiçbir şey yok.
İyinin ve kötünün neden var olduğunu, onları besleyen, var olmalarını ve devamlılıklarını sağlayan dinamikleri gör. İyi neden iyidir, kötü neden kötüdür? Asıl arzun özgürleşmek olsun! Ve bil ki, seni özgürleştirecek olan farkındalıktır. İyinin ve kötünün ötesinde bir bilinç hali vardır. Oradan bakınca Tanrı’nın gözüyle görürsün. İki Tek olur. Zihin ve kalp birleşir ve yeni bir algı oluştururlar.
Özgürleşmeksizin yaptığın seçimler seni aynı döngüde tutar. Ulaştığını sandığın şey içindeki eksiklik inancından dolayı hep eksik kalacaktır, yetmeyecektir.
Niyetin özgürleşmekse, evren seni bu amacına taşıyacak şekilde değişecek ve sana bu fırsatları sunacaktır. Özgürleştiğin zaman algıladığın dünyada savaşlar, açlık, acı, adaletsizlik vs. aynı düzlemlerinde var olmaya devam edeceklerdir. Ancak senin için açılmış olan farklı bir bilinç boyutu mevcut olacaktır ve oradan baktığın zaman neyin neden yaşanmakta olduğunu anlayacaksın. İnsanlara ve dünyaya olduğu gibi olma kabulünü verecek ve herkesin seçimlerine şefkatle izin vereceksin.
Ve anlayacaksın; su kendi yolunu bulur. Okyanusa kavuşacak yolu bir şekilde bulur. Onu kontrol edemezsin, onun doğal akışı zaten bu yöndedir. Sen de su gibi, kaynağına akmaktasın. Herkes ve her şey O yöne akar. Kendi zamanlamasıyla, kendi uygunluğunda akar.
İnsan bedenindeyken bir tarafınla bu ayrılığın, dualitenin yaşandığı boyutun her zaman farkında olacaksın. Kendini tamlığına açman çok boyutlu olan gerçek varlığının farkına varmanı sağlayacak ve hayatı bir bütün olarak yaşayacaksın. İçindeki Tanrı devreye girdiği zaman aradığın bolluğun ve tatminin ulaşılması değil, sahip çıkılması ve izin verilmesi gereken bir şey olduğunu anlayacaksın. Çabasız ve güven içinde, geçmiş ve gelecek yanılsamasından özgürleşmiş bir bilinç halinde olacaksın. Ve bu şekilde hem kendine hem de evrene yaşayan bir örnek olarak hizmet etmiş olacaksın.
Yanılsama içindeyken arzuladığın bolluk, huzur, sevgi ve uyum onlara olan ihtiyacından özgürleşince, yaşantına kendiliğinden akacaklar. Yaşam kendini algıladığın haliyle önünde şekillenecek.
İçinizde, savaşın olmadığı bilinç haline uyanınca;
Savaş biter.
İçinizde bolluğun kaynağına dokununca;
Yoksunluk duygusu çözülür.
İçinizdeki karanlığı kucaklayınca;
İki BİR olur.
Ve tüm bu potansiyelleri “arzulamayı” bırakmış, onları bedenlemiş olursunuz. İşte, öncelikle kendi dünyanız böyle dönüşür. Ve bunu bir kişi dahi bedenleyince, dünya artık aynı kalmaz, kalamaz. Çorbaya yeni bir çeşni katmışsınızdır ve o çeşni de yemeğe gerçek tadını veren sihirli formüldür.

Halil Gül

Kendiniz İçin Affetmeyi Seçin

Affetmenin temel kazancı affeden kişiyedir. Belki bu yazıyı okuyan herkesin hayatında, geçmişe baktığında hala affedemediği birileri olabilir. Hala düşündüğünde öfkesini canlı tuttuğu bu olaylar kişiyi nasıl da tutsak eder. Bu tutsaklıktan kurtulmanın yolu var mıdır?
İnsanların fark edipte yön veremeyecekleri duygu yoktur. Yeter ki fark edelim, fark ettikten sonra temel olarak yapılması gereken şey düşünce şablonlarımıza bakmak, değişmesi gerekenleri değiştirmektir.
Örneğin; Affedersem tekrar yapar yanlış bir şablondur. Eğer bunu düşünüyorsanız hemen şunu da hatırlayın, affedin ama unutmayın. Affetmek unutmak demek değildir. Affetmek gerçeği unutmanızı değil onu çok iyi hatırlamanızı ve anlamanızı ister.
Affedersem ben kendimi değiştirmiş olurum halbuki onun değişmesi gerekiyor başka bir yanlış şablondur. Eğer başkasını değiştirebileceğinizi sanıyorsanız bu düşüncenizden vazgeçin, çünkü ne bir başkasını, ne de hayatı kontrol edemezsiniz, tek kontrol edebileceğiniz şey, kendi duygu ve düşüncelerinizdir.
Hayat adildir, kötüler her zaman cezalandırılır, iyiler ise her zaman ödüllendirilir şablonu size uyuyor mu?… Bunu çok istesek de hayat adil değildir. Hayatta farklı dengeler ya da doğrular olsa da adalet beklen­tiniz her zaman karşılanmaz. Bu beklentiyle hayata yaklaşıyorsanız hemen şu sözü bir okuyun. ‘ İyi bir in­san olduğunuz için dünyanın size adil davranmasını beklemek, vejetaryen olduğunuz için bir boğanın size saldırmamasını beklemek gibidir.’
Affetmek için işe yarar birkaç öneri belki birilerinin işine yarar düşüncesi ile burada paylaşmak istiyorum.
Öncelikle düşünce ve duygular fizyolojimizi yani sağlığımızı etkiler. Vücudunuza dikkat edin ve en zayıf noktanızı belirlemeye çalışın. Stres durumlarında vücudunuzda hangi bölge tepki veriyor. Mide: hazımsızlık, bağırsak sendromları. Kalp: Yüksek tansiyon ve ritm bozuklukları. Baş ağrısı: Tansiyon ve migrenden dolayı. Uykusuzluk, buna bağlı halsizlik, dikkatte bozulma ve diğerlerini fark edebilirsiniz… Yani öfkenizi çözemiyorsanız yüksek tansiyon ve buna bağlı olarak kalp krizi geçirme olasılığınızı artırıyorsunuz.
Bu bilgiyi hemen test etmeniz mümkün. Gözlerinizde öfke yaşadığınız olayı canlandırdığınız da bile vücu­dunuzun ritmi değişir. Bunu bir arkadaşınıza anlattığınız da ise yeniden aynı duygu durumuna geçtiğinizi fark edersiniz. Aynı durum için bu kez affetme olasılığını gözünüzde canlandırdığınızda bile fizyolojik sıkıntılarınızın tersine döndüğünü de gözleyebilirsiniz.
Amerikan Kalp Derneğinin 2000 yılında yaptığı bir araştırma sonucundan söz etmek istiyorum. ‘öfk­eye büyük eğilimi olan bir insan en az eğilimli olan insanlardan üç kat daha fazla kalp krizine yakalanma olasılığına sahiptir.’
Hayatımızı hiç öfkelenmeden sorunsuz geçirmemiz mümkün değildir. Ancak akut stres durumlarından çok, kronik stres( bir olay sürekli olarak beynimize yer edip oradan çıkmadığında) size zarar verebilir. Çünkü kronik stresde vücut dinlenip kendini yeniden inşa edemez. Sürekli alarm halinde olmak vücudun rezerv­lerini tüketir, bu durum organların yıpranmasına neden olacaktır.
Öfke alışkanlığı olan insanlar duygusal olarak da acı çekerler. Kırılgan hayatlarında acı, kin, incinme, öfke onları bırakmaz. Her şey siyah mercek üzerinden değerlendirirerek, olumsuz çıkarımlarla, hayatlarını insanların berbat ettiğine inanırlar. Nadiren bunun kendi tercihleri olduğunu fark ederler. Hayat onlara adalet­siz davrandığından hayatın sunduğu güzellikleri, heyecanı, eğlenceyi tam olarak yaşayamazlar, öfke hayatlarını kontrol etmektedir.
Kendinize anlattığınız hikaye gerçekle uzaktan yakından ilişkili olmayabilir. Bu hikaye çoğu zaman gerçekler­in saptırılmasından, yorumlar katılmasından, yarım kalmış detaydan, söylenmemiş sözlerden ibarettir.
Hepimiz seçici bir hafızaya sahibiz. Olumsuz duyguları olumlu duygulardan çok daha güçlü hissederiz. Olumsuz duyguları olumlu olanlardan daha fazla hatırlarız, olumsuz detaylar, sözler üzerinde daha çok durarak olayların kontrolünü kaybederiz. Kötü olanları abartır, iyi olanları küçümseriz. Anılarımızı seçeriz. Çarpıtmalar kümesi şeklinde beslediğimiz anımız bizi yenilgiye uğratır. Onu bu haliyle biz besleriz, affetmeyerek de besle­meye devam ederiz.
Sizi öfkelendiren olayı tekrar değerlendirin. Kendinize şunu sorun ve seçiminizi yapın: Hayattaki payım ger­çekten de başkasının incitici davranışlarıyla mı yönlendirilecek? Hem şimdi hem de gelecekte benim de söz hakkım var mı?
Affetmek hayatın kontrolünü tekrar size kazandıracak, kendi iyiliğiniz için harekete geçmeniz gereğini hatırlatacaktır.
Affetmemek en çok sizi üzer.
Affetmek özgürleştirir, mahkumiyetinizi bitirin.
Siz affetmeyi seçtiğinizde etrafınızdakiler de daha olumlu olmayı seçeceklerdir.
Madem bu kadar hayat kalitemiz üzerinde etkisi var. Neden affetmeyi seçmeyelim?

Psk. Dan. Perihan Demirbaş

ŞÜKRET YİNE DE ŞANSLISIN ;

Sorunlarını evine girmeden önce geçmişler kutusuna bırak,
onları unut ve üzülmekten artık vazgeç.
Bunun yerine hayatın getirdiği güzelliklerle ilgilen,
onlardan zevk almaya çalış…

Eğer trafikte sıkışırsan; sinirlenme.
Dünyada araba kullanmanın ne olduğunu bilmeyen çok kişi,
araba kullanmanın ayrıcalık sayıldığı çok ülke var…

Eğer işte kötü bir gün geçirirsen;
Yıllardır iş bulamadan oturan perişan insanları düşün…

İlişkin kötü giderse;
Hiç sevememiş ve bu sebepten de hiç sevilmemiş insanları düşün…

Eğer işten ayrılmışsan üzülme ,
Allah bir kapıyı kapatırsa senin hayrına daha güzel kapılar açacaktır.
Bunun senin hayrına daha güzel işler fırsatlar getireceğini düşün.

Bir hafta sonu daha geçti diye tasalanırsan;
Çocuklarının rızkını çıkartmak için 3 kuruş paraya günde 24 saat, haftada 7
gün çalışan insanları düşün…

Dağ başında araban bozulur ve yürümek mecburiyetinde kalırsan;
hemen öfkelenme.
Bir adım atabilmek için her şeylerini vermeye hazır insanları düşün…

Sabah aynada saçında bir ak tel daha görürsen; tasalanma.
Saçsızlıklarını dert etmeyi akıllarına bile getiremeyen, yaşam
mücadelesi veren kanser hastalarını düşün…

Hayatta gayesiz kaldığını düşünüp karamsarlığa dalarsan; müteşekkir ol.
Senin yaşadıklarını göremeyen, genç yaşta öldükleri için senin
kullandığın hiç bir fırsata sahip olamayanlar o kadar çok ki…

Eğer insanların cahilliklerinin, bağnazlıklarının, kötülüklerinin,
aşağılıklarının, hırslarının kurbanı olursan;
Daha kötüsü olup senin de onlardan biri olabileceğini hatırla,
yine de de haline şükret…

Her şeye rağmen hayat çok güzel ve uğrunda mücadele etmeye değer.

TEMİZLİK YAPTIM BUGÜN…

Hem de tüm benliğimde
Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim.
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.
Görmenizi isterdim.
Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış inanmazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle.
Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını.
Her yere görebildiğim göremediğim her yere serptim.
Atarken kırgınlıklarımı bakmadım neydi onlar diye.
Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası.
Bakmadım merak da etmedim.
Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.
Kıskançlığımı çıkardım.
Meğer ben ne az kıskançmışım.
Çok kolay oldu.
Sevindim.
Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum.
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde.
Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum.
Sıra korkularıma gelmişti.
Çıkarmaya bile korktum önce.
Ne de çok alışmışım onlarla yaşamaya.
Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır
İçten içe bir sevgi nasıl duyulur anlayamadım.
Yerini toprağını sevmiş mor bir menekşeydiler.
E ne de olsa iyi bakmıştım onlara.
Her gün yeni yeni korkular ekleyip endişelerimle sulamıştım.
Mutluluklarımı ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an.
Bu ilgiyi onlara verseydim her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim; almadan verip beklemeden sevseydim.
Her şeyden önce içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım böyle bahar temizliklerine ihtiyacım kalmazdı.
Çok zorlandım korkularımla.
Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi.
Kenetlenmişlerdi adeta.
Ama onları da sevgiyle çıkardım. . ve onları yaşamaktan hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan pişmanlık duymadan çıkardım. .
Kızsaydım onlara bağırıp çağırsaydım. yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum.

Temizlik yaptım bugün…

Bahar temizliği.
Neşe ektim hoşgörü güven sevgi ektim. .
Almadan vermeyi sevilmeden de sevmeyi paylaşmayı ektim. .
Korkusuzlukları ektim alabildiğine…
Saatlerce ektim korkusuzluğu…
Mutluluk ektim doğallık.
Sonsuzluk…
Bağışlama ektim.
Sevgi ektim her hücreme.
Coşku heyecan sessizlik ektim.
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana…
Kabullenme ektim.
Baş eğme değil.
Olduğu gibi kabullenme …

Edward Morrison

Mutlu bir insan olmanın yolu – Banu Büyükçıngıl

1: Ruhun gönlün ve aklının arasında iletişim sağlıcaksın bu da sadece maneviyatla olur. Eğer aklın gönlün ve ruhun arasında bir bağlantı kalmadıysa, sen sarayda bile yaşasan cehennemin içinde yaşıyorsun demektir.

2: Maddi ilahlarını bir kenara bırakıp ilahi aşk peşinde koşacaksın. Allah aşkı insanı bu dünyada cennete götüren yegane yoldur.

3: Güzel ahlaktan hiç şaşmıcaksın. Din güzel ahlaktır dini yaşamak sadece ibadet etmek değil, güzel ahlakla herkese muamele etmektir. Yalan söylememek, vakte riayet etmek gibi.

4: Gülümsemek. Olumlu enerji yayarsanız olumlu karşılık alırsınız. Hayata gülümseyerek bakanlar daha mutlu olurlar.

5: Şükretmek. Başımıza gelen olaylara şükretmek iyi de kötü de olsa bizi Allah’a daha çok yaklaştırır, çünkü yapan yaptıran Allah’tır. Başımıza gelen kötü şey bizim adam olmamız içindir.

6: Hadiselerden memnun olmak. Başımıza geleni hoş karşılamak alacağımız dersi alıp yola devam etme şansı verir bize. Hadiselere takılmak sadece zaman kaybı olur ve alacağımız dersi geçemediğimiz için o hadiseden farklı şekillerde tekrar tekrar sınava tabi oluruz.

7: Geçmişe takılmamak. Hata da yapsak biz kuluz ve kusurluyuz, mühim olan şey aynı hatayı tekrar tekrar yapmamaktır.

8: İlah edindiğimiz putlarımızı kırmak. Neye aşırı değer verisek ordan hayal kırıklığına uğrıyacağımız muhtemeldir. Sevgilimiz, arkadaşımız, ebeveynlerimiz veya sevdiğimiz bir bardak… Allah kıskançtır ve neye çok meyledip, çok seversek mutlaka oradan sınava tabi oluruz.

9: Gayret göstermek. Yaptığımız iş her ne ise gayret gösterip elimizden geleni en iyi şekilde yapmalıyız. Biz öncelikle Allah’a karşı sorumluyuz. Yaptığımız işi O’nun için yapıyor gibi düşünmeliyiz.

10: Teslim olmak. Elimizden geleni yaptıktan sonra tıpkı tarlasını süren bir çiftçi gibi işin sonunu Allah’a bırakmalıyız. Allah her şeyin ve herkes için en hayırlısını bilendir. O’na güvenmekten başka ne çare.

Hakkımızda ne hayırlısıysa o olsun inşallah. Mutluluğun yollarını maneviyatta arayalım inşallah, geçici maddi zevklerde değil.

NE EKERSEN ONU BİÇERSİN

Enerji dairesel şekilde hareket eder. Gönderdiğiniz negatif, pozitif her tür enerji mutlak şekilde size geri döner. Ne tür bir enerji gönderdiğiniz geri dönüş sürecini değiştirmez.

Bilinçli ya da bilinçsiz göndermiş olmanızda bu yasayı ya da süreci etkilemez.

Her sonucu yaşadığımızda nedeni fark etmez isek aldığımız sonuçlarda hiçbir zaman değişiklik göstermez.

Bu nedenle davranışlarımızdan sorumlu olduğumuzu bize çok iyi anlatan bir yasadır.

Sadece davranış değil, duygu ve düşüncelerimizden de sorumlu olduğumuzu unutmayalım bu arada.

Çünkü hatırlarsanız hepsi birer enerji ve enerjiler çıktıkları kaynağa geri dönerler.
Peki şimdi sizi duyar gibiyim ‘ama bazen bazı korkularımız ya da isteklerimiz bize geri dönmüyor.

Size açıklıyorum.

Ürettiğimiz duygu, düşüncelerinde bir gücü var. Çok güçlü bir sevgi duygusu ile çok zayıf bir takdir duygusunu enerji olarak aynı güçte algılayamayız.

Üstelik sürekli üretilen bir duygu ile anlık üretilen bir duygu aynı güçte değildir.

Bir enerji zayıfsa, ona enerjisini kaybettiren başka bir enerji nedeniyle sönümlenecektir.

Eğer sevdiğim birine kızıp bela okuduysam ama ardından pişmanlık duyarak tövbe ederek akabinde yoğun bir sevgi enerjisi yolladıysam bu iki enerji birbirini etkisiz hale getirecektir.

Ancak ardında tövbe yoksa ya da yoğun sevgi enerjisi yoksa az pişmanlık az sevgi varsa belki de bedduanının bir kısmının gerçekleşme olasılığı olacaktır.

Önemli bir başka madde de özgür irade konusudur.

Kendi hayatımız için yaptığımız seçimlerde özgürüz.

Sorun, başka bir insanının özgür iradesine karşı gelerek, onun yerine karar verdiğimizde başlar

Bazen birinin iyiliği için iyi bir şey yaptığımızı sandığımızda neden sonuç yasasına göre başkalarının da bizim özgür irademiz dışında bizim adımıza kararlar verip uygulayabileceği mesajını verir, enerjisini yollarız evrene.

Böyle durumlarda özgür irademizle istediğimiz hedeflere ulaşmamız kolay olmayacaktır.

Başka insanların karar verme ve seçim yapma haklarına saygı duymalıyız.

Kimsenin sizin yaşam planınıza müdahale etmesini istemiyorsanız gerekenleri yapın ve sizde kimsenin planını karıştırmayın

Bu tip olayların, müdahalelerin sonuçları hiçbir zaman pozitif olmaz.

Fikirlerinizi beyan edebilirsiniz. Karşınızdaki kişi için en iyinin ne olduğunu bilseniz bile fikirlerinizi ona kabul ettirme çabasına girmeyiniz.

Aynı şekilde başkalarını dinleyebilirsiniz. Ama karar özgürlüğü, uygulama, seçim size ait olmalı

Öfke, nefret, kin gibi duygular tehlikeli duygulardır.

Bu duygulara sahipken, hayatınıza güzel olayları kişileri çekme olasılığınız düşüktür.

Ve bu olumsuz duygular yaşamınıza sorunlar, kötü olaylar, negatif insanlar, hastalıklar çekecektir.

Lütfen bu anlattıklarımı göz önünde bulundurarak, geçmişi, başkalarını affedin. Yasaların işlemesi için affetme çalışmaları yapmak çok önemlidir.

Affetme gerçekleşmediğinde, hiçbir yasa sizi tatmin etmeyecektir. Hatta tüm yasalara karşı gelmiş olacaksınız.

Her insanın olumsuz duyguları olabilir. Bu çok normal, bunları reddetmeyin. Onlarla mücadele etmek yerine onları kabul edin.

Olumsuz duygu ve düşünceleriniz sizi rahatsız ettiğinde, onlara sevgi gönderin. Onları serbest bırakarak sizden uzaklaşmasına izin verin.

Mesela şöyle söyleyebilirsiniz: Eşime karşı öfkemi kabul ediyorum. Bu duygu benim ve bu duyguyu üreten benim…

Şu an öfke duyguma sevgi gönderiyorum. Onu özgür bırakıyorum ve hayatımdan gitmesine izin veriyorum.

Artık yasayı bildiğinize göre sonuçlarınızın nedenlerini bilinçli olarak oluşturabilirsiniz.

Şu an yaşadıklarınızın bir sonuç olduğunu ve bu sonuçların nedenlerini sizin oluşturduğunuzu fark edeceksiniz.

Ve kontrollü nedenler oluşturabilirsiniz. Bu yasayı bilmek daha güzel sonuçlar oluşturmak için sizi motive edecektir.

Olumsuz duygu ve düşünceleri biriktirmek yerine kabul edin ve hayatınızdan uzaklaştırın.

Bu yasanın farkındalığında gelecekle ilgili güzel tohumlar atın zihninize.

İnsanları sevindirmek, yardım etmek, faydalı eylemlerde bulunmak iyi nedenler olabilir.

İyi niyet, güzel düşünceler de sonuçlar olarak karşımıza çıkacak

Zor Zamanlarda Ayakta Kalabilmek / David Spangler

Zor zamanlarda ayakta kalabilmek ve gelişmeyi sürdürebilmek için enerjimizin açık, temiz, berrak ve akışkan kalmasına ihtiyacımız var. Bunu nasıl yaptığınız tamamen sizin durumunuza, içsel kapasitenize ve karakterinize bağlı. İşte size bu durumlarla başa çıkabilmek için oniki basit öneri.

1. Fiziksel Aktiviteler

Hiçbirşey enerjinizi fiziksel aktivite gibi akışkanlaştıramaz ve bu aktivite nefes almak kadar basit olabilir. Paniklemek üzere olduğunuz kimbilir kaç kez derin nefes almanız söylenmiştir size! Bunun bir yolu ritmik olarak nefes almaktır.
Yürümek, enerji akışını yenilemek için bir diğer harika ve kolay yoldur.

2. Korkuyla Arkadaş Olun!

unutmayın, tek korkmamız gereken korkunun kendisi
Enerjetik olarak yapılması gereken en iyi şey bununla yüzleşmek ve korku yüklü enerjiyi kabul etmek olmalı. Bu cesaret isteyecektir ama korkuyla yüzleşmek bizi güçlendirir.
Korku da tıpkı acı gibi bize yanlış olan ve dikkat etmemiz gereken bir şeyleri gösterebilir. Bizi bir durumu düzeltmek için eylemde bulunmaya çağırıyor olabilir.
Aslında bazı değişimler iyi olduğu gibi bizi eskisinden daha güçlü yapmayı hedefliyor da olabilir ama o an içinde bunu bilmediğimiz ve emin olamadığımız için korku duyuyor olmamız mümkün.
Korkularınızı derinlemesine dinlemek üzerlerindeki yükü azaltabilir ve sizi hayatınızda önemli değişimler yapmaya yönlendirebilir.

3. Suçlamayın

Suçlama korkudan ve kızgınlıktan kaynaklanır, enerji alanımızı sıkıştıran ya da oluşturan duygular çalkantılı ve inciticidir, suçlama, bir insana saldırıda bulunmaktır, cezalandırmak için duyulan isteği açıkça veya dolaylı olarak ifade etmektir.
Zamanınızı insanları suçlamaya ve kızgınlığınızı dışa vurmaya harcamak o an için iyi hissettirebilir, tıpkı kanınızda yükselen şeker oranı gibi, ama bu ruhunuzun diyabete uğramasına neden olur ki bu da körlükle ve başkalarını sevmek ve kucaklamak için ihtiyacımız olan ruhsal kollarımızın kesilmesiyle sonuçlanabilir.

4. Her şey dağılmıyor- Olumlu Bakış Açısını Korumak

Her şey dağılmıyor, ya da en azından bir asteroidin dünyaya çarpıp tüm hayatı silip süpürmek üzere olduğu bir durumda değiliz.
Durup etrafınıza bir bakın ve görmeye çalışın. Korkunuzun bir felaket balonu gibi dünyanıza inmesine izin vermeyin.
Hayat ihtiyaçlarımızı varlığımızın temiz, berrak bir havuzunun içinde okuyabilir, ama eğer suyun yüzeyi sürekli çalkantılıysa bunu yapamaz.

5. Pozitif Düşünceler Üretmek

negatif düşünce ve duygular içimize sızdığında bize geri dönecek olan tuhaf bir kızgınlık ve korku yaratabilir; çünkü bunlar birbirlerine bağlı enerjilerdir ve kolektif şuurdan sızıntıya neden olacak en küçük bir çatlaktan birlikte içeri giriverirler. Bu şekilde önce negatif bir düşünceye sahip olup ardından da bundan dolayı kendimizle ilgili negatif hissetmek enerjimizi kesinlikle bloke edebilir.
pozitif düşünmek, ya da bağlantıda kalmamızı sağlayan, geniş ve akışkan kalabilmemize izin veren düşünce biçimi olarak tarif edilebilir.
Sık sık eğlenceli hatıraları, deneyimleri, düşünceleri ve bunun gibi şeyleri düşünmek ruh halimizi değiştirebilir.
bu tür düşünceler beynin mutluluk kimyasallarının akışını tetikleyebilir ve endorfin hormonu beden kimyamız üzerinde ani ve pozitif etkiler meydana getirebilir. Mutlu bir beden ise daha temiz ve akışkan bir enerji alanı yaratacaktır.
Bu aynı zamanda şuursuzca korkulara kapılmayıp insanların hayatlarına pozitif enerji, pozitif imajlar, düşünce ve duygular aktarmak ve böylelikle dünyanın kalbindeki güzelliğe uyumlanmalarına yardımcı olmak demek.

6. Bağlantı Halini Korumak

Eğer korktuğumuz için bağlantımızı koparırsak bize yardımların gelebileceği daha geniş bir dünyayla olan iletişimimizi ve bağlantımızı koparmış oluruz.
Bolluk, bütünlük ve bağlantılı oluş halinde akar, bu, izole ve muhtaç bir durum içindeyken bize verilmiş özel bir mucize değildir. Enerjinizin genişlemesini ve dünyanın iyiliğine katılımda bulunmasını istiyorsunuz ki dünya da size her zaman sizin için hazır bekleyen hediyelerini, kutsamalarını sunsun.

7. Cömertlik

İster zamanımızı verelim, ister enerjimizi ya da paramızı; cömert olmak kalplerimizi, zihinlerimizi açmanın; bir akışı yenilemenin en hızlı ve emin yollarından biridir. Size bununla ilgili bir sır vermek istiyorum. Vermek hediye etmektir. Karşılık gerektirmez. Cömertliğin doğası, kendinden gerçekten bir şeyler verip karşılığında bir şey beklememektir. Eğer karşılık olarak bir şey beklersek, beklenti kendiliğinden bir sıkıştırmaya dönüşür, enerji alanımızda baskılayıcı bir güç halini almaya başlar, özellikle de cömertliğimizin kabul görmeyeceği ya da en azından tahmin ettiğimiz şekliyle karşılığını bulamayacağı hayal kırıklığına, kızgınlığa dönüşürse. Bir hediye hem vereni hem de alanı özgürleştirir, onları bir zorunluluk ve beklenti zincirleriyle birbirlerine bağlamaz.

8. Şükretmek

“şükürlerimizi saymak” iyi bir enerji hijyeni sağlar çünkü bu kalplerimizi minnet duymaya açar.
Minnet duymak sadece takdir etmek değildir. Bu bir hayatın içten bağlantılı halinin ve büyük bir varoluş birliğinin farkındalığı demektir. Farkındalık kalplerimizi açar ve katılım ve akış hissimizi yeniler. Hayata, Kutsal olana “teşekkür ederim” demek ve özellikle de kendi insanlarımıza bunu söylemek bağlantılı olduğumuz herkese sunduğumuz bir minnet haline gelir ve bizi kıtlık ve kayıp hislerinin üzerine çıkartır, aksi takdir de onlar bizi aşağı çekecektir.

9. Zamana Minnet Duymak

Yaşadığımız zaman mücadeleyi gerektiriyor ama aynı zamanda yaratıcılığa ve yeni doğumlara, yeni potansiyellere ve yeni olasılıklara açık zamanlar. Olanlara bu yönünden bakmak enerjimizi yeniden akışkanlaştıracak ve açacaktır.

10. Bağımsızlığınızı Koruyun

Bu, yalnızca bizim hayata katabileceğimiz eşsiz hediyelerin kaynağıdır. Bağımsızlığımızı korumak bu içsel bütünselliğe akort olmak ve kimliğimizi onurlandırmak (kendimizi onurlandırmak) ve hayatla birlikte oluşturduğumuz bağlantıları onurlandırmaktır.
Büyük mücadeleler büyük insanlara gelir ve her birimizin içindeki ruhun ve hayatın büyüklüğü çoğumuzun umduğundan daha büyüktür. Bağımsızlığımızı korumak kapıları içimizdeki genişliğe ve etrafımızdaki hayatla daha güçlü bir ilişki kurmamıza açar.

11. Sevecen Olun

Sevgi dolu olun. Sevgi gerçekten de insani problemlere yanıttır; kendini sevmek, başkalarını sevmek, bulunduğu yeri sevmek, yaptığı işi sevmek, doğayı sevmek, hayatı sevmek, dünyayı sevmek, tüm harikalığı ve ihtişamı içinde ruhu sevmek. Sevgi enerjimizi özgürleştirir. Bizi açar ve pek çok düzeydeki ruh ve hayat akışının içine bırakır. Sevgi tezahürün ardındaki gerçek sırdır.
Sevginin olduğu yerde birbirimize yardımcı olabiliriz. Sevginin olduğu yerde ayrılığın üstesinden gelme ve ayrılığın getireceği korkuyu altetme isteği vardır. Birbirimiz için birer yürek, zihin ve istek gücü olabiliriz. İçinde bulunduğumuz zor bir zaman olabilir, ama sevgi sayesinde zor insanlar olmaktan kurtulabiliriz.

12. “Tanrı Dolu” Olun

“Önce Tanrıyı hayatınıza alın, ardından ihtiyacınız olan her şey size gelecek.”
Tanrıyı en başa koymak “Tanrı Dolu Olmak” demek
Kalbimi açmadan önce izin verin kalbim Tanrıyla dolu olsun.
Düşünmeden önce izin verin zihnim Tanrıyla dolu olsun.
Konuşmadan önce izin verin ağzım Tanrıyla dolu olsun.
Bir şey yapmadan önce izin verin kollarım Tanrı’yla dolu olsun.
İzin verin kişisel dünyam önce Tanrı’nın dünyası olsun, Tanrı dolu bir dünyam olduğunda biliyorum ki diğer her şey sonradan eklenecektir.

İnsanın Gerçeği Kendini Bilmek – P. D. Ouspensky

Dinlerin, felsefelerin, Doğu ve Batı ezoterik çalışmalarının ortaklaşa amacı tek bir noktada, KENDİNİ BİLMEK’te yoğunlaşır. Bu noktaya ulaşmanın yöntem ve şartlarını kendi görüş ve anlayışlarına göre önerirler. Teolojik ve felsefî doktrinler arasında insanın “kendini bilmesi” sorunu sık sık ifade edilmekle beraber, nazari iman ve kuşkucu aklın çoğu kez boşa dönen dişlileri arasında bu noktaya gerektiği kadar önem verilmemiştir. İnsanın kendini tanıması, bu yolda objektif bir bilgiye ulaşması çok çaba ve çalışma isteyen, zahmetli bir iştir.

Kendini bilmek ya da tanımak, insanın değişmesi zorunluluğunun doğal bir uzantısıdır. Değişmek, uyanmak, şuurlanmak için “fazlalıkları” terk etmek içsel bir mücadeleye girişmek, özdeşleşmeyi kolaylaştıran bağımlılıklardan soyunmak şarttır. Üstün çaba gösterilmeden, kendi üzerinde çalışmadan değişmek, uyanmak, şuurlanmak mümkün değildir. Bütün ezoterik çalışmaların, inisiyatik öğretilerin temeli TERK’e dayanır.

İnsan, her yanı “fazlalıklarla” çevrili ve çeşitli putların isteklerini yerine getirmek durumunda olduğunu bilmeden mahpusluktan kurtarılamaz. İnsan özgür olmadığını anlamazsa hapishanesinden çıkamaz. Özgür hâle gelmek için İç Özgürlüğü elde etmelidir. İnsanın uğrunda mücadele ederek kazanması gereken şey özgürlüktür.

İnsanın iç özgürlüğü elde etme yoluna girmesi “terk etme”ye hazır hale gelmesine bağlıdır. Herhangi bir şeyi kaybetmekten korkmayan, kaybedilecek bir şeyi olmadığının şuuruna varan kimse, bu şekilde her şeyi kazanır.

Sonsuz tekamül yolculuğunun başında varlıkların üç ana gayesi vardır:

– Kendini Bilmek,
– Rabbini Bilmek,
– Tekamül Etmek.

Mazeret Yok / Jay Rifenbary

Düşlerinizi yaşamak için ne gerekirse yapın. Kendinizden ya da başkalarından hiçbir mazeret kabul etmeyin.

Yaşamınızın değişmesini istiyorsanız, düşünce tarzınızı ve davranışınızı, istediğiniz şeylere uygun olarak değiştirin. Daha önce yapamadığınız ya da düşünmediğiniz bir şeyi yapar veya düşünürseniz, daha önce hiç elde etmediğiniz bir şey elde edersiniz.

Zaten sahip olduğunuz gücün, yürekliliğin ve iç güzelliğin işaretlerine duyarlı olun. Harika niteliklerinizin farkına varın ve tüm niteliklerinizi geliştirmeye çalışın.

Başarısızlık ve reddedilme korkularına karşı duyarlı olun. Bunlar, gönlünüzdeki arzuya ve bir gelişme fırsatına yakın olduğunuzu gösteren işaretlerdir.

Kendi yaşamınızın kahramanı olun. Yaşamın bir mücadeleden ibaret olduğu yargısından vazgeçerseniz, daha fazla başarı elde etmeye başlarsınız. Yüklerinizden kurtulun geçmişte kullandığınız mazeretlerin bir listesini yapın. Bunları bir daha kullanmamaya söz verin ve o listeyi atın.

Sizin ve çevrenizdeki insanların yaşamını etkileyecek -yakında vereceğiniz kararlarınızın-listesini yapın. Böylece karar vermekten ya da sonuçların sorumluluğunu almaktan kaçınmak için kullanmış olabileceğiniz mazeretlerin daha fazla bilincine varabileceksiniz.

Bir şeyi yapmamanızın, geçmişteki akılcı nedenlerinin artık geçerliliğini yitirmiş olabileceğinin farkına varın. Bunlar halen kullanırsanız- yalnız mazeret işlevi görür. Eski bir gerçekliğin kalıcı bir mazerete dönüştüğü yerde ciddi bir sorun vardır. Ne zaman bir mazeret aradığınızı fark ederseniz düşünce tarzını değiştirin.

Yaşamınızı, başkalarının beklentilerinin değil, kendi beklentileriniz üzerine kurun. Kendinizi ve ne yapmak istediğinizi kabul etme yürekliliğini göstererek yaşamınıza sahip çıkın. Bu, bir ilişkiyi riske atmayı gerektirebilir, ama böylece, büyük olasılıkla çevrenizdekilerin size olan saygısını arttıracaktır.

Reddedilme korkusunun kalkanı olarak kullanıyor olabileceğiniz insanlara sığınma tutumundan, onların arkasında saklanmaktan vazgeçin. Böylece, birbirinizi daha önce hiç yaşamadığınız bir boyutta sevme özgürlüğünü tadacaksınız.

Eylemlerinizin sorumluluğu tümüyle üstlenirseniz, gönlünüzdeki yükün hafiflediğini hissedersiniz. Eylemleriniz nedeniyle kimseyi suçlamamaya karar verirseniz, kendinizi daha güçlü, daha az yalnız ve sonuçlara karşı daha yürekli hissedersiniz.

Doğru Bakış Açısı – Hasan Enes

İnsan olarak hayatta acı ve tatlı pek çok olayla karşılaşırız. Yol arkadaşlarımız tarafından terk edilebilir, hastalanabilir, mal varlığımızı yitirebilir, sevdiklerimiz bize kapılarını kapatabilir v.s

Genelde bu gibi durumlarda insanlar çok çabuk sinirlenip üzülürler, hayata ve olaylara karşı bakış açılarında bir değişme oluşur. Hatta aynı hareketleri, olayları onlar da karşılarındakine yapmaya kalkarlar. Bu da insanın nefsi karşısındaki acizliğini gösterir. Nefsine yenik düşmeyen insanlar ise bu olayları sabırla karşılayarak bu durumları olumlu şekilde nasıl değerlendirebileceklerini düşünürler.

Hayatta en kötü şeylerde, en çirkin işlerde bile bir güzellik vardır. Havarilerin köpek leşinden tiksinmeleri karşısında Hz. İsa’nın : “Ne güzel dişleri var” demesi gibi. Yeter ki insan olumlu yönden bakmayı bilsin.

İnsan, çerçevesini küçük, dar bir alanla sınırlı tutarsa bakış açısı da o derece küçük olur. “Sürekli güneş var” diye ekinlerinin kuruyacağını düşünüp güneşe söylenenler, “Yağmur yağıyor işçiler çalışamayacak” diyen patronlar , “Sel gelip motorlar arızalansın da para kazanayım” diye bekleyen elektrikçiler, verilenler karşısında cüzi bir miktar parası alınacak diye düşünenler, “Verdiğim yemek zayi oldu” diye oturup üzülenler, yol arkadaşı kendisine bir şey dedi diye kızıp gidenler… İşte bunlar, bakış açıları dar, olaylar karşısında tamamen aciz, nefislerine yenik düşmüş ve küçük kabuklarının içinden çıkamayan insanlardır. Kendilerine belirli bir çember çizmiş ve bu çember içerisinden çıkmamak için direnmektedirler.

Bir de bu olayların tersine bakalım isterseniz. Yağmurun ve güneşin faydalarını bilen ve buna şükreden patronlar, sel karşısında insanların mağduriyetlerini düşünen bir elektrikçi, “Yaptığım yemek güzel olmadı” diyerek sebebini araştıran ve daha güzelini yapmaya çalışan bir aşçı, “Birlikte yürüdüğüm kişi bana neden böyle söyledi ?” diye düşünen ve bundan ders çıkaran Müslüman… Evet, bakın bir anda nasıl da değişiyor insanın bakış açısı. Yeter ki o çemberi geniş tutarak olaylara doğru yerden bakabilelim.

Bir insanla sorun yaşadığınızı düşünün bir an için. Ve bu kişi ilk etapta öyle bir tepki veriyor ki, olayların gelişimini öyle bir değerlendiriyor ki sormayın. Bu değerlendirme esnasında kelimelere öyle bir anlam kazandırıyor ki, nefsi bir bakış açısı ile acı olan gerçeğin üzerini gelin gibi giyindiriyor. Ve haksız olduğunu bile bile geçmişte sizinle olan uzun vadedeki birlikteliğini, bir anda ters yönde değerlendiriyor. Halbuki birliktelik fedakarlık ister, birliktelik bakış açınızın dar olmamasını gerektirir. Arada sorun olarak görülen şeylerin, aslında bir hiç olduğunu ve arkadaşını yarı yolda bırakmanın acısını ancak ondan uzaklaşınca anlar. Gemiyi en son kaptanın terkedeceğini biliyoruz ama tayfaların da yolculardan önce kendilerini kurtarma çabalarına anlam olumlu bir anlam veremeyiz. Bütün tayfaların kaptana yardım ettiğini düşünürsek bunun adına “Gemisini kurtaran kaptan ve tayfalar” deriz.

Her insanın bu şekilde olumlu düşündüğünü varsayacak olursak, kişiler arasında hiçbir sorun kalmayacaktır. Ve bu durumda ister insanlara karşı olsun, ister hayattaki diğer olumsuzluklara karşı olsun ilginç bir sevgi duymaya başlarsınız. Bu şekilde bir hareket karşıdaki kişide de değişmelere sebep olacak ve onun olumlu adımlar atmasına vesile olacaktır.

Başımıza gelecek olumsuz olayların zaman zaman yararımıza olabileceğini ya da karşılaştığımız olumlu olayların zaman zaman zararımıza olabileceğini anlamak ilk etapta zordur. Yolda giderken lastiğinizin patladığını düşünün,.arabayı kenara çekip indikten sonra 100 metre ileride geçeceğiniz köprünün çöktüğünü hayal edin.Ya da size yüklü miktarda bir miras kaldığını ve bu mirası alıp dönerken bindiğiniz uçağın düştüğünü.

Siz siz olun, lastiğiniz patladığında oturup bir mangal yakın ve keyfini çıkarın.

İKİ ŞEY ÖĞRETİSİ

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:

1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek

İki şey senin yanlış yapmanı engeller:

1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirmek
2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür :

1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağırdan satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey seni ‘Nitelikli İnsan’ yapar:

1- İradene hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak

İki şey sana ‘Ekstra Değer’ katar:

1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek

İki şey seni geri bırakır:

1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik

İki şey seni kaşif yapar:

1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik

İki şey senin ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar:

1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak

İki şey başarının sırrıdır:

1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:

1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık

İki şey seni milyonlarca insandan ayırır:

1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller:

1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat)
2- Felakete odaklanmış olmak

İki şey çözüm getirir:

1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)

İki şey’in değeri kaybedilince anlaşılır:

1- Anne
2- Baba

İki şey geri alınmaz:

1- Geçen zaman
2- Söylenen söz

İki şey ulaşmaya değerdir:

1- Sevgi
2- Bilgi

İki şey “hayatta önemli olan her şey” içindir:

1- Nefes alabilmek
2- Nefes verebilmek

Giordano Bruno
(1548- 1600)

Yaşadığınız her günden hayata dair bir ders alın

Bazen birileri hayatınıza girer ve onların orada olmalarının sizin bazı amaçlarınıza hizmet etmeleri size ders vermeleri veya kim olduğunuz ya da kim olmak istediğiniz konusunda size yardım etmeleri demek olduğunu kesinlikle bilirsiniz.

Bu kişilerin kim olabileceklerini asla bilemezsiniz – bir oda arkadaşı bir profesör bir arkadaş bir sevgili ya da tamamen yabancı biri – ama gözleriniz onlarla kilitlendiğinde işte o an hayatınızı çok derin bir şekilde etkileyeceklerini bilirsiniz.

Bazen başınıza gelen şeyler ilk başta korkunç acı verici ve adaletsizce görünebilir ama sonraları aksine o engelleri aşmadan potansiyelinizin gücünüzün iradenizin ve yüreğinizin asla farkına varamayacağınızı anlarsınız.

Hastalık yaralanma aşk gerçek mükemmelliğin kayıp anları ve aptallıklar hepsi sizin ruhunuzun sınırlarını test etmek için vardır. Bu küçük testler olmaksızın her ne olursa olsunlar hayat hiçbir yere varamayan pürüzsüzce asfaltlanmış düz yavan bir yol gibi olurdu. Güvenli ve rahat; ama aptalca ve tamamen anlamsız.

Tanıştığınız hayatınızı etkileyen insanlar tecrübe ettiğiniz başarı ve çöküşler kim olduğunuzu ve kim olacağınızı bulmanıza yardımcı olurlar. Kötü tecrübelerden bile bir şeyler öğrenilebilir. Aslında bazen onlar en önemlileridir.

Eğer birileri sizi severse karşılığında onlara hangi şekilde yapabiliyorsanız sevgi verin sadece sizi sevdikleri için değil aynı zamanda size sevmeyi ve kalbinizi ve gözünüzü nasıl açabileceğinizi öğrettikleri için. Eğer birileri sizi incitirse aldatırsa ya da kalbinizi kırarsa onları affedin size güveni ve kalbinizi kimlere açacağınıza dikkat etmenin önemini öğrettikleri için.

Her gününüzü önemseyin. Her anın değerini bilin ve onu bir daha asla yaşayamayacağınız için o anlardan alabileceğiniz her şeyi alın. Daha önce hiç konuşmadığınız insanlarla konuşun ve onların söylediklerini dinleyin!

Aşık olmanıza izin verin kendinizi serbest bırakın ve görüşlerinizi yükseltin. Başınızı dik tutun; çünkü her türlü hakka sahipsiniz. Kendinize önemli bir kişi olduğunuzu söyleyin ve kendinize inanın; çünkü eğer siz kendinize inanmazsanız başkalarının size inanması güç olacaktır. Hayatınızda istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Kendi hayatınızı yaratın ve daha sonra dışarı çıkıp hiç pişmanlık duymadan yaşayın! Ve eğer birilerini severseniz bunu onlara söyleyin; çünkü yarının neler sakladığını asla bilemezsiniz.

Sharon Zeff

Yaşadığınız her günden hayata dair bir ders alın! Bugün; dün için endişelendiğiniz yarındır. Buna değer miydi?

ZORLAR VE KOLAYLAR

Yıkmak, herkesin işi olabilir;
yapmak yalnız gücü ve aklı olanların işidir.

Hayatta zor işler, kolay işler var,
Bunları ayıran insan olmak zor.

Bilgiçlik taslamak, konuşmak kolay,
Az ve öz konuşup susan olmak zor.

Akıl vermek kolay, iş bozmak kolay,
Bozuğu onaran insan olmak zor.

Niyet etmek kolay, başlamak kolay,
Bir işi bitiren insan olmak zor.

Almak kolay, benlik, bencillik kolay,
Alan insan değil, veren olmak zor.

Merak kolay, olay seyretmek kolay,
Bakan insan değil, gören olmak zor.

Kazanç kolay, servet, zenginlik kolay,
Vicdanlı, namuslu patron olmak zor.

Açları kandırmak, azdırmak kolay,
Açları doyuran insan olmak zor.

Yemin etmek kolay, söz vermek kolay,
Verdiği sözünde duran olmak zor.

Seçilmek, yükselmek, baş olmak kolay,
Sahtekar baskıyı kıran olmak zor.

Hile, yalan, riya, kalleşlik kolay,
Doğru olmak, içten insan olmak zor.

Kan akıtmak kolay, acıtmak kolay,
Acıyan yarayı saran olmak zor.

Nefse uymak kolay, hırslanmak kolay,
Nefsini, hırsını yenen olmak zor.

Yuva kurmak, evlenmek kolay,
Yuvada huzura eren olmak zor .

Yaşam kolay, doğmak, yaşlanmak kolay,
İnsanca yaşlanmak, insan olmak zor.

HAYATIN AMACI

Çok eskiden Yakup adında fakir bir mum yapımcısı vardı.

Adam elmasların alelade çakıl taşları kadar çok olduğu esrarengiz bir adadan sözedildiğini duymuştu. Böylece Yakup bir gün evinden ayrılıp, uzaklardaki limana gitmek üzere yola koyuldu. Oraya ulaştığında elmas adasının gerçekten var olduğunu öğrendi.

Ama acele etmesi gerekecekti. Çünkü adaya sadece her yedi yılda bir, bir tekne gidiyordu ve o da, az sonra yola çıkıyordu. Yakup karar verdi ve tekneye koştu. Adaya vardığında duyduklarının hepsinin doğru olduğunu gördü!

Her yer kumsaldaki kum taneleri gibi elmasla doluydu.

Eve döndüğünde nasıl zengin olacağını hayal ederek dizlerinin üzerine çöken Yakup, torbalarını ışıklar saçan değerli taşlarla doldurdu.

Nasıl olduysa tam o sırada ada sakinlerinden biri ona yaklaştı:
“Torbalarını bu değersiz çakıl taşlarıyla doldurarak zamanını boşuna harcıyorsun” dedi yeni gelen; “Yedi yıl burada kalacağın için kendine bakmanın bir yolunu bulsan iyi edersin. Bir mesleğin var mı?”
“Ben mum yaparım” dedi Yakup…

“Çok güzel. O zaman mum yapmaya başlasan iyi olur” dedi adam…
Yakup aynen bunu yaptı. Çok geçmeden giderek büyüyen bir iş kurdu.

Aslında, kendisiyle rekabet edecek başka bir mum yapımcısı olmadığı için adadaki en önemli adam haline geldi. Daha Yakup farkına bile varmadan yedi yıl geçmişti…

Nihayet bir gün tekne geri geldi.

Bunu gören Yakup, telaş içinde eşyalarını toplayarak tekneye bindi. Eve döndüğünde ailesi sabırsızlıkla bavullarına baktıktan sonra, gözlerini hayret içinde Yakup’a dikti:

“Hazine nerede?” diye sordu karısıyla çocukları; “Gideli yedi yıl oldu, bir tomar mumla geri döndün. Bu nasıl iş?”

Yakup gülmekle yetindi.
Anlamıyorlar mıydı?

Mumlar, onu adada, hem önemli hem de değerli bir insan yapmıştı!
Yakup, konuşmak için ağzını açtığında birden hakikati gördü…

Adaya gitmesindeki amacı unutmuştu; hala evden ayrıldığı sırada sahip olduklarından daha değerli bir şey yoktu… Yakup, işte bunu anladı…

Anlamak, algılamak ve hissetmektir. Bazen gitmek istediğiniz yere yaptığınız ‘yolculuk’, ulaşmak istediğiniz yerin kendisi kadar değerlidir, unutmayın…

SUSMAYI ÖĞRENDİM

Bir gün susmayı öğrendim.. Öyle bir sustum ki, belki sonsuza kadar… susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi.Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır,öper sonrada hadi odana git derdi.Yemek hazır olunca annem çağırır bu defada masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer,sesimi duyuramayıncada bağırırdım. Babam sinirlenir,” Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme! ” derdi.Annemde ” Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laftamı konuşturmayacaksın babanla? ” diye çıkışır beni odama gönderirdi.

Çaresiz bir şekilde boynumu bükerek odama, yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan ” Bizim bir odamız bile yoktu. Her şeye sahip hala ne istiyor anlamadım ” diye bağırmaya devam ederdi. ” Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık ” derdim içimden, ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim…

Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır televizyon izlerdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli bir şey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz!!!

Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; ” Bak böyle uslu uslu oyna işte ” diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak artık beni odama göndermiyordu. ” Son günlerde nede akıllandı benim oğlum ” diye komşulara anlatıyordu annem halimi. Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem ” Odanı topla ” diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor, ama odamı toplamayı beceremiyordum. Annem odama gelip ” Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım ” dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayıda elimden alırsa ben ne yapacaktım? Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım.

Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zaman ki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. ” Hım ” dedi. ” Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde ” dedi. Ben ” Hayır o adam değil, bu çocuk sensin ” dedim. O ” Hayır bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kızda arkadaşın ” dedi. Ben yine ” Hayır. O büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kızda annem ” dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip; ” Peki neden bizi küçük çizdin? ” dedi. Heyecanla başladım anlatmaya. ” Ben büyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet Amca ile Ayşe Teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde ‘ Hadi odanıza çekilinde kafa dinleyeyim ‘ diyeceğim. Ve birde bağıracağım ‘ Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odalarıda var daha ne istiyorlar ‘ diye.

Annemle babamın gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı…Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi…

Öyle ya

Farkında olmalı insan…
Kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı..
Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen..
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli..
Anne karnına sığarken, dünyaya neden sığmadığını..
Ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli..
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli..
Henüz bebekken ‘Dünya Benim!’ dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,
ölürken de aynı avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!’ dercesine apaçık kaldığını fark etmeli..
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli..
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra..

Azrail’in her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan..
Ve ölmeden evvel ölebilmeli..
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte,
ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli..
Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) olduğunu fark etmeli..
Ve ona göre yaşamalı..
Gülün hemen dibindeki dikeni,
dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli..
Evinde 4 kedi 2 köpek beslediği halde,
çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli..
Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli..

Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini,
ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli..
Zenginliğin ve bereketin,
sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli..
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını,
60-70 yıl sonra sigara yüzünden Azrail’e soba borusu gibi teslim etmenin emanete hıyanet sayılacağını fark etmeli..
63 yıllık ömründe hiç karnı doymayan bir Peygamber’in ümmeti olarak,
aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli.
FARK ETMELİ.

Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür.

KELEBEK ETKİSİ

“Çin’de bir kelebek, bir çiçeğin üstüne konarken kanat çırptı diye Karayip adalarında fırtına çıkması olasılıklardan biridir. Bir kelebeğin kanat çırpmaları bile belli bir süre sonra atmosferin durumunu tümüyle değiştirebilir. Bu spiritüel olarak demektir ki: yaşamda öyle çok olasılık var ki, bizler varoluş yasaları içinde yapacağımız özgür seçimlerle kendimize sürekli yeni olasılıklar yaratma, düş kelebeğinin kanatlarını çırpmasıyla da yepyeni bir ortamla karşılaşma potansiyeli ile her an iç içe yaşıyoruz.
….

Halkalar ve zincirler birbirlerine öyle bağlıdırlar, olaylar-oluşumlar birbirine öyle bağlıdırlar ki, sizin gelişiminiz bir diğerinin gelişimini tetiklemekte veya ona bir fayda sağlamakta ve bu böyle tıpkı suya atılan bir taş gibi halka halka ilerlemektedir. Halkalar giderek, açılarak büyümekte ve karşı kıyıya kadar varmaktadır.
….

Evrenin küçük bir köşesinde küçücük bir kelebeğin kanat çırpması, evrenin bambaşka bir köşesinde çok büyük dalgalarla bambaşka bir olaya neden olabilir. Süre gelen halkaları izlerseniz, o olayın da nasıl geliştiğini bulma şansınız olabilir. Bu da sebep-sonuç yasasıdır. Küçücük bir hareket, küçücük bir ivme birbirine bağlı halkalar nedeniyle çok bambaşka bir olaya dönüşebilir. O yüzden sizin buradaki gelişiminiz ve ortak şuur alanına ilkeler ve prensipleri korumak doğrultusunda yaptığınız yayınlar, hiç tanımadığınız gezegenin bambaşka bir ucundaki bir varlığa çok faydalı etkilerde bulunabilir ve onun gelişimine katkıda bulunabilir.

ÜZÜLME

Daha önce çok şeye üzüldün; faydası olmadı.
Çocuğun başarısız olunca üzüldün ; başardı mı ?
Sevdiğin bir yakının ölünce üzüldün; canlanıp döndü mü?
Ticarette zarar edince üzüldün; zararların kâra dönüştü mü?

Üzülme !
Felakete üzüldün; felaketler çoğaldı.
Fakirlikten dolayı üzüldün; huzursuzluğun arttı.
Seni sevmeyenlerin dedikodularına üzüldün; onları sevindirdin.

Üzülme !
Çünkü üzüntü ; sana
Geniş bir ev,
Güzel bir eş,
Bol bir servet,
Yüce bir makam,
Hayırlı bir evlat vermez!..

Üzülme !
Çünkü üzüntü;
Saf suyu zakkum gibi acı,
Gülü dikenli bir ot,
Güzelim bahçeyi bir çöl,
Nurlu hayatı da yaşanmaz bir hapishaneye dönüştürür.

Üzülme !
Ve haline şükret ! Çünkü;
Sağlam iki gözün, kulakların, dudakların var.
İki elin – kolun, ayakların, konuşan dilin var.
Kendine güvenin ve sağlam bir vücudun var !.

Üzülme !
Ve haline şükret ! Çünkü;
Sağlam bir inancın, bir dinin var.
İçinde huzur bulacağın bir evin, bir ailen var.
Yiyecek ekmeğin, içecek suyun, giyecek giysin var.
Ve yanında huzur bulacağın insanlar var !.
Şu halde üzüntün niye ?

Eğer bir çocuk 
Dorothy Law Nolte

Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse,
Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse,
Kavga etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa,
Sıkılıp utanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk devamlı utanç duygusuyla eğitilmişse,
Kendisini suçlamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse,
Takdir etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk devamlı desteklenip yüreklendirilmişse,
Kendine güven duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyümüşse,
Adil olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse,
İnançlı olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse,
Kendini sevmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.

Acaba siz kimlerdensiniz?

Siz, akşam olup eve geldiğinizde “Bugün de bitti, hiç bir şey yapamadan, yine geçti gitti.” Diyenlerden mi, yoksa “Güzel bir gündü.” Deyip, yatmadan önce size kalan bir-iki saatin daha tadını çıkarmaya çalışırken, yarın için heyecan duyanlardan mısınız?

Siz, hem bir yandan beğenmediğiniz alışkanlıklarınızdan şikayet edip, hem de öte yandan bu alışkanlıkları terk etmemek için, durmadan mazeret üretenlerden misiniz? Yoksa, hem “Her yaşta değişebilirim, eskisinin yerine yenisini koyabilirim.” Deyip, hem de değişim için çaba verenlerden misiniz?

Acaba, siz “Mutsuzluk benim kaderim. Bak, yine başıma korktuğum geldi.” Diyenlerden misiniz? Yoksa “Aldığım sonuçlar yaptıklarımın bedeli. Daha iyi şeyler yapıp, daha güzel sonuçlar alabilirim.” diyenlerden misiniz?

Siz, moraliniz bozulunca, hemen yıkılıp-kıvranarak “Hiç modumda değilim.” diyenlerden misiniz, yoksa olayların seyrine mahkum olmadan, hemen havayı değiştirmek için çaba harcayanlardan mısınız?

Siz, hem her gün aldığı kilolardan yakınan, hem de bu kiloları vermek için hiç bir şey yapmayan, sürekli kabızlık rahatsızlığını konuşanlardan mısınız? Yoksa siz, hem fit olmaktan hoşlanan, hem de bunun için sağlıklı yaşayanlardan mısınız?

Acaba siz, başarısızlıklarına fikslenip zihnini yoran, kendini bir kurban gibi gören ve hayatın size karşı olduğuna inanarak, aslında kendini çok önemseyenlerden misiniz? Yoksa siz, en küçük başarıdan bile zevk alan, hayata bir tat daha katmaya çalışanlardan mısınız?

Siz, cenneti varılacak bir yer gibi görüp, yolu durmadan uzatan ve erteleyenlerden misiniz, yoksa içindeki cenneti yaşayanlardan mısınız?

Evet! Siz kimlerdensiniz?
Siz, kendini bilmeden gidenlerden mi, yoksa kendini bulup, arkasında iz bırakanlardan mısınız

Arzu Bıyıklıoğlu

ÖĞRENDİĞİM 7 GERÇEK

Eski zamanlarda, bir genç felsefeden de nasibini almış bir din aliminin öğrencisi olmuş. Tam yirmi yıl süreyle ona öğrencilik etmiş. Genç ayrılırken, hocasıyla aralarında şöyle bir konuşma geçmiş;

Evladım Kaç yıldır benim yanımdasın?

– Yirmi yıldır efendim.

+ Bu süre içinde benden ne öğrendin?

– Hiçbir şeyle değişemeyeceğim yedi hakikat öğrendim.

+ Sadece bu kadar mı?

– Evet.

+ Peki neler öğrendin?

– Baktım ki herkes bir şeyi dost ediniyor, ona gönül verip bağlanıyor. Ancak bunların hepsi insanı yarı yolda bırakıyor. Ben ise beni hiç bırakmayacak, ölümden sonra bile benimle gelecek şeyleri aradım. Dost olarak da iyilikleri seçtim kendime.

+ Çok güzel, ikincisi neymiş bakalım?

– Baktım ki, insanların birçoğu geçici dünya değerlerine dört elle sarılmış; onları koruyor, kasalarda saklıyor, kaybolmaması için her çareye başvuruyor. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine, kimi ününe sımsıkı tutunmuş, onları elden çıkarmamak için çırpınıp duruyor. Oysa ben varlığımı ve bütün isteklerimi O’na satıp, gönlümü yalnız O’nun sevgisine açtım.

+ Devam et!

– İnsanların üstün olmak için birbirleriyle yarıştıklarını gördüm. Ama birçoğu üstünlüğü yanlış yerde arıyor ve birbirlerinin üstüne basarak yükselmek istiyor. Bunun üzerine üstünlüğü maddi değerlerde değil de akıl ve ahlak bakımından yükselmekte, kötülüklerin her çeşidinden el etek çekip, iyiliklere vasıta olmakta aradım.

+ Devam et evladım!

– Yine baktım ki, insanlar sabahtan akşama birbirleriyle uğraşıyor, hayatı boş yere kendilerine zindan ediyorlar. Bütün bunların benlik, bencillik ve çekememezlikten ileri geldiğini gördüm. Ben de gönlümü bu kirlerden arıtarak, herkesle dost olup, huzur ve güven içinde yaşamanın yolunu buldum.

+ Sonra?

– Nedense herkes hatasını sebebini hep dışta arıyor ve başkalarını suçlamak yoluna sapıyordu. Böylece suçlarının örtüsü altında saklanıyordu. Oysa insanın başına ne geliyorsa, kendi yüzünden ve kendi eliyle geliyor. Bunu bilip yalnız kendimle cenge girerek, nefsime uymamaya ve vesvese verenin ağına düşmemeye çalıştım.

+ Doğru!

– Baktım ki insanlar bir lokma ekmek ve dünya geçimi için helal haram demeden her türlü hakkı çiğniyorlar. Hem başkalarının hakını almakla hem de bu haksızlığın azabını vicdanlarında taşımakla iki kere kötülük etmiş oluyorlar. Oysa doğru yaşanıldığında ve hakça bölüşüldüğünde, dünya nimetleri insanlara yeter de artar bile.

+ Yedinci hakikat nedir evlat?

– Yedinci olarak şunu gördüm ki insanlar bir şeye dayanmak ve güvenmek ihtiyacındadırlar. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine. Bunların hepsi de bir süre sonra yıkılacak iğreti desteklerdir. Ben ise yalnız ona sığınıp, O’ndan yardım diledim. Bunun karşılığı ise sonsuz bir güven oldu.

+ Seni tebrik ederim evladım. Ben de yıllar yılı farklı dinleri, din üzerine yazılmış bütün kitapları inceledim. Hepsinin bu “yedi hakikat” etrafında toplandığını tespit ettim.